Ülkemiz siyasetinde, nezaketten, hoşgörüden uzak derin bir üslup sorunu yaşanıyor. Siyasetçilerin kayıkçı kavgaları, horoz dövüşleri insanımızı siyasetten soğuttu. Erdoğan, her konuşmasında muhalefete çatıyor. Grup toplantısında Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı izletiyor. Rize’de saldırıya uğrayan Akşener için, “Az bile yaptılar” demişti. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, halkıyla buluşması gereken siyasetçilerin emniyetinden, güvenliğinden sorumludur. Hz. Ömer’e (R.A.) atfedilen, “Diyar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, gelir adl-i ilahi Ömer’den sorar onu” dizesindeki devlet adamlığı sorumluluğunu omuzlarında taşımalıdır. “Bugünler iyi günler, daha neler olacak?” ne mesajıdır? Böyle siyaset anlayışı olur mu? Siyaset, kör dövüşü değildir! Tabanını dolduruşa getirmek değildir. Siyaset, hoşgörü, nezaket, saygı dairesinde yapılmalıdır. Muhalefetin durumu da aynı… Kılıçdaroğlu’nun hırçın bir siyaset tarzı var. Yerli yersiz konuşmalarından, suçlamalarından Erdoğan’a sürekli tazminat ödüyor. Parası çıkışmadı, CHP’li vekiller aralarında denkleştirdi. Agresif üslubunu değiştirmeye niyeti yok. Cennetmekân Erbakan Hoca’mızın saygılı, hoşgörülü, nazik üslubu siyasetçilere örnek olmalı. Hocamızın kıvrak zekâsıyla, ince esprili konuşmaları günümüzde yaşanan üslup sorununu anlamanıza yeter. Siyasetçi hoşgörülü, sempatik olmalı, millete pozitif enerji vermeli. Günümüz siyasetçileri bırakın pozitif enerji vermeyi, halk arasında şehit ağabeyine küfür ediyor. Vekil bunu yaparsa! Siyasetçilerin işte bu hırçın agresif üslubu insanımıza da yansıdı. Gerek geçim zorluklarından, gerek bu hırçınlıkların yansımasından herkesin yüzünden düşen bin parça, millet Bezgin Bekir’e döndü. Siyasetçiler, eleştirilere de tahammül göstermiyorlar. Geçmişte karikatüristlere, yazarlara, sanatçılara gösterilen hoşgörünün milyonda biri kalmadı. Erdoğan önüne gelene dava açıyor. Neredeyse, “Kaşının üzerinde gözün var” diye bile dava açacak kadar tahammülsüz. Bu hazin gidişat bizi endişelendiriyor. Hepimiz aynı gemideyiz! Bu gemiyi batırmak için değil, insanımızın yüzünü güldürmek için siyaset yapın!

***

Avrupa Konseyi’nin, başörtülü kadınlara yönelik ayrımcılığa karşı başlattığı kampanya Fransızların vetosuna takıldı. Yüzlerinin bir tarafı başörtülü, diğer tarafı başörtüsüz kadın fotoğraflarının kullanıldığı, "Özgürlük başörtüsündedir", "Başörtüm tercihim” yazılarının yer aldığı kampanya, Fransa’nın tepkisiyle kaldırıldı. Densiz, hadsiz Fransa’nın İslam dinine duyduğu bu kin nereden geliyor? Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V.) saldıran Charlie Hebdo paçavrasına Cumhurbaşkanı Macron, “Editoryal bağımsızlık” demişti. Şimdi insan hak ve hürriyetlerini yok sayıp başörtüsüne karşı çıkıyorlar. Aşırı sağcı Ulusal Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen, “Kadınlar peçeyi kaldırdıklarında özgür olurlar, aksi durumda değil” diye saçmalıyor. Nerede Avrupa’nın savunduğu özgürlükler? Allah (C.C.) bunlara, “Kininizde boğulun!” buyuruyor. Akıllarını Müslümanlara ve kutsal değerlerimize saldırıyla bozmuşlar. Bu densizlik ülkemizde de “başörtüsü zulmü”nü hatırımıza getirdi. Üniversite kapılarında ikna odaları kurulmuş, tüzükte kısıtlama yokken, başörtüsüyle yemin etmeye gelen Fazilet Partisi Milletvekili Merve Kavakçı’ya, “Bu kadına haddini bildirin” diye bağırılmıştı. Merhum Mehmet Akif’in muhteşem dizelerini hatırlatalım: “Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne!”

***

Ekonomist Tayyip Erdoğan’dan sonra ekonomist oğul Bilal Erdoğan da piyasaya çıktı. “Türkiye borca dayalı büyümeyi deniyor, bu da bir büyüme yöntemidir” diyerek ekonomi allamesi(!) olduğunu ortaya koydu. Belli ki; meşhur, “Borç alan emir alır” sözünü duymamış! Hazine ve Maliye Bakanı damat Berat Albayrak batırdı, oğul Bilal Erdoğan da bakanlar konuşmazken, çıkıp akıl vermeye başladı. Erdoğan’ın ekonomiyi yerle yeksan ettiği yetmedi, oğlu da devreye girdi. Aile boyu ekonomiye müdahaleye başladılar. Yandık ki ne yandık! Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!