Şiirin dış düşmanları yayınevleridir. Türkiye de şiire
karşı düşmanlık had safhada. Bu da, başta yayınevlerinin marifetidir.
Türkiye de kitap yayıncılığı hiçbir zaman kitap yayıncılığı gibi olmadı.
Yapılan iş kültür faaliyeti olduğu halde yayıncılar kitaba sanki domatesmiş
gibi bakıyor. Yayıncılara göre domates satmakla kitap basmak arasında herhangi
bir fark yok! Manav mantığıyla basılan sözde çoksatan kitaplar kültürlü insan
yerine hıyar yetiştiriyor. Oysa gerçekte Türkiye de çoksatan herhangi bir kitap
yoktur. Var diyenler bu yazıyı sonuna kadar okusunlar.
Çoksatan kitap yoktur. Popüler yazar ya da şair de
yoktur. Var, falan kadın yazar popüler yazardır diyenlere soruyorum; madem
kitapları çok satıyordu da o popüler yazarın ilk kitabını basan yayınevi niçin
bütün kitaplarını basmadı, basmıyor Bütün kitapları aynı yayınevi tarafından
basılan bir yazar ya da şair var mı Türkiye de Yok. O zaman popüler yazar diye
bir şey yok. Eğer bir yazar popüler olsaydı ilk kitabını basan yayınevi bütün
kitaplarını basardı. Kitapları çoksatan yazar diye bir şey de yok! Kitapları
çok sattırılan yazarlar var. Popüler yapılan yazarlar var. O bir projedir;
kültürsüzlük projesi. Türkiye de günümüzde bunu roman üzerinden yapıyorlar.
Ciddi romanlar çok satmıyor. İçinde kültür hariç her şey olan, roman tekniğinin
bile başkasından taklit edildiği sözde romanlar çok satıyor, hayır çok
satmıyor. Çok sattırılıyor. Yayıncıyla organik bağı olan popüler romancı yazar
adayını, yayıncı alıyor; reklâmla, para verip tanıtım yazıları yazdırtarak,
para verip televizyonda ya da gazetelerde tanıtım yaptırtarak o romancı
müsveddesinin romanını çoksatar hale getiriyor. İlk altı ay çoksatıyor, ondan
sonrası yok. En fazla bir yıl o kitaptan ya da yazardan bahsediliyor. Sonra
kimse ne o kitabı hatırlıyor ne de o romancı yazar müsveddesini. Hiç kimse adını
sanını hatırlamıyor. Bu sözde romancıların adlarını verebilirim ama bazı ciddi
yazarların bu sözde romancıları eleştiriyorum ayağına bunların adlarını vere
vere bunlar kendilerini romancı sanmaya başladı. Sırf reklâm olmasın diye
adlarını vermiyorum yoksa korkum yok, romancı değil yazar bile olmadıklarını
ispat ederim. Biri bir kadın, bu kadının ilk romanı ciddi romandı ama sonra
öyle ciddi romanlarla şöhret olamayacağını anlayınca roman teknik ve içeriği
olarak pespaye sözde romanlar yazdı yayımlattı. Oysa şöhret olmak için bir
televizyon dizisine kapağı atsaydı daha kolay şöhret olabilirdi. Diğerleri ise,
sözde romanları yayımlanan iki erkek vatandaş. Sonra bir tane daha çıkardı aynı
yayınevi, öyle bir vatandaşı. Şimdi bunların adlarını hatırlayan yok. Günümüzde
de bazı yazar karıları ya da patron karıları romancı olmaya soyundu. Güya sözde
romanları çoksatıyor. Çoksatar sözde kitaplar yazarak şöhret olmak istiyorsun
madem, git dizilerde oyna. Niye romana musallat oluyorsun!
