Ortam çok gergin, çok karanlık, çok puslu, çok karışık. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestirmek de bir o kadar zor. Yaşananların taraflar açısından doğruları ve yanlışları var. Süreç tamamen duygusal gelişiyor. Bunun için sağlıklı bir sonuca varmak için sabırla beklemekten ve sonuçları görmekten başka bir seçenek yok.

Gönlümüzü yaralayanlar çoğunlukta. Birbirine düşenlerin ortak noktaları çok. Birlikte yol yürüdükleri de doğru. Çoklar bir araya getirilince yaşananlar ne anlama geliyor.

Oyunun oynanış biçimine bakmak durumundayız.

Oyunun merkezinde elbette ki egemenler var. Zaten olaylara baktığımızda sonuçları da oradan yönlendiriliyor. Bu, bilinen bir durum. Türkiye de iktidar değişiklikleri sürecinde yaşananlara da dikkatle bakıyoruz. Mevcut iktidarın iktidara gelişi öncesinde yaşananlar bu sefer farklı bir biçimde seyrediyor. AK Parti iktidarı Müslüman tabandan oluşuyor. Cemaat denilen kesim ve topluluk da öyle. Öyle de ABD merkezli bu oluşta her iki tarafın birbirine hasım kesilmesinin nedeni ne İster istemez bu soruları sormak durumundayız. Tabii bunun ülkeler arası ilişkilerle bağlantısı var. Cemaat de bunu gizlemiyor. Dünyanın birçok ülkesinde okulları bulunuyor. Okulların hatırı için söz konusu ilişkileri sürdürüyor. Öyle düşünülüyor. Tabiî bu bir savunma refleksi. Bunun vebal ve sorumluluğu kendilerini bağlıyor.

İktidar tarafı da iktidara geliş sürecinde yöneticilerinin ayaklarının altına kırmızı halılar serildiğinde ve dünyanın birçok yerinde boy gösterisinde bulunulduğunda elbette itirazlarımız oldu. Kısa bakışlı durumda memnuniyet ve sevinç duyulan bir haldi bu. Bunun bedeli de çok ağır olacaktı.

Batı güdümlü, sosyal demokrat, şimdilerde iyice sulanık bir sol partiden söz edeceğiz. Gene batı ruhlu olan bu siyasal oluşun özünde birazlar var. Biraz sosyal demokrat, biraz ulusalcı, biraz milliyetçi veya kavmiyetçi, azıcık Müslüman görünümlü bir CHP cepheye sürülüyor. Belli ki ABD merkezli bu güç onları tezgâhta görmek istiyor.

Asıl paradoks İktidar ile cemaat arasındaki bu kavganın ve gerilimin seçimler öncesine denk düşmesi. Bu gerilim ve kavgada her iki taraf da ciddi darbeler alıyor. Onların darbe almasının ötesinde bu yaralayıcılığın Müslümanları doğrudan etkilemesi. Yolsuzluk denen şey kabul edilebilir değil. Çünkü bu kaotik durumda neyin sağlıklı olup olmadığı kestirilemez. Benzer durum Milli Görüş sürecinde sıkça yaşandı. Bir farkla, Milli Görüş mensubu bakanların hiç biri yolsuzlukla suçlanamadı. Buna fırsat doğmadı, onlar da sorumluluklarını bildiler fırsat vermediler. Dışarıdan yapılan tezviratlar Bosna ve Çeçenistan a giden yardım paraları, Hazinenin RP ye verdiği paralar, 28 Şubat sürecinde iadesi konusu. Bunun ötesinde bir suçlama bulmak mümkün değil.

Müslümanları yaralayan bir diğer husus, Abede de durulup müdahalede bulunulması ve hatta istihbari bilgilerin oralara kadar gitmesi ve şu söz konusu beddua.

Bunlara topluca baktığımızda Müslümanlar bunu hak etmiyorlar. Çünkü bu yaraların, bu lekelerin, şöyle ya da böyle Müslümanlara mal olacağı kesin.

Cehepe nin iktidara taşınması Müslümanlar açısından büyük bir vahamet oluşturacak. Ve zaten çok gerilmiş olan o tarafın intikamı da bir o kadar ağır olacak. Tabanı Müslüman olan milliyetçilerin, muhafazakârların, sağcıların ve kimi ortadakilerin o çatı altında buluşması yeni bir kaos neden olacak. Acımasızlıklara acımasızlıklarla karşılık verilecek.

Ergenekon sürecinin başlatıcısı aynı güçler. Abede merkezli o güçler geçmişte kendileriyle birlikte olanları bir süreliğine tasfiye ederken çok ağır bir süreç işlendi ve çok büyük bir nefrete neden olundu. Şimdi aynı güç Ergenekon ruhluların yanında yer alıyor Ergenekon süreci belgeleri ortaya saçıp savuranlar bu gün karşıtlarının belgelerini doğru ya da yalan, saçıp savuruyor. Bunun içindir ki biz ister istemez daha soğukkanlı ve sabırlı beklemek durumundayız. Tuzaklara düşmemeliyiz. Bu oyunun içinde yer almamalıyız.