Gâvur Kayırıcılar Bu bir hikâye kitabının adıdır. Metin

Önal Mengüşoğlu nun ilk kitabı. 1973 te yayımlanmış olan eserinde Mengüşoğlu,

Anadolu merkezli hikâyelerini bir arada toplamıştı. Kitabın adıyla hikâyeler

arasında şöyle bir ilişki vardı: Yazar, bilmeden yahut bilerek gâvura hizmet

eden kimi tipleri konu edinmişti kitabında. Ay Vakti dergisinde Recep Garip e

verdiği bir mülakatta kitabının içeriğiyle ilgili şu hüküm cümlesini

kullanıyordu Mengüşoğlu: Görüyordum ki tam isabet sağlamıştım. Gâvuru kimin ayakta

tuttuğunu, gâvuru kimin kayırdığını okuyan anlıyordu.

Bu kitabı hatırlamam durduk yere değildir. Zaman zaman

Gâvur Kayırıcılar ın mesajıyla kesişen olaylar veya durumlar karşımıza çıkar.

İşte bunlardan birisi, geçtiğimiz günlerde Milli Gazete nin birinci sayfasında

bir haber olarak yer aldı. 16 Haziran Pazartesi günkü nüshamızda Başörtüsüne

Hakarete Takipsizlik Terfi Getirdi başlığıyla verilen haberden bahsediyorum.

Şöyle deniyordu: ODTÜ ye kayıt için gelen başörtülü öğrencileri engelleyen

grup hakkında takipsizlik kararı veren Ankara Savcısı ödüllendirildi. Haber,

söz konusu savcının HSYK Yaz Kararnamesi ile önemli bir mevkie terfi

ettirildiğini duyuruyordu.

Bu tür haberlerle karşılaşınca ister istemez gâvur

kayırıcılığın boyutlarını düşünüyor insan. Niçin gâvur kayırıcılığına

düşüldüğünü, nasıl gâvur kayırıcısı olunduğunu tartışıyor kendi kendine. Bu

düşüşün, bu alçalışın sebeplerini araştırıyor. Belleksizlik, bilinçsizlik,

yaşanan tarihi ve sosyal olaylara yönelik lakaytlık gibi kofluklar çıkıyor

karşımıza. Bunlara, karşılıklı çıkar ilişkilerinden kaynaklanan sefihlikleri de

ekleyin. Ne utanç verici

Maalesef son yıllarda sosyal hayatın farklı kesitlerinde

karşılaşmanız mümkün bu tür gelişmelerle. Fakat gâvur sevme sanatının farklı

versiyonlarıyla sanırım en çok kültür, sanat ve edebiyat ortamlarında yüz yüze

geleceksiniz!

Zira biz son zamanlarda çok rastlıyoruz. İsterseniz bunu

edebiyat dünyasından bir örnek ile somutlaştıralım

Örnek olayımız ulusalcı kesimin müteşairlerinden birisi

üzerinden gerçekleşiyor. Bakın Gezi olaylarının en civcivli olduğu günlerde

darbe yanlısı yazar çizer takımını neye davet ediyordu negatif kahramanımız:

Varlık dergisinin bir soruşturması var: `Gezi Parkı eylemini ve polisin,

hükümetin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz Salı sabahına kadar yanıt

verirsen sevinirim. Uzunluk kısalık önemli değil. İmza: E. Ercan!

Adı geçen ulusalcı edebiyat dergisinin editörü kendisi

gibi darbe yanlılarından gelen soruşturma cevaplarını Temmuz 2013 te özel bir

dosya olarak dergisinde yayımladı. Yetmedi, o günden bugüne, gerek Varlık ta

gerekse sahibi olduğu Yasak Meyve dergisinde mensubiyetine özgü çalışmalarını

sürdürdü. İşte bunlardan birisi daha: Kendisi kaleme almamış olsa da, GYY si

olduğu Varlık ın Gezi Süreci ve Kamusal Alan dosyalı son (Haziran 2014)

sayısının önsözü, sadece siyasi karar mekanizmasının aktörlerini lanetleyici

değil, onlarla birlikte İslamî normları tahfif edici şu başlığı taşıyor:

Sivile Tekme, Basına Fırça, Şehitlerin Ruhuna Fatiha!

