Memleketimiz en büyük milli sporu nedir diye sorarsanız hiç uzun boylu düşünmeden hemen, ‘çarpıtma’ diyebilirim. 

Üstten, alttan, yandan çarpıtmalarla rakibini kündeye getirmeye çalışan o kadar çok ki. 

Bu spor dalının şampiyonu bile sayılabiliriz. 

‘Yağmur yağıyor’ diyene ‘ben ördek miyim şimdi yani’ diye alınganlığını öne sürenlerden bahsetmiyorum. 

Bu tür alınganlıkların modası geçti çoktan. 

Şimdilerde bile bile yanlış anlama, sözü işine gelene tahvil eyleme gibi yeni akrobatik söz manevraları aldı başını gidiyor. 

Çocuklara ve kadınlara yönelik istismar bu konuda en kullanışlı alan. 

Her iki alandaki istismarı istismar edenlere ne ad vermeli bilmiyorum. 

Bu alanlarda düzenlemeye kalkmak bile son derece netameli. 

Sosyoloji bile çıtını çıkaramaz hale geliyor çocuk ve kadın istismarı konusunda konuşurken. Söz gelimi 17 yaşında bir kızla 18 yaşında bir genç erkek evlendiğinde evlenen erkek aradaki bir senelik yaş farkından dolayı istismardan suçlanabiliyor. 

Kırsal bölgelerde böyle bir kanundan habersiz geleneklere göre evlenen kişilerin ceza ile değil eğitimle normal çizgiye çekilmesi seçeneğini kimse düşünmüyor. 

Bu daha fazla sosyal sorunu bertaraf etmeye yönelik çözüme karşı çıkarken de muhalefeti daha güçlü kılmak için kartopunun içerisine taş yerleştirir gibi “çarpıtma” yöntemi kullanılıyor. 

Dolayısıyla hiçbir meseleyi insaf ve izan dairesinde ele alamıyoruz. 

Niyet okuyuculukla bir istismarı önlerken başka bir istismara kapı aralıyoruz. 

Çocukların yarının gençleri, yarından sonranın yetişkinleri olacağını hesaba katarak “çocukluk”larını korumalıyız elbette. 

Çocukların istismar ve sömürülmesine çok yönlü olarak karşı çıkmalıyız. Bu meyanda madde madde söyleyecek olursak: 

Bir; çocuklar ‘çocukluk ve oyun’ çağını hakkıyla yaşamalı. Bu çağın hangi sebep uğruna olursa olsun kundaklanmasına karşı durulmalıdır. 

İki; çocuk işçi değil, işçilik oynayan çocuk olabilir ancak. Çocukların ekonomik amaçlı ağır işlerde çalıştırılması zulümdür. 

Üç; çocukların ders yükü altında ezilmeleri, sınavlar ve testlerle dış dünyaya kapalı rekabetçi şekilde yetiştirilmeleri onlara karşı yapılmış en büyük haksızlıktır. 

Dört; bir ülkenin en büyük sıkıntısı, birden büyüyen çocuklarıdır. 

Beş; sokaklarda madde bağımlısı, köprü altında sabahlayan, suça itilen ve dilendirilen çocukların önünden hiçbir şey yokmuş gibi geçmek vicdanımızı ve de sorumluluğumuzu hafifletebilir mi? 

Altı; savaşlarda iki cephe arasında kalan, bombalar altında can veren, iltica ederken devrilen botlarda boğulup kıyıya vuran çocuklar için çığlık atacak bir Allah’ın kulu neden yoktur. 

Yedi; çocuklara ne adına olursa olsun, yapılan cinsel istismarların en ağır bir şekilde cezalandırılmasının takipçisi olalım. Fakat bu Siverek’te olunca nasıl karşısında olunması gerekiyorsa, Bebek’te, Akatlar’da olunca da aynı şekilde tavır alınması gereklidir. 

Sekiz; çocukların kız-erkek demeden eğitim hakkından, fırsat eşitliğinden yararlanması şarttır. 

Dokuz; nikâhlı usulsüzlük kınanırken nikâhsız usulsüzlük alkışlanıp tolere edilmemelidir. 

On; “Çocuklara kıymayın efendiler, bulutlar adam öldürmesinler” diyen şaire de kulak verilmelidir.