Bazı Hollywood filmleri dünya dışı varlıkların istilasını konu edinir. Bu filmlerde dünyaya dışarıdan yapılacak bir saldırıya karşı tüm dünyanın ortak hareket ettiklerini görürüz. Her ne kadar bu saldırılara karşı mücadele Amerika merkezli olsa da (bu filmin Hollywood yapımı olmasının zorunlu bir sonucudur) yine tüm dünyanın ortak düşmana karşı birlikte hareket etme gayretine şahitlik ediyoruz.

Bunun yanında küresel felaketler gibi durumlarda da tüm dünya devletlerinin ortak hareket ettiğini anlatan filmler vardır. Her ne kadar bunlar bir film senaryosu olsa da gerçeğin bundan farklı olmayacağını düşünüyorum.

Ulus devlet merkezli sınırların dünya dışı tehlikeler ya da küresel felaketler için aslında hiçbir şey ifade etmediğini bu kurgular bize gösteriyor. O yüzden sınırlara bir de bu kurguların penceresinden bakmakta fayda var.

Kim ne derse desin ulus devlet sınırlarını sadece güvenlikle açıklayamayız. Eğer öyle olsaydı her ülke güvenlik anlamında harici tehditlerle karşı karşıya kalmazdı ya da kalsa bile güvenlik sorunu ortaya çıkmazdı. Aslında sınırların bu gibi görünen amaçları dışındaki gerçek vazifelerini de göz ardı etmemeliyiz.

Sınırların koruduğu en önemli şey her ülkede bulunan bir avuç azınlığın konforudur. İstikrar bu konfor üzerine kurulmuş sistemin devamı için önemlidir. Bu istikrarın bozulması bu konfor alanlarını da etkileyecektir. Bunun için istikrarın muhafaza edilmesi için sınırların korunması şarttır. Bu bir avuç azınlık ise dünya sistemini kendi emelleri doğrultusunda şekillendiren küresel emperyalizmin ileri karakolluğunu yapmaktan da geri durmazlar.

Bu gerçekler sınırların kutsanmasındaki temel amacının hiç de görüldüğü gibi olmadığını gösteriyor. Aslında sınırlar her şeyi sınırlamıyor. Yani sınırlar merhamet, adalet, hürriyet, paylaşma duygusu ve birlik ruhu gibi iyilikleri sınırlarken emperyalizm, sömürü, zulüm, terör gibi kötülükleri sınırlandıramıyor. Yani sınırlar yaşayabilmek için gelen insanları engellerken ölüm getiren bir virüsün geçişini engelleyemiyor.

Son günlerde dünya gündemini meşgul eden koronavirüsün tüm ulus sınırlarını aşarak dünyayı bütünüyle kuşattığını görüyoruz. Ulus devletlerin sınırların kapatılması, ülkeye giriş çıkışların yoğun kontrol altına alınması dâhil tüm çabalarına rağmen koronavirüs engellenememiştir.

Koronavirüs olayı bu süreçte bize çok şeyi göstermiştir. Kutsadığımız sınırların gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüs karşısında nasıl acze düştüğüne şahit olduk. Virüsün ten, renk, ulus, sınıf ve statü ayırmadığına da. Aslında birbirimize karşı üstünlük atfettiğimiz ırkın, sınıfın ve statünün bir virüs karşısında eşitlenmesi önemli bir olgudur.

Sadece bu değil, gözümüzde büyüttüğümüz küresel sistemin virüs karşısındaki çaresizliği onun gücü hakkında bize fikir veriyor. Aslında etrafımızdaki kulelerin kâğıttan olduğunu anlamamız için daha neler gerekli. Nasıl harici tehlikeye karşı insanlık olarak birlikte hareket etme potansiyelimiz varsa, bir avuç azgın azınlığın insanlığın ifsadı için kurduğu sistemle mücadele etmek için de birlikte hareket etme iradesini kuşanmalıyız. Gözle görülmeyen bir virüsün yıktığı sınırlar, çaresiz bıraktığı küresel güçler insanlığın ortak iradesi karşısında elbette boyun eğecektir.