Beşiktaş’ın onursal başkanı Süleyman Seba’yı kaybettik. Bu, sıradan, klasik bir cümle... Ama biz aslında bu ülkenin, belki de iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar sayıları azalmış adam gibi adamlarından, bence en önemlisini kaybettik. Biz, Türk örf ve adetlerine ilerlemiş yaşına rağmen, özellikle de ailesi yapısı içinde sadık kalmış birini kaybettik. Biz, tevazu, ağır başlılık, adalet şampiyonu kaybettik. Biz, kurumların ayakta kalmasını kendi sağlığından, kendi çıkarlarından önde tutan bir büyük insanı kaybettik.

Sıralamakla, saymakla bitmez. Siz bu yazıyı okuduğunuzda günlerden mübarek cuma olacak. Bendeniz de, Allah izin verirse Dolmabahçe Camii’nde olacağım. Büyük insana son görevimi yerine getirmek için. Orada çok büyük bir kalabalık olacağını söylemek kehanet olmaz. Ama acaba o kalabalıktan kaç kişi gerçekten “Seba’nın hakkını teslim etmişlerden oluşacak...”

Neyse... Süleyman Ağabey’in Beşiktaş’a verdiklerinin en başında günümüzdeki tesisler gelir. O günlere kadar ülkenin ilk büyük kulübünün bir metrekare yeri bile yoktu. Beşiktaşlılar birbirlerine ancak İnönü Stadı’nın tribünlerinde görürlerdi. Sportif başarılar zaten malum. Ve de Beşiktaş resmen ve alenen haraç yenilen bir spor kulübü idi. Ne yazık ki ben bu manzaralara bizzat şahit olmuş bir kişiyim. Çünkü o zamanlar spor yazarı, gazeteci değil, bir büyük kulübün görevlisinin oğlu olarak futbolun olduğunu yere girmemişliğim yoktu. İnanır mısınız, Süleyman Seba geldi bu haraççıların hepsi kendiliğinden kayboldu. Ben sizlere bunlardan çok fazla söz etmeyeceğim. Zaten herkes gördü, yaşadı.

Evet, Süleyman Ağabey’le neredeyse 30 yılı aşkın bir ağabey-kardeşliğimiz vardır. Meclisine sık sık davet almaktan büyük gurur duyardım. Şimdi oralardan bir kaç anı aktarayım da, nasıl bir insanı kaybettiğimizi sadece spor çerçevesi içine sıkıştırmayalım. Efendim; şimdi rahmetli olan Arap lakaplı Ali İhsan Karayiğit, yani Seba’nın efsane Beşiktaş takımındaki arkadaşı, ülkenin gelmiş geçmiş en teknik savunma oyuncusu... Süleyman ağabey onu çık kızdırırdı. Arap da fazlaca üstüne gittiğinde, “Bak Süleyman, şimdi anneni ararım haaa” diye Seba’nın nefesini keserdi. O günlerde Süleyman Ağabey 60 yaşında idi... Düşünebiliyor musunuz, 60 yaşındaki koca Beşiktaş’ın başkanı annesinin daha rüzgârından bile korkup, tir tir titrerdi. Kaldı mı Türk toplumunda böyle terbiye Böyle bir saygı

Süleyman Ağabey, İstanbul’da, hem de Beşiktaş başkanı iken kirada otururdu. Biz de “Yapma ağabey bir daire al... Başını sok” diye bastırırdık. O da bize her defasında, “Oğlum, yarın derler ki mangırı kaldırdı, bakın ev bile aldı” diye çıkışırdı. Neyse... Uzun uğraşlardan sonra şimdi Akaretler’deki o minik giriş katını alması yolunda ikna ettik. Peşin para yok. Evin sahibi senet yapalım dedi. Buna da karşı çıktı. Memur maaşı ile nasıl öderiz diye... Neyse onca kalayı yedikten sonra ikna ettik ve senetler imzalanıp Süleyman Seba ev sahibi oldu.

Hiç unutmam, Fenerbahçe’nin eski stadında bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçı var. Bendeniz de Kurbağlıdere tarafından değil de eski Salı Pazarı yönünden geldim. Baktım otoparkta Süleyman Ağabey arkadaşlarıyla birlikte bir abadan iniyorlar. Sarıldık, öpüştük. Tabii etrafımızı “Sakalcılar” sardı. Yürüyoruz ve Seba yanına gelenlere üç beş her neyse mangırı veriyor. Bir 30 metre yürüdükten sonra bana dönüp, “Oğlum burası senin mıntıkan, ben devlet memuruyum, mangır tükendi. Bundan sonrası sana ait” demez mi

Başkanlığının 12 veya 13. senesi. Köhne kulüp binasındaki odasında çaylarımızı yudumluyoruz. Bendeki patavatsızlığa bakın; “Abi be, ne zaman bırakmayı düşünüyorsun başkanlığı Vallahi yazmayacağım...” Yanıma gel deyip koltuğunu cama doğru çevirdi: “Bak şu kule var ya, o bitmeden asla... Çünkü ben bırakırsam bu kule de yarım kalır... Bu da Beşiktaş’a yapılacak en büyük kötülük olur...”

Aslında Süleyman Ağabey, 1984’ün değil, 1936’nın başkan modeliydi. Ama 50 yıllık bir yenilik getirmişti Beşiktaş’a ve Türk Sporuna... Bilmem anlatabildim mi Tabii Ali Şen’e küfür eden taraftarının arasına oturup, “Hadi bakalım, şimdi de edin de görelim” demesi de kocaman bir yüreğinin olduğunu da ortaya koyar. Süleyman Ağabey’in en büyük destekçisi Sayın Rahmi Koç idi... Kulübü adına en önemli projelerde Rahmi Bey’le istişare eder, hatta açıkça karşılığı olmak kaydıyla Beşiktaş’a maddi yardım da talep ederdi. Akaretler’deki kuleler Rahmi Bey’in eseridir. Tabii ki bir tanesi kendisine ait olmak kaydıyla...                           

Kupada yendiği takımın oyuncuları da aynı uçakta olduklarından futbolcularına sevinmeyi yasak eden Süleyman Seba tabii ki en birincidir. Faruk Ilgaz, Özhan Canaydın, Prof. Dr. Ali Uras, her şeye rağmen sükuneti ile rahmetli Emin Cankurtaran son Mohikanlardır.

Artık ülke sporu için demir alma vakti gelmiştir zamandan, ne yazık ki!