Sayın Cumhurbaşkanı çevresiyle oturup, 2019’un hesaplarını yaparken, mevcut yerel yöneticilerle sonuç alınamayacağını… Kimilerinin değişmesi gerektiği sonucuna varmışlar…

Bu kararı hayata geçirmek için de, 2019’da, üstü çizilen başkanları yeniden aday yapmamak… Onları dışarıda tutmak yetmez demişler… Gün bugün… Şimdiden, onları kenara çekmek… Böylelikle halka, bakın hoşnut olmadığınız insanları, seçimi beklemeden dinlenme odasına alıyoruz, diyorlar.

Doğrusu, gökçek, yerel yöneticiler açısından çok kötü bir örnek olmuştur.

Saltanata dönüşen yönetimiyle, topluma verdiği imaj hoş değildir. Hesap vermeme… Hesaptan kaçma… Keyfi kararlarla şehri yönetmek… Yazılı olmayan kurallarla sokakları, caddeleri şekillendirme alışkanlıkları ne yazık ki, çirkin misaller olarak geçmişe kazınmıştır.

Bütün bu gerçekler ışığında, siyasette yeni alışkanlıklar, yeni töreler icat edildiğine şahitlik ediyoruz.

Eskiden meşhur bir söz vardı… Demokrasinin karakterini vurgulamak için, sandıkla gelen sandıkla gider, denilirdi.

Sayın cumhurbaşkanı, bu tekerlemeyi çürütmek için, kimin nasıl geldiğini iyi biliyoruz, dedi… Ben onu listeye koymasam, nasıl gelecekti? Benim irademi nasıl yok sayacaklar? Gitsinler, tek başlarına, bağımsız aday olsunlar bakalım, diyerek, aslında siyasi yapımızdaki sakatlığa, yaraya parmak bastı.

Seçilmişlerin durumu tartışmalı hale geldi.

Gerçekten, sandıklara atılan oyların sahipleri kimlerdi?

Liderler mi seçiciydi, halk mı?

Vekilleri, belediye başkanlarını, il ilçe başkanlarını halk mı seçiyordu, lider mi, parti üst düzey yöneticileri mi?

Tek seçicinin öngörüsüyle listeler hazırlanırsa, bu oyunun adı demokrasi mi olur muydu?

Velhasıl, yeni bir dönemin başladığını… Siyasetin uzun süre, bu dönemi sindiremeyeceği ortada.

Siyasi sistemimizde yeni töreler, yeni kurallar, yeni alışkanlıklar türemekte… Bu yeni resmin, hayatımıza sunacağı katkı ve soluk, herhalde uzun süre tartışılacaktır.

Ancak… İnsan onuru… İnsanın kişiliği… İnsanın haysiyeti, araç olan… Millete hizmet aracı olan siyasete kurban edilemez.

İnsanı daha sağlıklı, daha güvenli, karekterli yaşatmak olan siyasetin, insanı basamak kabul etmesi… İnsanı kullanarak, başka başka alanlar açması, herhalde, açmazımızı çoğaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Peki, bu başarısız, bu başına buyruk… Hem partisine, hem şehrine faydalı olmayan başkanlar, görevliler koltuk işgaline devam mı etsinler?

Soru ilginç değil mi?

Hemencecik, ne münasebet, elbet, faydalılarsa, yanlış yapıyorlarsa… Zararlı faaliyetleri varsa… Partilerine ve halkına hizmet üretemiyorlarsa, gitsinler, diyeceksiniz…

Tamam da, birileri de, bir gün size aynı şeyleri söylerse… Daha üst perdeden… Daha üst taraftan… Ne yapacaksınız?

Bu yaklaşımı ve yeni töreyi haklı bulacak mısınız?

Beni halk seçti… Sen kimsin demeyecek misiniz?

Usulün yanlışlığına dikkat çekmek istedim… Yoksa kokuşmuşluğun burnumuzu sızlattığı ortada. Elbet, çürümüşlüğe neşter vurmak gerek… Ama kazmayla, baltayla değil.

Yine hukuk içinde… Yine insan haysiyetini ve onurunu rencide etmeden. Yine kuralları alaşağı etmeden… Töre diye yeni yeni keyfi kaideler icat etmeden…

Yazdıklarımı dost sözüdür… Kulağına küpe yapmak isteyenler yapabilir... Kulak ardı etmek isteyenlerin de canı sağolsun.