E. Ercan 17 Aralık sürecinde de rahat durmadı. Örneğin

facebookta Fethullah Gülen in fotoğrafı altına, bizzat onun ağzından

söyleniyormuş havasında yazdığı şu edepsizlik metniyle ortalıkta göründü:

Güneş doğarken ardında tepelerin / Ağzına tım tüm akepelilerin.

Görüldüğü üzere, tek yönlü çalışmıyor adı geçen editör.

Bir yandan siyasi iktidara, bir yandan Gülen cemaatine, bir yandan da İslamî

değerlere saldırıyor.

Peki, buradan gâvur kayırıcılığa nasıl atıf yapacağız

Elbette E. Ercan adlı kişinin öteki leştirdiği kesimin ona yönelik el üstünde

tutma faaliyetlerine örnekler göstereceğiz!

Mesela, Fethullah Gülen fotoğrafı altına kaydettiği

küfürlü metni paylaştıktan hemen sonraki günlerde Zaman gazetesi kültür sayfası

onunla ilgili şu yayınları yaptı: 23 Mart 2014 / Selim İleri nin Enver

Ercan ın Rüyaları başlıklı yazısı, 12 Nisan 2014 / Necatigil Şiir Ödülü Enver

Ercan ın başlıklı haber, 17 Nisan 2014 / Musa İğrek in Enver Ercan Diye Biri

Varmış, Az da Olsa Şiir Yazmış başlıklı söyleşisi

Haydi Zaman ın hoşgörü sınırlarını anladık, peki diğer

kurumlar, başka gazete ve dergiler ne olacak

Mesela Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği

(ESKADER) Gezi olaylarından birkaç ay sonra Timaş Kitapkahve de düzenlediği

Bâbıâli Sohbetleri nde bu müteşairi konuşturmuş, Varlık dergisi bağlamında.

Yeni Şafak gazetesi bunun haberini 22 Kasım 2013 günü internet üzerinden

cafcaflı bir şekilde paylaşmış. Aynı metin ESKADER in sitesinde ise onlarca

fotoğrafla birlikte takdim edilmiş.

Benzeri takdimler Hece dergisi ile TDK Türk Dili

dergisinde de karşımıza çıktı son zamanlarda. Mesela Hece nin Mayıs 2014

sayısında adı geçen müteşairin son manzume kitabı büyük bir hassasiyetle

tanıtılmış. (Belki buna karşılık olarak yer aldı, Varlık dergisinin Haziran

2014 sayısında da Hece nin GYY si ile geniş bir söyleşi yayımlanmış.) TDK Türk

Dili dergisi ise işi iyice abartmış: Derginin Haziran 2014 sayısında kapaktan

ve 7 sayfalık bir söyleşi eşliğinde takdir ve sanki takdis edilmiş Bay E.

Ercan!

Ve son bir haber, 15 Haziran tarihli Star gazetesinden:

Sakarya Valiliği nce yarından itibaren (20 21 Haziran 2014) düzenlenecek olan

14. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları na şair olarak davet edilen isimlerden

birisi bu müteşair. Yani bizzat tahkir ettiği kurumlarca telifle

ödüllendirilecek

Şunu anlarız: Siyasi iktidarlar, kamu kurumları, basın

yayın organları farklı kültür değerlerine, kültür sanat adamlarına aynı

mesafede yaklaşmalı. Fakat E. Ercan örneği bu vasatta bir örnek değil.

Şu halde soruyoruz: Siyasi iktidar sahiplerine, yerli

geleneksel değerlere ve en kötüsü İslamî değerlere küfrü kesin ve sabit olan

birisiyken bu zat, nasıl oluyor da siyasi iktidar sahipleri ve belirli bir

hassasiyeti olduğunu düşündüğümüz kişi ve kurumlar onu bu kadar el üstünde

tutuyor Gâvur kayırıcılığın bu kadarını hangi alçalış ile adlandıralım