Bana göre siyasetin en büyük handikaplarından birisi, fanatizmin hizmet felsefesinin önüne geçmiş olmasıdır. Türkiye’de özellikle bu noktada, insanların körü körüne bir yerlere kendilerini angaje etmeleri, yapılacak işleri, güzellikleri, hizmetleri de engelleyecek bir noktaya ulaşmıştır. Kendimizi siyasi kimliklerimizle anlatıyor olabiliriz, bir siyasi partinin genel başkanını veya partinin kendisini kendimize yakın bulabiliriz. Ama, “Halka hizmet” için kurulan siyasi partilere olan yaklaşımımız hiçbir dönemde yaşadığımız bölgenin sorunlarını kenara bırakan bir körlüğe yol açmamalıdır.

Politika ve siyaset birbirinin eş anlamlısı iki kavramdır ve ikisi de halka hizmeti esas alan bir yönetim anlayışını sergiler. Temel anlamıyla ülkenin ve yerel yönetimlerin belirlenme esasını, şeklini ortaya koyan, bu iradenin gerçekleşmesi için oluşturulan argümanları belirleyen siyaset, maalesef bugün bilinçli bir seçmen algısından uzaklaşmış bir görüntü sergilemektedir. Siyaset, futbol takımı tutarcasına bir fanatizmin esiri olmuş kitlelere indirgenmiş, mutaassıp ve hizmeti öncelemeyen körü körüne taassup sahiplerinin oyuncağı haline getirilmiştir. Sadece önümüzdeki herhangi bir seçimde değil, önümüze çıkacak her seçimde, bir dernek, bir muhtar seçiminde bile halkına hizmet etme idealini kuşanmış olan kişileri işbaşına getirmek durumundayız. A partisinin üyesi olan birisi, sadece A partisinden aday oldu diye bir ismi işbaşına getirmek, ona oy atmak zorunda olmamalıdır. Böylesi bir tavır, siyasette taassubun hâkim olması ve ileri demokrasi anlayışımızla, gelişmeyle bağdaşmaz. Kişinin kabiliyetleri, başarısı, becerisi ve bu göreve layık olup olmaması, siyasetin üzerimize yapıştırdığı yaftadan ve kimlikten daha önemlidir...

Seçmen iradesinin tecellisi söz konusu olduğunda kesinlikle “Halka hizmet, adalet ve hakkaniyetin” esas alınması gerekir. Nerede olursa olsun, hangi bölgede olursa olsun, hangi vilayette olursa olsun, milletimiz kendisine hizmet edebilecek yetkinlikte ve kabiliyette olan insanı işbaşına getirecek tavrı sergilemelidirler. Ve bunu yürekten, gönüllerini açarak yapabilmelidirler. Yerel yönetimin başına veya milletvekilliği adaylığına konulmuş bir ismi, bu işe layık olup olmamasına göre değerlendirmeliyiz. Seçimimizi “iş üretme, hizmet üretme” kriterine göre belirlemeliyiz. Adayın ismi benim için önemli değildir, beni partisi ilgilendirir şeklindeki anlayış, bölgemize getirilecek hizmeti doğrudan ilgilendirir. Zira, partilerden sadece aday olunur, hizmeti ise insanların başarıları, becerileri, dünyaya baktığı pencere, bölgesine sevdalı olması, insanına âşık olması konuları beraberinde

Hizmetin üretildiği tek yer elbette siyasetin getirdiği makamlar değildir. Halka hizmet etmek gönül işidir, sevda işidir. Halka hizmet, bulunduğumuz her yerde dimdik durarak geleceğe imza atacak nesiller yetiştirebilmek gayretidir. Halka hizmet, “Herkesi rahatsız eden bir taşı kaldırıp kenara koymanın” bile Peygamberî düsturla sevap hanesine yazıldığı insanı sevmenin adıdır. İnsanı seven, “Yaradılanı Yaradan’dan dolayı hoş gören” kişi, siyaseti, bir sıçrama tahtası olarak kullanmaz, kişisel zenginlik unsuru olarak değerlendirmez, siyaset ona değil, ama o siyasete değer katar. İşte bizim bu insanları bulup değerlendirmemiz, baş tacı etmemiz, seçmemiz ve siyasetin taassubundan kurtulmamız gerekiyor.