Geçtiğimiz hafta 10 ilimizde büyük yıkıma neden olan ülke tarihinin en büyük felaketini yaşadık. Yaşanan deprem sonucunda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan (C.C.) rahmet diliyorum. Yaralı olarak kurtulan vatandaşlarımıza acil şifalar, geride kalanlara güç ve sabır niyaz ediyorum. Depremden önce ve deprem sonrası kurtarma çalışmaları sürecinde yapılması gerekenleri yapma konusunda yaşadığımız zafiyetlerin deprem sonrası yaraların sarılması sürecinde yaşanmamasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz haftaki yazımızda deprem öncesi süreçte yapılması gerekenler üzerinde durmuştum. Bugün deprem sonrası süreçte yaşananlara temas etmeyi arzu ediyorum. Deprem sonrası süreçte arama kurtarma çalışmaları kapsamında özellikle koordinasyon eksikliğinin yaşanmış olması, bölgede yapılan çalışmalara şahitlik eden herkesin ortak kanaatiydi. Ülke yönetimi açısından en belirgin problem olan liyakatsizlik, deprem sonrası çalışmalarda da kendisini gösterdi. Özellikle ilk iki gün talimat bekleyen liyakatsiz yöneticilerin kaybettirdiği zamanın faturası maalesef ağır oldu. Yapılanlarla ve yapılması gerekenlerle ilgili çok şey konuşuldu ve konuşulmaya devam ediyor. Ben bu süreçte kurtarma çalışmaları yapan ve koordine eden kurumlardan ziyade başarısız bir sınav veren bir başka aktöre değinmek istiyorum; siyaset kurumu ve siyasi partiler.

Ülke tarihindeki en büyük doğal afetin yaşandığı, 13,5 milyon insanın etkilendiği bir felaket sonrasında toplumsal birliği sağlama ve devlet millet bütünlüğü içerisinde yaraların sarılmasına yönelik çalışmalara katkı verme sürecinde, maalesef ülkenin iktidar partisi ve ana muhalefet partisi başta olmak üzere bazı siyasi partiler çok kötü sınav verdi. İktidar partisi sözcüsünün “Cumhur ittifakı sahada” söylemi, illerde valilik eliyle toplanan yardımlara iktidar partisi logosunun yapıştırılarak deprem bölgelerine gönderilmesi, belediyelerle yapılan koordinasyon görüşmelerinde muhalefet belediyelerinin kapsam dışı bırakılması vb. yanlışlar, iktidar cenahının süreci siyasallaştırma anlamında örneklerini artırabileceğimiz yanlışlarından bazılarıydı. Aynı yanlışların benzerleri ana muhalefet partisi tarafından da ortaya konuldu. Depremin ikinci gününden itibaren ana muhalefet partisi lideri sosyal medya üzerinden yaptığı “Gelin bizi tutuklayın” benzeri kışkırtıcı açıklamaları ile kritik süreçte iktidarın yanlışına başka yanlışla cevap vermiş oldu. Ayrıca ana muhalefet partisi temsilcilerinin sahada eksiğiyle, noksanıyla verilen mücadele ile ilgili yanlış, maksatlı, kaynağı belli olmayan bilgileri paylaşması, sahada çalışması gereken kurumları paylaşılan bilgileri yalanlamak zorunda bıraktı. Dahası bu paylaşımlar ve paylaşılan yanlış bilgiler, sahadaki çalışmaları sekteye uğratacak sonuçlar doğurabilirdi. Sonuçta iktidar ve ana muhalefet yukarıda birkaç örnekle açıkladığımız tutum, açıklamalarla depremin en kritik sürecinde başarısız bir sınav vermiştir.

Ülkenin iktidar ve ana muhalefet partisinin içinde bulunduğumuz ülke tarihinin en kritik sürecinde başarısız sınav vermesi, milletimizin son 20 yıldaki en büyük imtihanının iktidar ve iktidarı besleyen ana muhalefet partisi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Mesele sadece iki siyasi partinin insanların güvenini kaybedecek adımlar atması gibi basit bir mesele asla değildir. İktidar ve ana muhalefet partisi siyasetin iki ana unsuru niteliğindedir. Siyaset mekanizmasının iki ana unsurunun ülkenin yaşadığı büyük bir felaketin sonrasında insani değil siyasi tutum sergileyerek insanların siyasete olan güvenlerini zedelemeleri, milletin siyaset mekanizmasına karşı topyekûn güven kaybı yaşamasına neden olabilir. Bu durum ise milletin geleceğe ilişkin umudunu kaybetmesi sonucunu doğurabilir ki, bu durum sosyolojik açıdan toplumun her türlü karmaşaya açık hale gelmesi anlamı taşır. Bu nedenle sağduyu sahibi, devlet adamı niteliği taşıyan siyasetçilere düşen en kritik görev, siyaset kurumuna ilişkin yaşanan güven kaybını onaracak pozitif adımların atılması, ülkenin mevcut siyasi aritmetik içerisindeki kayıkçı kavgası ve kutuplaşma ortamından kurtarılmasıdır. Elbette bu noktada en büyük vazife 50 yılı aşkın süredir yapıcı, çözüm odaklı, bütün toplumu kucaklayan siyaset anlayışı ile sağduyu ve birleştiriciliğin adresi konumunda olan Millî Görüş hareketine düşmektedir…