Siyaset kavram ve olgusunun toplumdan ayırt edilmesi mümkün değildir. Salt birey olarak insanın varlığını, bir an için, temel aldığımızı varsayalım, düşünme yetisinin doğal yansıması olarak felsefeden bilime ve sanata ilişkin çeşitli tanımlar, adlandırmalar yapılabilir. Aynı şekilde insanın eyleme, yapma gibi başka varlık ve nesneleri gerektiren yetisi için de benzer bir akıl yürütmede bulunulabilir. Bu da, kendine özgü adlandırmaları, tanımlamaları yapmayı gerektirebilir. İşte, insanın bu türden temel yetilerini kavramak, açıklamak, yorumlamak ve değerlendirmek bakımından belirli adlandırmalara sınıflandırmalara başvurmak kaçınılmazdır, üstelik zorunludur da.
Bu bağlamda siyaset kavram ve olgusunun belirlenmesinde, bu çeşitten yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Siyaset Felsefesi, Siyaset Bilimi, Siyaset Sosyolojisi şeklinde yapılan adlandırmalar söz konusu ihtiyacın bir yansıması, bir gereğidir. Sözgelimi Siyaset Sosyolojisi olarak ortaya çıkmış olan bilim dalı, bazı yazarlar tarafından genel sosyolojiden ayrılamaz. Çünkü onlara göre, siyaset toplumdan ayrılamaz. Buna karşılık, mesela aile sosyolojisi, iş veya işletme sosyolojisi, kurumlar sosyolojisi kolaylıkla ayrılabilir (daha geniş bilgi ve açıklamalar, tartışmalar için bkz. Duverger, Maurice: Siyaset Sosyolojisi, çev. Şirin Tekeli, Varlık Yayınları, İstanbul 1975. Siyaset olgusunu farklı bir yaklaşımla ele alan şu çalışmaya da bakılabilir: Bouthoul, Gaston: Siyaset Sosyolojisi, çev. Ali Türkay Yazıcı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1968).
“Parti” kavramına gelince, onun öncelikle siyaset alanına ilişkin olduğu söylenmelidir. Dolayısıyla, adlandırılması, tanımı, sınıflandırmaları, işlevleri vb ilişkin açıklamalar ve tartışmalar da toplum ile doğrudan veya dolaylı ilişkilidir. Ancak toplum içinde farklı nedenlerle ortaya çıkan ihtiyaçların, gereklerin, işlevlerin, çıkarların varlıklarıyla parti olgusunun bağının doğru tespit edilmesi önemlidir. Fakat bu, sanıldığının aksine pek de kolay değildir. Ancak, pratik olarak, toplumun bütünlüğü içinde varlığı, amacı, faaliyeti, etkinliği, işlevliliği itibariyle ayrılmaz oluşunun tespit edilebilir nitelikte bulunduğudur. Sözgelimi toplum içinde toprak mülkiyetine sahip olan toplumsal kesimin kendine özgü bir varlığından ve amacından, bu yüzden de çıkarından söz edilebilir. Yine esnaflık, sanatkârlık (zanaatkârlık), tüccarlık işleriyle uğraşan kesimler de toplumun bütününü oluşturmada anlamlı bir yer işgal ederler. İşçiler, emekçiler de öyle. Siyasetçiler, bu bağlamda, toplumun bütünlüğünün sağlanmasında ve kavranmasında asli öğe sayılabilirler mi sayılamazlar mı? Tartışmalı bir konu, aynı zamanda bir sorun oluşturagelmiştir bu.
İşte, siyaset olgusunun ve alanının, aynı zamanda parti kurumunun sağlıklı işleyip işlemediği sorusu, bizce, cevabı aranması gereken bir soru ve sorun halinde ortada durmaktadır. Bir önceki yazının sonlarında, devlet, kamu olgusu, kamu yararı gibi öğeleri göz önüne alarak partilere bakılması gereğine dikkat çekmiştik. Görülebildiği kadarıyla, yasalar tanımlar gereği parti olarak kabul edilen birtakım örgütlenmelerin, siyaset, parti, toplumsal ve kamusal ögeler itibariyle parti olarak tanımlanmalarının bazı zorluklar içerdiği ileri sürülebilir. Çünkü devlet ve ondan kaynaklanan birtakım erk ve yetkileri kullanan bazı partilerin, asıl amaç ve işlevlerinin, kamu malı ve kaynaklarının ele geçirilmesi, servet ve zenginlik kaynağı haline dönüştürülmesi uygulanan politikalar ile yeterince ortaya çıkmıştır. Bu durum kaçınılmaz olarak, toplumsal gerginlikleri, çekişmeleri, haksızlıkları, adaletsizlikleri vb. beraberinden getirmektedir. Daha önemlisi, siyaset ve parti olgularının suiistimal edilmesinden başlayarak bilim, düşünce sanat ve edebiyat gibi kültür ve uygarlık birikim ve değerlerinin yozlaştırılması, çürütülmesi, hatta yok sayılır niteliklere dönüştürülmesi şeklinde olumsuz ve yıkıcı gelişmelere de kapı aralamaktadır. Herhalde en ağır ve telafisi en güç olanlar da bunlar olmalıdır.
NOT: Acılar, elemler, hüzünler, üzüntüler, maddi ve manevi birtakım sıkıntılara neden olan doğal afetler yanında, siyasi, iktisadi, kısaca asgari insani ilke ve değerleri bile gözetme gereği duyulmayan bir süreçte Ramazan-ı Şerif Bayramı’nı idrak etmekteyiz. Bu vesileyle değerli okuyucuların, dostların, inanmışların bayramlarını tebrik eder, sağlık, afiyet, şükür üzere olmalarını dilerim.