Popüler yazar meselesine benzer bir başka durum ise şu;
bir yayınevinde hangi kitap öne çıkıyorsa bilinmelidir ki o kitabın yazarı o
yayınevinin ya sahibi ya da ortağıdır. Bir yayınevinin sahibi ya da ortağı
olmayan öne çıkmış ciddi bir yazar yoktur. Çünkü yayınevi sahibi ya da ortağı
kendisi dururken başka bir yazarın eseri ne kadar değerli olursa olsun o yazarı
öne çıkarmıyor. Sonra yayınevinin ortağı hikâyeci ya da romancı bir
bakıyorsunuz ülkenin en önemli hikâyecisi, romancısı diye sunuluyor. Kendi
kitaplarını vitrine koyduruyorlar, kendi kitaplarının reklâmını veriyorlar,
kendi kitaplarının tanıtımını yaptırtıyorlar. Yayınevlerine bakın. Öne çıkan
yazarı hangisiyse mutlaka o yazar yayınevinin sahibi ya da ortağıdır.
Yayınevinin jeneriğinde adı geçmese bile bu böyle.
Yayınevleri böyle de, bir de, ciddi yazarlar şiire
düşmanlık ediyorlar. Onların düşmanlığı daha vahim sonuçlar doğuruyor. Ciddi
bir yazar nasıl şiire düşman olabilir diyorsunuz ama oluyor işte. Ahmet Turan
Alkan mesela, şiire düşmandır. Şiir ya da şair konulu yazılarını okuyun
göreceksiniz. Ali Bulaç bir söyleşisinde şiire demediğini bırakmamıştı. Bir
sosyologdan beklenemeyecek kadar vahim sözlerdi. Söyleşi yayımlandığı
zamanlarda, Bulaç a tepki yazıları da yazılmıştı şiire düşman olduğu için.
İlber Ortaylı örneğin; şiire düşmanlığı ne içindir anlaşılır gibi değil. Ciddi
bir tarihçi. Ama televizyona çıkmak ciddiyeti de tarihçiliği de öldürüyor demek
ki. Şimdilerde bilindiği gibi sosyete tarihçilik yapıyor. Tarihten kültür
yerine entrika çıkarıyor. Konuları televizyon izleyen genel kitlenin merakını
çekmesi için kültürsüzleştiriyor. Fikirsiz tarih anlatıyor. Ki televizyon zaten
bunu kaldırabilir. Niçin televizyondalar bu insanlar, bunun tek cevabı şöhret
ve paradır. Şöhretle para orantılıdır; ne kadar şöhretsen o kadar para
kazanabilirsin. Oysa fikir ve kültür paraya endekslenemez. Endekslenirse fikir
ve kültür değil mantar olur; ne tarafa baksan popüler romancı ve tarihçi.
Sokakta herkes tarih konuşuyor gibi ama tarih konuşanların hiçbiri kitap
okumuyor iyi mi! Bu yazarların şiire düşmanlığını anlamakta zorlanıyorum; belki
de gençken şiir yazdılar, olmadı, o yüzden düşmandırlar, kim bilir
Günümüzde Türkiye de şiirin düşmanları entelektüel ya da
aydın denen yazarlardır. Bilinçli bir düşmanlık var ortada. Düşünebiliyor musunuz
bazı yayınevlerinin internet sitesinde şiir kitabı yayımlanmaz ibaresi yer
alıyor. Mesela roman yayımlanmaz yazan bir yayınevi yokken şiir yayımlanmaz
ibaresinin yer alması ürkütücü bir durum.
Şiirin düşmanları popüler olmak için, herkes neden bahsediyorsa
hemen kendileri de ondan bahsediyorlar. Çünkü bahsedecek ki kendisi de
konuşulan o konu gibi popüler olsun. Herkes o konuyu konuşurken kendisi de
konuşulacak. Şiir ise herkesin konuştuğuna herkes gibi bakmadığı için hiçbir
zaman popüler olmaz, olmayacaktır. Şiir popüler olmaz şiir çoksatmaz ama şiir o
çoksatan kitaplardan daha çok okunur, bilinir.
Şiire bilinçli bir düşmanlık var; Türk insanının ruh
kökünü yok etmek için şiiri yok etme projesi uygulamaya konuldu. Çünkü şiiri
kaldırdığınız zaman Türk edebiyatı diye bir şey kalmaz ortada. Türk edebiyatını
ortadan kaldırdığınız zaman insani değerleri tamamen ortadan kaldırırsınız.
Geriye ise, `sözün bittiği yer kalır!