İnsanların bir arada yaşama ihtiyacı, bazı toplumsal yapıların inşasını zorunlu kılmıştır. Bunların en başında gelen yapı ise siyasettir. İnsanların topluluk halinde yaşaması demek farklı karakter ve özelliklere sahip bireylerin ortak bir mekânsal ve kültürel alanı paylaşması demektir. Bunun için farklı beklentilerin, farklı yaşam tarzlarının toplumsallık içerisinde ahenkli bir şekilde var olabilmesi için siyasetin düzenleyici bir rol oynaması gerektiğini inkâr edemeyiz.  

Hayata farklı pencereden bakanların, toplumsal yaşamdan farklı beklentileri ve öncelikleri olanların bir arada yaşadığı toplum içerisinde bu ahengi sağlayacak kavram nedir? Aradaki mesafeler nasıl kapanacaktır? Ya da daha açıklayıcı bir ifade ile farklı renkler nasıl desenleşecektir? İşte siyasetin temel misyonu bu soruların cevabında yatmaktadır. Bu sorulara doğru cevap verdiğimiz noktada gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemiş oluruz.

Bu soruların doğru cevabı, yani gömleğimizin ilk düğmesi adalettir. O zaman siyasetçi, temel amacının adaleti tüm yönleriyle tesis etmek olduğunu kabul ederek yola çıkmalıdır. Yoksa belli bir menfaat beklentisi ile hareket edenlerin siyaset yaptığını kabul etmenin, bu kurumun varlık amacına zarar vereceği aşikârdır.

Kendi bireysel çıkarına, mensup olduğu grubun çıkarına ya da aidiyet hissettiği kimliğin çıkarına öncelik tanıyan siyasetçinin bu siyaset adalet döngüsü içerisinde yeri yoktur. Aslında bu durum siyaset yapmayı değil, siyasetin üzerine basarak menfaatlerine doğru yol almayı ifade ediyor. Bu tarz bir anlayışın önyargılarıyla bizim toplumsal hayatımıza siyaset dışı çözümler aramamız sağlıklı bir bakış açısını yansıtmayacaktır.  

Adaletin toplumsal ahengin temel motivasyonu olduğunu kabul ettiğimize göre, toplumsal yapı içerisinde adalet dediğimiz zaman neyi anlayacağız? Çünkü hiç kimse adaletsizlik ya da haksızlık üzerine söylem oluşturmaz. Fakat bizler hayatın pratikleri üzerinden adalet kavramının içeriğinin dolup dolmadığını anlayabiliriz.

Ekonomik paylaşımda nimet külfet dengesi, hukuk önünde eşitlik, sosyal hayatta kendin gibi var olabilmek, siyasette temsiliyet, bürokraside liyakat, ticarette makuliyet gibi veriler adalet kavramının içeriğini dolduran unsurlardır. Siyasetin temel motivasyonu, toplumsal yapı içerisindeki bu dengelerin tam anlamıyla sağlanabilmesi için gayret göstermektir. Söylemlerle pratiklerin bu istikamette buluştuğu yer siyasetin doğru bir zeminde ilerlediğini bize gösterir.

Topluluk içerisinde yaşayan insanların duygularını, farklı grupların alışkanlıklarını, farklı kimliklerin aidiyetlerini düşündüğümüzde, bu farklılıklardan adaletin doğabilmesi için siyasetin düzenleyici ve dengeleyici gücüne ihtiyaç vardır.

Siyasetin varlık amacı adaletin tesisi olduğu kadar, adaletin varlık sebebi de siyasetin kendisidir. Siyasetin zaruretiyle çıktığımız yol, bize adaletin tesisini zorunlu kılıyor. Siyasetin varlık amacı adaletse ve adaletin tesisi ancak gerçek anlamda siyasetle mümkünse toplumsal yapı bu döngünün sağlanabilmesiyle ahengine kavuşacaktır.