Bismillâhirrahmanirrahîm!
GAZZE Savaşı en zor, en acıklı bir facia noktasına geldi. Camiler, hastaneler, okullar bombalandı. Anne rahmindeki bebeklerden bile intikam almaya giriştiler. Gazzeliler en temel ihtiyaçlardan bile mahrumlar! Siyonist İsrail, Gazze’ye insanî yardımların bile girmesine izin vermiyor. Kardeşlerimiz açlıkla karşı karşıya kaldılar. Yaşananları TV ekranlarından dakika dakika birlikte takip ediyoruz.
Manzara bu olmasına rağmen Filistin direnişi azim ve kararlılığından hiçbir şey kaybetmedi. Bebeğini, evlâdını şehadete uğurlayan anne, “Şehit, Allah’ın sevgili kuludur” diyerek Allah’a hamt ediyor. Allah’a olan tevekkül ve teslimiyetleri tam! Herkes bilsin ki, böylesine çelikleşmiş bir imana sahip bir toplum yenilmez. Şahidiz ki, Gazzeli kardeşlerimiz her türlü dünyalıktan vazgeçerek direniyorlar. Kudüs, Mescid-i Aksa, Filistin davası ümmetin ortak değeri olduğundan, bizim de görevlerimiz var.
15 Nisan 2025 günü, Dünya Âlimler Birliği tarafından bir konferans düzenlendi. Türkiye Birinci Âlimler Birliği Konferansı’na, Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Dünya Âlimler Birliği Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla katıldı. Türkiye’nin Filistin sorumluluğunu hatırlattı. Cumhurbaşkanı’na seslenerek, “Güçlü sözler söylediniz. Fakat bugün sahip olduğumuz mirasa yakışır bir eylem günüdür” diyerek şunları hatırlattı:
“Bizim sorumluluğumuz Mısır, Suriye, Ürdün gibi ülkelere benzemez. Siz büyük bir mirasın sahibisiniz! Bugün Filistin’de yaşananlar 100 yıl önceki yenilginin sonucudur. Allah bize, ‘Halkınız katledilirken neredeydiniz?’ diye soracak!”
GAZZE’YE ASKERÎ ÇÖZÜM
1,5 yıldır süren Gazze Savaşı için kınama, basın açıklaması, miting gibi yöntemlerle işgalci İsrail’e karşı tepkinin her türlüsü gösterildi. Hiçbir yaptırımı olmayan “kınamalar” arka arkaya geldikçe zalim daha da azgınlaştı; cesaret buldu. Caydırıcı tedbirler alınması gerekiyordu. Çünkü zalim ancak güçten anlardı. Savaşı durdurmak ve bölgede barışı sağlamak amacıyla bir “Gazze Barış Gücü” oluşturma gayretleri de hayata geçirilemedi. “Mehmetçik Gazze’ye!” söylemleri de sonuçsuz kaldı.
İsrail’i durdurmak için askerî çözümden başka çare kalmadı. Olaylar, 1994’ten itibaren bir türlü durdurulamayan Gazze Şeridi’nin El-Halil kentindeki cami saldırılarını hatırlattı. Gerginlik sürerken 29 Filistinli şehit edildi. Erbakan Hoca, 1997’deki başbakanlığı döneminde Filistin’e asker gönderme kararlılığı gösterdi. Çeşitli girişimler sonucu TBMM, 20 Şubat 1997’de Filistin’e asker gönderilmesi tezkeresini onayladı. Böylece çatışmalar sona erdi. El-Halil kentinin statüsü korundu.
29 kişinin şehit edilmesiyle 1997’de Filistin’e asker gönderilmişti. Bugün Gazze’de şehit edilen insan sayısı 52 bin. Hâlâ tedbir almayacak mısınız? İşgal öncesi Filistin topraklarının son sahibi Osmanlı Devleti idi. Türkiye, Filistin’e başka ülkelerin baktığı gibi değil; Osmanlı’nın mirasını devralan bir ülke olarak bakmalıdır.
Sömürgeci küresel güçlerin ürettikleri gelişmiş silâhların Gazze üzerine yağdırılması İslâm dünyasının haysiyetine saldırıdır. Biz tarih boyunca hep mazlumların yanında, zalimlerin karşısında olduk. Gazze’de soykırıma uğrayan bir topluma karşı ilgisizlik Türkiye’nin tarihî misyonuna aykırıdır.
İNSANLIK ÖLMESİN
İSLÂM dünyası, Gazze’de yaşanan “insanlık faciası”nın ürperticiliğini fark edemiyor mu dersiniz? Onlar bizim kardeşlerimiz, canımız, ciğerimiz! Kardeşliğimizin “îsar” noktasında yaşanmasına ihtiyacımız var. Fıkıh ıstılahında “îsar”, “kişinin Müslüman kardeşini kendinden önde tutması”dır. Ensar ve muhacirler arasındaki kardeşlik gibi. Kavurucu yaz sıcağında gerçekleşen Yermük Savaşı’nda, yaralıların suya en çok ihtiyaç duyduğu anda suyunu kardeşlerine vermesi gibi!
Gazze’de yaşananların her biri “facia” noktasında! 10 gün önce, İsrail’in tek saldırısında, birbirinin akrabası olan 10 kişi şehit oldu. 13 Nisan 2025’te Gazze Şeridi’nin Deyr Balâh bölgesinde İsrail’in insansız hava aracıyla yaptığı saldırıda, aynı aileden 6 kardeşin şehadeti yüreklerimizi dağladı. Baba, Hacı İbrahim Ebu Mehdi’nin evlâtlarının cenaze namazını kıldırırken gösterdiği metanet Gazze cihadının büyüklüğünü özetliyordu.
İnsanlık bu derece aşağılık bir seviyeye de mi düşecekti? İnsan olan, böylesine büyük bir faciaya nasıl ilgisiz kalabilirdi! Onlar da insan; onlar da anne, baba! Onların da yürekleri var. Ellerinde imkân, yetki ve güç bulunduğu halde Gazze’ye ilgisiz kalanlar insan sayılabilir mi? Hepimiz elimizden geleni yapmak zorundayız.
Ey İslam âlemi! Yaşanan bunca faciadan hâlâ ibret almayacak mısınız? Hep düşmanlarımız mı bize karşı güç birliği yapacaklar? Biz, ne zaman derlenip toparlanacağız? Savunma, ekonomi ve diğer alanlarda güç birliği yapmayı, düşmanın bizi topluca imha edeceği(!) zamana(!) mı bırakıyorsunuz?!