Ekonomi öyle bir şey ki, hayattaki herkesi doğrudan ilgilendiriyor. Hele de bugünlerde doların, euronun, altının rekor düzeyde yükselmesi hem zenginlerin gündemini meşgul ediyor, hem de döviz borcu olan garibanların. Çocuklarını evlendirecek ailelerin, altının yükselişiyle endişeleri kaçınılmaz bir gündem oluşturuyor. Bu gündemler toplumun sadece kendi arasında değil, sosyal medyada da önemli ölçüde yer alıyor. Bizim dikkatimizi çeken bir başka ekonomi konusu ise, Sportif faaliyetler ve bu faaliyetler için harcanan paralardır. 

Takip ettiğim kadarı ile edindiğim bilgi, son on yılda spor tesislerine yapılan yatırım dünyada ikinci sırada yer alıyor. Biz aslında spora karşı değiliz. Bunu baştan belirtelim. Lakin israf boyutunda olan ve karşılık bulmayan bu tür yatırımların milli ekonomiye faydası ve zararı hususundan bakıldığında hiç de olumlu bir tablo ortaya koyamıyoruz. 

Örneğin, futbolda yatırımlara baktığımızda durmadan yeni statlar açılmakta, hatta adına şimdi arena denmektedir. Arazi katliamı bir tarafa, sporculara harcanan euro veya dolar bazındaki paraların milli ekonomimizden neler götürdüğünü oturup hesap ederseniz meselenin ehemmiyetini daha iyi anlarsınız.

Ülkemizde en çok izlenen spor dalı olarak futbol ve basketbolda oyuncu transferine bakacak olursak, son yıllarda gördüğümüz topu topu üç futbolcumuz dışarıya transfer edilmiştir. Ama bunun karşılığında dışarıdan hemen her kulübün yarısından fazlası yabancı oyuncu. Bunların da çoğu astronomik rakamlarla transfer edilmiştir. Basketbolda da durum bundan farklı değildir. Bunlarla da gerek Avrupa ve gerekse dünya şampiyonalarında derece yapılması ve onun karşılığında da ekonomik olarak ülkeye girdi sağlanması gerekir. Peki durum öyle mi? Hayır. Son on yıldır bu hususta hiçbir başarımız söz konusu değildir. Yani harcananlar cepten gitmiştir. Hal böyle iken, ekonomik dengelere bakıldığında konuyu ithalat ve ihracat gibi düşünürsek, bunun cari açığının ne boyutta olduğunu varın biraz düşünün derim.

Evet, spor tesisleri demiştik. Bu tesislere ayrılan yüzlerce hektar tarım arazisi de heba edilmekte. Bir kayıpta buradan olmaktadır. Ama bu arazileri sanayi tesisi veya tarım arazisi olarak kullanmayı düşündüğümüzde, hem milli ekonomiye hem de işsizliğe bir nebze de olsa çare olacağını düşünmekteyiz.

Ben, bir spor kulübü başkanı olarak sporla yeteri kadar içli dışlı olduğum için bu gerçekleri alenen ve yakinen bilmekteyim. Diyeceksiniz ki engellilerde durum nedir? Evet, engelli federasyonlarına devletin vermiş olduğu bütçeler azımsanamayacak kadar fazladır. Lakin, hiç olmazsa engelli sporlarında gerek dünya ve gerekse Avrupa bazında, hatta para limpik olimpiyatlarda derecelerimiz var, bu da ülkemiz için bir getiridir.

İşte bütün bunlara baktığımızda, ülke ekonomisinin neden dar boğaza girdiğini ve işsizliğin neden azalmadığını, ekonomide bir başarısızlığın söz konusu olduğunu söylememize gerek var mı bilmem. Ama şunu söyleyebilir ki, merhum Erbakan Hocamızın milli sanayi,  ağır sanayi, fabrika yapan fabrikalar sözleri kulaklarımızda çınlamakta. Ülke yönetimindeki etkin insanlar neden bunu duymamaktadırlar? diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Tekrar edelim ki biz spora değil, israfa karşıyız. Doğru bir spor ekonomisinden yanayız. Barışçı, bütünleştirici, spor ahlakı ile hemhal olan gençlik yetiştirilmesini canı gönülden istiyoruz. Vesselam.