Şahsım ve ailemle ilgili bu yazı ile konuyu noktalamak
istiyorum. Geçen yazımda ailemin kökeninden bahsetmiştim. Bu yazımda da ailemin
temel vasıflarından bahsetmek istiyorum. İnşallah faydalı ve örnek olur.
Ailemin temel vasfı, bir sulh elçisi olmasıdır. Türk,
Kürt, Arap aşiretleri ve aileleri arasında bir husûmet, dargınlık, anlaşmazlık
olduğunda, ailemiz devreye girer. Hz. Ali nin (ra) savaşlarda taşıdığı sancak
ailemize intikal etmiştir. O sancak açıldığı zaman, herkes yelkenleri indirir.
Kardeş olduklarını hatırlar ve sulh olurlar. Bu gelenek asırlardan beri devam
edegelmiştir.
İlmiye sınıfına mensup olmalarına rağmen aile
mensuplarımız Osmanlı Devleti nin İ la-yı Kelimetullah için çıktığı gazâlarda
yer almışlardır.
Âilemizde en bâriz vasıf Peygamber Sevgisidir. Sevgili
Peygamberimize (asm) olan muhabbet en ileri seviyededir. Bir de vatan sevgisi.
Ailemiz mensuplarından pek çok gâzi ve şehit vardır. Çocuk yaşta olmasına
rağmen gönüllü olarak Çanakkale ye giden Bedevi Dede, Kıbrıs ta şehit olan
Zeynel, 1971 de Yahudilerle yapılan savaşta şehit olan Ahmet unutulmaz.
Kurtuluş savaşı esnasında Dedemin dedesi Karaca nın kardeşi Silo etrafına
topladığı akraba gençleri ve civardan gönüllülerle süvari birlikleri olarak
savaşa iştirak etmiş, subaylarımızla diyalog halinde Fransızların ikmal
yollarını kesmiştir. Bu kara yağız gence paşaların yakın ilgi göstermesi ve
takdirleri sonraki yıllarda pek çok kişinin hayretini mûcip olmuştur. Ordu kimin
ne yaptığını bilmektedir, ama başta Silo dede olmak üzere kurtuluş savaşında
vazife yapmış akrabalarım yaptıklarından bahsetmekten ve övülmekten
hoşlanmazlardı.
Ailemizin temel vasfı haksızlığı, zulme karşı
çıkışlarıdır. Bizim inancımıza göre, yani dört mezhebe göre, bu ülke
Dârü l-İslâm dır. Burada dahilde kılıç çekilmez, asâyişi ihlal edici
davranışlarda bulunulmaz. Elhamdülillah, daha önce olduğu gibi bir asra yakın
zamandır aile fertlerinin asâyişi ihlal edici en ufak hareketleri
görülmemiştir. Ancak, Allah esirgesin kem gözler, yani düşman güçler ülkemize
göz diker de pis ayaklarını yurdumuza basmaya kalkarlarsa, tıpkı Kurtuluş
Savaşı nda olduğu gibi ailemizin bütün fertleri O vakit cihad farz-ı ayn
olduğu için- meşrû idarenin ve ordunun saflarında yer alır ve vatan müdafaasına
koşar. Bunu da bütün dostlarımız bilir.
Bizim ailemiz Kerbelâ dan itibaren zulme mâruz kalmıştır,
ancak aslâ kimseye zulmetmemiştir. Önceki yazımızda ailemizin bir bölümünün
Suriye de kaldığını söylemiştim. O İslâm sevdalısı, Anadolu sevdâlısı masum
insanları, esed güçleri vurdu, deaş vurdu, ypg vurdu. Evlerini harap ettiler.
13 gencimizi şehit ettiler (hele ypg güçlerinin bir gencimizin derisini yüzerek
şehit etmesi unutulmaz.) Oradaki aile mensuplarımızın birçoğu entelektüel idi.
Belediye başkanlığı yapmış olanlar, Batı ülkelerinde ihtisasını yapmış
cerrahlar, doktorlar, mühendisler, ilim adamları vardı. Hepsi de vâridat
sahibi, işyeri sahibi idiler. Bazıları da zanaat ve ziraat erbâbı idiler. Bütün
mallarına, mülklerine, işyerlerine zorla el konuldu. Onlar da, Müslümana kılıç
çekilmez diyerek onlarla mücâdeleyi terk etti, ülkemize hicret ettiler. Daha
doğrusu ana vatana sığındılar.
Ailemiz mensuplarından bazıları aktif siyasete girdi.
Bazıları partilerin üst kademelerine gelmiş olmalarına rağmen hiçbir zaman
aileyi işe bulaştırıp onların sırtına basarak yükselmek istemedi. Dayım Mehmet
Bozgeyik 1973 te MSP Milletvekili seçilmişti. 1994 te Refah Partisi nden
Belediye Başkanı seçildi. Av. Bahattin Bozgeyik Gaziantep Baro Başkanlığı ve
CHP İl Başkanlığı yaptı. Ama bu isimler ailemizi istismar etmedi. MHP den
yönetimde olanlar ve belediye başkan yardımcılığı yapanlar da AKP de siyaset yapanlar
da öyle. Ancak şu bir gerçek, ailemizin bütün fertleri merhum Erbakan Hocayı ve
Millî Görüş camiâsını ve bütün Müslümanları çok severler.