Anadolu Gençlik Derneği nin organize ettiği Türkiye deki

Medya Gerçeği konferanslarımızda bizlere yöneltilen en önemli soruların başında

şu gelmektedir: Medyanın olumsuz etkilerini azaltabilmek için ne yapmamız

gerekir. Yayıncılık mantalitesiyle hakkı hâkim kılabilmek için çalışan

gazetelerin tirajlarını ve okunurluk oranını artırabilmek güzel bir yöntem.

Fakat hayatımızı kuşatan televizyonların zihinlerimizde yaptığı dönüşümün

etkilerini ve bu sancılı platformu ortadan kaldırabilmek için neler yapmamız gerekir

Kuşkusuz özel televizyonların hayatımıza girdiği ilk günden itibaren, sosyal

yapımızda tarifi imkânsız deformasyonlar ve dejenerasyonlar meydana geldi.

Yarışmalarla, dizilerle, tartışmalarla, hakkı hakkaniyeti esas alan doğruları

ortadan kaldırmaya niyetli programlarla, ahlâkımızı dönüştürmeye çalışan

yapımlarla televizyonlar, bu ülkenin genetik kodlarında bulunan ahlâk

düsturlarını ortadan kaldırabilmek için birbirleriyle yarışa girdiler. Sosyal

hayatımızda kişisel ve aile formatlı ilişkilerimizi bir virüs gibi saran,

ahtapot kollarıyla bizleri kuşatan bu yayın mantalitesi, maalesef toplumsal

dinamiklerimizi iyilikten ve güzellikten, kötülüğe doğru dönüştürdü. Hırsızlık,

arsızlık, nerde akşam orda sabah yaşantı tarzı, meyhaneler, barlar, pavyonlar, magazin

kılıfıyla sunulan renkli dünyalar artık zihinlerimizin bir köşesine

yerleştirildi. Kötülüklerin içselleştirilmesi ve sıradanlaştırılması olarak

kabul edebileceğimiz bu süreçte, insanların ahlâk kavramlarına bakışı da 360

derece değişerek, bir zamanlar, Kavga sebebi sayılabilecek fikir yumakları

bile tersine bir harekâtla genel bir kabule dönüştü. Medyadan, televizyondan

kaçabilmek mümkün mü Elbette değil Çok nadiren dost ve ahbap sohbetlerimizde,

Televizyonu tamamen hayatımdan çıkardım, evimde televizyon izlemiyorum,

izletmiyorum diyen televizyon karşıtı isimlerle karşılaşabiliyorum. Bu bir

kaçış yöntemi Bu bir isyan yöntemi Fakat televizyonun afyonladığı,

zehirlediği, kuşattığı, tüm zehirlerini enjekte ettiği milyonlarca insanın

içinde bulunduğu bir vasatı nasıl ortadan kaldıracağız Toplumun tamamını

kuşatan, yaptığı yayınlarla ahlâkı dejenere eden, çocuklarımızın zihinlerini

kurcalayan medyanın olumsuz etkilerini tamamen ortadan kaldırabilmek mümkün

değil.

Tek başımıza yapacağımız bir eylem, bireysel olarak

medyadan kendimizi korumuş olmamız aslında çöküş için bir çare değil. Hadise,

herkesin bildiği şu tarihi hikâyeye benziyor Eski zamanlarda memleketin

birinde müthiş bir kuraklık olmuş Âlimler, birkaç gün içinde çok müthiş

şekilde bir yağmur yağışının olacağını, bu sudan içen herkesin delireceğini

söylemişler Gerçekten de müthiş bir yağmur yağmış, gökten inen suyu içen

memleketteki herkes delirmiş Padişah, vezirleri ve saray efradı, yağan

yağmurların suyunu içmemiş, günlerce depoladıkları suyu kullanmış. Fakat ne

zaman padişah ve vezirleri, ortalığı kolaçan etmek için dışarı çıktıysalar,

ahali kendileri gibi olmayan, görünmeyen padişah ve efradına, farklı oldukları

için, Deli, deli diye bağırıyormuş Nihayetinde padişah ve vezirleri de

dayanamamış, halktan biri olmak için yağmur suyunu içmek zorunda kalmışlar.

Televizyonun hayatımıza girdiği TRT li dönemin üzerinden

yıllar geçti Özel televizyonlarla tanıştığımız dönemde doğan çocuklar ise

bugün delikanlı çağlarına ulaştı. 20 yıl gibi bir dönemde, toplumun tüm

değerlerini, ahlâk iklimini, maneviyat atmosferini tersine çevirebilen bir

gücün, bundan sonraki dönemde daha neler yapabileceğini de hesap etmemiz ve

adımlarımızı ona göre atmamız gerekiyor.

Bu sosyolojik travmayı toplum daha ne kadar kaldırabilir

Bu toplumun direnç kolonları, bu manevi yaralarla daha ne

kadar yol alabilir