Önceden siyasette her düşünceden, her renkten aktörler
vardı. Farklı fikirler çarpışırdı; sert söylemler, yeri geldiğinde acıtan
benzetmeler vardı, kabul. Ancak bugünkü gibi hemen her fırsatta “kahvehane”
eşiğinin altına düşmezdi seviye çıtası. Zaman zaman gerçekten de çok lüzumsuz
karakterlerin yıllarca meşgul ettiği bir siyaset arenasını da yaşadı Türkiye, o
da kabul. Ancak bugünkü gibi hemen herkesin neredeyse fuzuli hale geldiği ve
sadece ve sadece “tek bir kişinin” hemen her şeye yettiği kadar bir kısır ortam
da olmazdı muhtemelen. Amenna, kısır siyasi çekişmeler, yamalı bohça misali
koalisyonlar ve yönetilemeyen bir ülke manzarasını çok çekti Türkiye. Fakat
memleketteki en ufak meselenin bile “tek bir kişinin” iki dudağı arasına
indirgendiği gibi bir tuhaflık da yaşanmadı. Bunda, elbette ki, bugünkü
parlamento içindeki “sözde” muhalefet partilerinin yetersizliği ve
vizyonsuzluğu da büyük bir etken tabii.
“Tek bir kişinin” koskoca bir ülkenin gündemini istediği
gibi evirip çevirebilmesi bile kimseciklerin ne ilgisini, ne de tepkisini
çekiyor bugün. Koskoca bir ülke, “tek bir kişinin” çizdiği hat üzerinde
konuşmayı, düşünmeyi, hareket etmeyi içine sindirebiliyor. Toplumun apolitik
hale gelmesinin yanında düşünmekten, sorgulamaktan imtina eder hale gelmesi de
bu durum da etkili.
Bir düşünün; bütçe görüşmeleri yapıldı ve neredeyse
kimseciklerin ruhu bile duymadı. Bütçe görüşmeleri, sadece gelecek seneye ait
birtakım bütçe rakamlarının konuşulduğu bir platformdan öte, siyasi iktidarın
muhalefet tarafından hesaba çekildiği bir arenaya dönüşürdü önceleri. Mesela,
geçenlerde bir gazetede de bahsedildiği gibi, rahmetli Erbakan Hoca’nın bütçe
konuşmalarını bir akla getirin. İktidarda bulunan her kimse, adeta tozunu atar,
tam manasıyla hesaba çekerdi. Bugün ise olanlar sadece içinde bol bol
“şerefsiz, namussuz, terbiyesiz” geçen cümleler ve iktidarla muhalefetin hep
birlikte tepişmesi. Zaten iyiden iyiye “apolitik” hale gelen memleket ahalisi
de, beyinlerini kiraladıkları televizyon dizilerinden fırsat bulup da ilgi
göstermiyor bu “çapsız” konuşmalara.
Sözde altın ihracatının zorlamayla ihracat sayılması ve
bunun da büyüme hesaplarına yansıtılması gibi bir hadise bile kimseyi
“ırgalamıyor”. Yüzde 2.6 çıkan ilk 3 çeyrek büyümesinin yüzde 1.7’si bu “sözde”
ihracattan kaynaklanmış Kalkınma Bakanlığı açıklamasına göre. Aynı açıklama,
altının Türkiye’de üretildiğinin “varsayıldığı” itirafında bulunarak aslında
gerçeğin göründüğü gibi olmadığını ifşa ediyor. Buna rağmen, hükümetin
bakanları çıkıp da, doğalgaz karşılığı ödeme olan “altını” ihracat olarak
sayabiliyor. Bütün bunlar kapalı kapılar ardında cereyan etmiyor. Devlerin
resmi istatistik kurumunun verileri, “10 senede 3’e katlanan milli gelir” gibi
olmayan bir şeyi gerçek gibi toplumun gözünün içine sokuyor ve kimsecikler de
kalkıp “ne oluyor ” bile demiyor. Muhalefet olduğu söylenenler (birkaç aykırı
ses dışında) bu konuyu ağızlarına bile almıyorlar. Herhalde, “tek bir
kişinin” özel olarak bu konuya
odaklanmasını bekliyorlar. Müthiş bir atalet hali!
Ortada siyasetçi yok çünkü. Olan, “tek bir kişinin” koskoca
bir ülkeyi istediği gibi evirip çevirmesi, istediği gündemlerle meşgul etmesi
sadece. Kendi partisinin bakanları, vekilleri bile figürandan farksız.
Parlamentodaki muhalefet (!) ise değiştirilen gündemlerin üzerine balıklama
atlayıp çapsız yorumlarla meşgul maalesef. Onların zaten hiçbir hükmü yok.
Merhum Erbakan Hoca, 40 küsur milletvekiliyle (yani
parlamentonun yüzde 10’uyla) ortalığı hallaç pamuğu gibi atarak gerçek bir
muhalefet sergiliyordu vaktinde. Bugünkü parlamento içi muhalefet ise, saçma
sapan açıklamalar ve gündem maddeleriyle zaman kaybından başka bir şey değil.
Türkiye’de tek parti hükümeti var diye siyaset istikrara kavuştu sananlara
sormak gerek: Peki siyasetçi kaldı mı hiç