Geçen haftaki yazımızda 1960’lardan sonra ortaya çıkan eğilimlerden bahsetmeye başlamıştık. Dört farklı eğilimin öne çıktığını söylerken bunlardan ilk üçünü kısaca izah etmeye çalıştık. Bu yazıda ise dördüncü eğilim olarak Milli Görüş’e ve siyasette nereye tekabül ettiğine bakacağız. Milli Görüş’ün mevcut yapı içerisinde siyasi bir hareket olarak söylem ve eylemleriyle, projeleri ve dünyaya bakış açısıyla diğer eğilimlerden ayrı müstakil bir yeri vardır.
Yine geçen hafta ilk üç eğilimden bahsederken mevcut sistemin temel işleyişiyle bir sorunları olmadığını belirtmiştik. Gerek ideolojik bir zeminden hareket etsin, gerekse popülist bir söylemden beslensin temelde bu eğilimler için mevcudun daha iyi yürütülmesi noktasında bir ayrılığın olduğunu söyleyebiliriz. Tam bu noktada Milli Görüş hem ulusal hem de uluslararası düzeyde sistemin temel parametrelerinin yanlış olduğu iddiasını her zaman gündeminde tutmuştur. Erbakan Hoca’mızın hak teorisi üzerinden yürüttüğü ekonomik, siyasal ve sosyal yönden sistemin temel taşlarının yanlış dizildiği iddiası yeni bir sistem arayışını ve teklifini de beraberinde getirmiştir. Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya sloganlarını bu teklifin temel mottoları olarak görebiliriz. Bir ağaç üzerinden verdiği kök ve yaprak metaforu bu iddiayı ve amacı gözler önüne sermektedir.
Ekseriyetin temel belirleyici olduğu bir siyasal sistemde, bu iddialarla yola çıkmak ve ilerlemek elbette zordur. Zaten yakın siyasi tarihimizde çoğunluğun diğer üç eğilim içerisinde yuvalandığını rahatlıkla görebiliyoruz. Milli Görüş, diğer eğilimlerin kısır döngüye dönüşmüş pragmatik yaklaşımlarına tav olan ekseriyete karşın köklü bir değişimin olabileceği yönündeki iddiasını her zaman korumuştur. Bu açıdan baktığımızda siyaseten dezavantajlı gibi bir görüntü verse de idealleriyle ekseriyetin tercih nedenlerini bir potada eritebildiği sürece olumlu bir siyaset yürütebileceği kabul edilmelidir.
İdealler üzerinden siyaset yapmanın zorluğu malum. Hem kendi doğrularının peşine düşüp hem de bunu halkın çoğunluğuna aktarabilmek gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek elbette zor ama mümkün. Milli Görüş bu mümkünatı hayata geçirme iradesini gösterme gayretiyle yola çıkmıştır. Yoksa popülist siyasetin cazibesiyle ya da ideolojik siyasetin konforuyla hareket etme kolaycılığına yanaşmamıştır.
Milli Görüş hareketi günlük siyasi tartışmaların girdabına girmeden asıl meselelere dikkat çekmeye çalışırken ideallerini kendine zırh yapıp hayatın gerçekliğinden kopmamayı da başarmıştır. Bunu 50 yıllık siyasi tecrübesinde zamanın ihtiyaçlarına göre dil ve söylem üretmesinden anlayabiliyoruz. Çizgisinden şaşmadan siyasette 50 yıl tutunmayı başarmanın şifresi burada yatıyor. Bunun için Milli Görüş’ün bir 50 yıl daha siyasette etkisini artırarak ideallerine doğru yol alabilmesi zamanın dilini ve iletişim tarzını yakalayabilmesine bağlıdır. Milli Görüş’ün siyasi macerasında uyguladığı metotların, söyleminin ve dilinin farklılığı önümüzdeki süreçler için aydınlatıcı olabilir. Bu ne Milli Görüş’ün misyonuna aykırı bir durumdur ne de ideallerinden uzaklaşmasının bir göstergesidir. Sadece ideallerle halkın buluşmasını sağlayan bir yöntemdir.