Sözün güzelliği kendisinde ve ruhundadır. İnsanın içine işleyen bir yanı var. Kimin söylediği de önemli. Çünkü sözün sahibi ile söylenen birbirini tamamlıyor. Önemlidir de bu önemin aslı özüdür. Havaya salınmış üfürüşler değil, kayda geçen, karşılığı olan, insanın onda kendini bulabileceği ruhu anlama ve sezme.
İnsanlara kimi zaman yorgunluklar ve bezginliklerin yoruculukları musallat olunca hayattan ve kendinden küserler. Bunun önüne geçmenin yolu ruhun dinginliği bulunduğu hâlin değişimi için manevi bir ortamda kendisini bulmadır. Bu maneviliğin bulunduğu bir ruh ortamını bulmadır. Bu; şiir, öykü, roman, sanatsal ortam, musiki ve dinin lahuti metafiziğinin yoğunluğudur. Manevî meclislerin, güzel sohbetlerin, insanın içini ışıtan inceliklerin olması.
Bu yazı serimizin asıl özelliği kendi içinde güzelliklerin sunulma çabasının olduğu, bir oluşumun gerçekleşmesi için bir terbiyeden geçmenin ne denli gerekli olduğudur. Bu terbiyelerin sanatsal ve kültürel olanlarındaki sohbetler, yol göstermekten çok, öğütlü olan ama kimseyi baskılamadan kendi doğasındaki halleşmelerdir.
Bir kurumdaki en etkili yol da insanın eğitiminin kendi doğasında olanıdır. Bir insanın akıllı olması kendisi için yeterli. Kendi kendisi de bu gibi ortamlarda kendine bir yol bulur. Bu yol o ruh ortamına uygun olur.
Bir mecliste edilen duaların değeri çok fazladır. Sadece Tanrı’ya yakarma, senada bulunma ve dileme değildir. Duanın amacı aynı zamanda bir yakarı gibi olsa da yol gösterici olmasıdır. Duada bulunma aynı zamanda dolaylı olarak yol göstermedir. Yumuşak, naif dilin kendi içinde seslenişidir. İçten gelen, karşılığı olandır. Bir dua meclisinde kişi salt kendisi için yakarıda bulunmaz. Bir Müslüman yakarıda bulunurken kendisi, yakınları, çocukları, çevresi, komşuları ve hatta bütün Müslümanları ve dahası insanlığı buna dahil eder. Bunu yaparken bencil davranmaz. Hani deyim yerinde ise sadece kendisine Müslüman değildir, insanlık için Müslümandır. Bu yakarı, onun ruhunun asıl yansıması ve belirleyicisidir. Dua dili bir aşk dilidir, tutkudur. Her ibadetinden önce veya sonra âlemlerin yaratıcısı adına bir yakarıda bulunur. Bunu yaparken mecliste bulunanlar insanlığa karşı nasıl bir tutum içinde olmaları gerektiğinin bir tarzı ve üslubudur.
Bu hayatta incelik ve güzellikler vardır.
Bir önceki yazımızdaki yorumladığımız ve yarım kalan bir bölümü var: “… bilhassa cömert olmak, konuk sevmek, din ve mezhep farkı gözetmeksizin bütün insanlara sevgi beslemek, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak ve herkesi bir görüp kendisini herkesten aşağı tutmak.” [Gölpınarlı, agm. s. 26.].
Verici olmak. Bu vericilik hem maddî hem de manevidir. Duanın kendisi manevidir aynı zamanda. Bir insanın hangi haller içinde bulunması gerektiğinin göstergesi. Alıcı değil, verici olmak. İnsan... kim olursa olsun insan. Rengini, ırkını, mezhebini ve hatta dinini gözetmeksizin. İnsanın iyiliğini, hayrını dilemek de bir yol gösterme biçimidir.
Dualarda çok yönlü dilekler bulunur. İnsana karşı kibirlenmeden ve hatta gerektiğinde kendini ondan aşağı görme, onu üstün tutma. Bunlar insanı değerli ve güçlü kılar.
İnsana değer veren insan. İnsanı üstün kılan insan. İnsanı güçlü kılan insan.
İnsan olmanın biricik yolu.
İnsanın gönlünün kapılarını aralayan ruhtan bir sesleniş, bir üfleniş, bir yakarış ve yaklaşım ne çok güzelliklere neden olur.
Gönül ehli olan insanlar duada bulunur. Toklar, kibirliler, gurur sahibi kimselerin görünürde hiçbir şeye gereksinimleri yoktur. Olmadığı için yakarıda bulunmazlar. Bulunsalar daha çok istifleme ve insanın emeğini sömürmeyle ilgilidir tek amaçları.
Dua, insanlar arasındaki uçurumları giderir, mesafeleri kısaltır ve yakınlaştırır. Gönül, sevgi bağları güçlenir. Birbirlerine olan güvenleri artar. Dayanışmaları güç kazanır.