Ülke ve toplum olarak giderek sorunlar üst üste gelmeye başladı. Elbette ülkenin sorunlarından bahsederken bunun iç ve dış olmak üzere iki boyutu var. Çünkü globalleşen bir diğer ifadeyle küreselleşen bir dünyada nerede bir sorun varsa onun az ya da çok diğer ülkelerde de yansıması oluyor. Söz gelimi Çin’de çıkan salgın tüm ülkeleri tehdit eder hale geldi. Böyle giderse bütün ülkeler birbirlerine karşı sınırlarını kapatacak demektir. Bu ise tüm ülkeleri ciddi olarak sıkıntıya sokacaktır. Hâlbuki uzun yıllar boyu bir bakıma kapalı ekonomi yaşanıyor, ülkeler kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılıyorlardı. Ama şimdi öyle m? Herkesin hayatında dışarıdan ithal edilmiş teknoloji ürünleri var. Düne kadar ihtiyaç hissedilmeyen cep telefonları bile hayatımızın vazgeçilmez parçaları haline geldi. Kısacası, artık ülkelerin kendi içlerine kapanması, ihtiyaçlarını tek başlarına karşılamaları mümkün değil. Bunu söylerken çağlar boyunca ülkelerin birbirlerine hiç ihtiyaç duymadıklarını söylüyor değilim. İpek Yolu denen Uzak Doğu’dan başlayıp Avrupa’ya uzanan yoldan ülkelere değişik malların taşındığı biliniyor. Ancak, günümüz dünyasında ülkeler siyasi bağımsızlığa sahip olmakla birlikte ekonomik olarak birbirlerine bağımlı haldeler.

Derdim küreselleşen dünyanın bulunduğu noktaya dikkat çekmek değil. Her ülkenin mümkün olduğunca kendilerine yeterli hale gelmeleri gerektiğine dikkat çekmeye çalışıyorum. Bu gerçek Çin’de başlayan salgın ile birlikte net bir şekilde görülmeye başlandı. Birçok ülke ihtiyaçlarını tedarikte sıkıntı çekmeye başladıklarını açıklıyorlar. Özellikle insanlarını virüs salgınından korumak için sınırlarını kapatmaya başlamaları giderek toplumlarda panik oluşturmaya başladı. Söz gelimi bir İtalyan iş adamı bir toplantıya katılmak için geldiği ülkemizde söz konusu toplantıya katılmadan hemen geri dönmek zorunda kalıyor. Sebep ise İtalya’nın sınır kapılarını kapatma kararı almış olması.

Meseleye ülkemiz açısından baktığımızda sıkıntıların biraz daha çok boyutlu olduğu görülüyor. Bir taraftan Suriye’de, diğer taraftan Libya’da hatta Kıbrıs’ta yaşanan olaylar giderek insanımızın sıkıntılarını artırıyor. Bu arada ülkemizin hemen her gün bir köşesinin sallanıyor olması, depremlerin sebep olduğu yıkımlar ve ölümler ister istemez toplumun her kesimini etkiliyor. Etkilemesi de doğal. Bu arada sözünü etmeye çalıştığımız bu iç ve dış olaylar ister istemez kendi içimize tam olarak yönelmemizi önlüyor. Böyle olunca da dışarıyı gözetlerken içerdeki sorunlarımız giderek büyüyor, çözüm bulunması zorlaşır hale geliyor. Sadece, özellikle Çin’de ortaya çıkan virüs salgını sebebiyle doların durduğu yerde yükselişi bile dışarıdan ithal edilen ürünlerin fiyatlarını yükseltiyor. Buna karşılık insanımızın gelirinde bir yükseliş söz konusu olmuyor. Sonuç olarak içeride neler yapabileceğimizi düşünmek ve tedbirler almak yerine dışarıdan gelen tehditlere karşı neler yapabileceğimizi düşünmek zorunda kalıyoruz.

Olay sadece ithal ürünlerin fiyat artışından da ibaret kalmıyor. İnsanımızın sorunları giderek büyüyor. Yatırımlar azalıyor, işsizlerin sayısı artıyor. Çünkü doların nerede duracağının bilinmeyişinin oluşturduğu belirsizlik ister istemez piyasalarda krize yol açıyor. Böyle bir noktada bir takım iç politika hesapları ile toplumda kamplaşmayı artıracak söylemlerden sadece siyasilerin değil toplumun tümünün uzak durması gerekiyor. Ve bir de ülkeyi yönetenlerin var olan sorunları yokmuş gibi takdim ederek sorunların çözümünü halının altına iteklemelerinin gelecek için bir başka sıkıntı sebebi olacağını unutmamaları gerekiyor. Toplumlar iç ya da dış kaynaklı sorunlara, birlik olursa sağlıklı çözüm bulabilirler. Aksi halde sorunlar giderek büyür.