İslam, insanı ruh ve bedenden yaratılmış bir varlık olarak tanımlar. Allah, insanı bir sorumluluk üzerine ve bir gayeyle yaratmıştır. İnsanın sorumluluğu yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak hareket etmesi, gayesi ise kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirebilmesidir. Her iki durum da insanın imtihanı ile ilgilidir. İmtihan sadece kulun ibadetiyle ilişkili değildir. Kulun sorumluluklarıyla yani hilafet özelliğiyle de imtihanın bir ilişkisi vardır.

İnsan, dünyada Allah’a hakkıyla ibadet edebilmek için yani kul olmak için yaşar. Aynı zamanda insanın, dünyayı Allah’ın muradı doğrultusunda imar etme vazifesi vardır yani insan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Bu yüzden dünyada olup bitenler, bu sorumluluğu üzerinde taşıyan insanların gündeminde olmalıdır. Sorumluluk sadece kulluk vazifesi olarak ibadet alanını, hilafet vazifesi olarak devlet kurma ve yönetme alanını içermemektedir.

Tarlaya tohum ekmek de halife olan insanın sorumluluğudur, tarlaya ektiğin tohumun menşeinin insanlığın faydasına olup olmadığı bilmek de. Toprağa hayat vermek ve topraktan hayat bulmak sorumlu olmanın şuurudur.

Sığırları ve keçileri otlatmak da halife olan insanın sorumluluğundadır, bu sığır ve keçileri güden çobanın hakkını gözetmek ve savunmak da. Tüm canlıları emanet bilip, bu emanetlere sahip çıkmak, hepsi sorumluluk gerektirir.

Mesken imar etmek de, taşla toprağı uzlaştırmak da, şehir kurmak da halife insanın sorumluluğundadır. Şehre bir anlam yüklemek, kimlik kazandırmak ve tarihi şehirle taşımak sorumluluk sahibinin vazifesidir.

Fidan dikmek de, ağaçları korumak da, onları dermek de bu sorumluluk bilincinin neticesidir. Yanan ve kesilen her ağaç için acı duymak, insanla ağaçlar arasına rantsal bariyerler kurulmasına karşı durmak aynı sorumluluğun gereğidir.

Köprünün altında yatanların dertleriyle dertlenmek de, köprünün üstünde son model arabalarıyla geçenlere hakkı ve adaleti hatırlatmak da, ekmek için alın teri akıtmak da, işçinin alın terini hesapsız kitapsız vaktinde vermek de insanın sorumluluğundadır.

Babanın ailesine olan sorumluluğu, öğretmenin öğrencisine olan sorumluluğu, yöneticinin tebaasına olan sorumluluğu halife insan olmanın bir gereğidir. Halife insan olmak yükü omuzlarında hissetmektir. Omuzladıkların senin diğer âleme taşıyabileceklerindir, yoksa cebine biriktirdiklerinin sana ayak bağı olacağı kesindir.

Bu yüzden yaratılan her şeyin, insanın, hayvanın, ağacın, otun, ekinin, taşın, ışığın, zamanın yani kâinatta ne varsa bunların yönetimine karşı özel bir ilgimiz olmalıdır. Bu yüzden halife insan olabilmek için devletin sınırları belli toprak parçasında değil, yüreklerde kurulması gerekir.