Bir doktor işi başında saldırıya uğruyor, hemen ardından, “Doktora saldırıya hayır” kampanyası başlatılıyor. Bir bakıyorsunuz, bir öğretmen saldırıya uğramış aynı şekilde bu defada, “Öğretmene saldırıya hayır” kampanyası başlatılıyor. Kadına yönelik saldırılar artık hemen her gün yaşanan olaylar haline geldi. Çocuğa saldırı, erkeğe saldırı, daha da ileri gidersen hayvanlara karşı şiddet eylemleri de giderek artmaya başladı. Kısacası, toplumda giderek şiddete yönelim artmaya başladı. Sanıyorum öncelikli olarak toplumumuzdaki bu şiddete temayülün sebepleri üzerinde durulması gerekiyor. Bir başka ifadeyle sorunun sebeplerini tespit edip bu sebeplerin ortadan kaldırılmasına yönelik adımların atılması şart. Toplumu bir bütün olarak ele almayıp parçalara ayırarak meseleye çözüm bulmak mümkün değildir. Çünkü toplum erkeği, kadını, çocuğu, büyük annesi, büyük babası ile bir bütündür. Eğer toplumu bir bütün olarak görmeyip tek başlarına yaşayan fertlermiş gibi algılayarak meseleye ceza kanunundaki cezaları artırarak şiddetin önleneceği sanılıyorsa bilinmelidir ki bu anlayış ile şiddeti önlemek mümkün değildir.
Hep tolumun çekirdeğini ailenin oluşturduğu söylenir, öyledir de. Toplumu aileler oluşturur. Aileleri ise anne, baba ve çocuklar meydana getirir. Gerçi bizim gençlik yıllarımızda çekirdek aile toplumda fazlaca yaygınlaşmamıştı. Özellikle kırsal kesimde aile denildiğinde anne, baba ve çocukların yanında büyükanne ve babalar da akla gelirdi. Diyebiliriz ki, bu büyük aile yapısı ailelerin bir takım basit sebeplerle dağılmasını engellerdi. Yani, büyükanne ve büyükbabalar ailenin sağlamlığını sağlardı. Ne var ki, büyük şehirlerde ailenin yaşlıları ayrı evlerde ya tek başlarına yaşamaya ya da huzur evlerinde ömürlerinin sonunu beklemeye başladılar. Yani, toplumda yaşlılarda çocuklar gibi ayrı bir grup olarak ele alınır oldu. Bu ise toplumda parçalanmayı, ufalanmayı hızlandırdı.
Yani aileler anne, baba ve çocuklardan oluşur birliktelik haline geldi. Giderek ailelerde çocuk sayısı da azaldı. Gelinen noktada bir ya da iki çocuktan oluşan aileler meydana geldi. Böyle oldu da aile yapıları eskiye göre daha sağlam hale mi geldi? Bu soruya evet demek mümkün değil. Toplum; genci, yaşlısı, erkeği, kadını ile bir bütündür. Eğer, toplum sorunlarını ele alırken, toplumu adeta moleküllerine ayırarak çözüm ararsanız bulmanız mümkün olmaz. Çünkü toplumun bir kesiminde var olan rahatsızlık tüm toplumu etkiler, yani yaşlıların problemlerini toplumun diğer kesimlerinden ayrı düşünerek ele alarak çözüm bulunamaz. Ortada toplumsal bir sorun varsa buna toplum olarak bir bütün halinde çözüm bulmak gerekir.
Esas üzerinde durmak istediğim husus toplumuzdaki şiddettin giderek bir cinnet haline gelmiş olması. Ayrıca, şiddet sadece insanımız arasında yaygınlaşmıyor, hayvanlar da şiddete maruz kalıyorlar. Çünkü kalplerde sevginin yerini çıkar alınca ister istemez insanların birbirlerine tahammülü kalmıyor. Yakın zamana kadar toplumun bir parçası olan hayvanlar da toplumdan dışlanmaya başlanıyor. Özellikle büyük şehirlerde giderek bir hayvan düşmanlığı yayılmaya başladı. Bunun öncelikli olarak sosyolojik sebepleri var. Buna bir de şehirlerin dikine gelişmesi ile hayvanlara insanların yakınında yer kalmadı. Buna bir de ailelerin çocuklarını sürekli olarak hayvanlardan gelebilecek tehlikelerle korkutmaları eklenince bu telkinlerle büyümüş bir çocuğun yetişkinliğinde hayvanları sevmesi beklenebilir mi?
Sonuç olarak toplumu tüm fertleri ile birlikte düşünmek, yapacağımız çalışmalarda bu bütünlüğü bozmamaya, dağıtmamaya dikkat etmemiz gerekiyor. Eğer, toplumun sorunları çocuklar, erkekler, kadınlar, yaşlılar ve gençler gibi sanki bunların birbirleri ile hiçbir birlikteliği yokmuş gibi ele alınarak sorunlarına çözüm aranılmaya çalışılırsa bilinsin ki sorunlar çözümsüz kalacak, giderek kartopu gibi daha da büyüyecektir.
Gelinen noktada, şiddet toplumuzda giderek artmakta, adeta cinnet halini almaktadır. Böyle olunca toplumun hangi kesimine yönelik olursa olsun toplum bir bütün olarak düşünülerek soruna çözüm bulmak lazım. Çözümü ise kesinlikle cezaların ağırlaştırılması değildir. Belki cezaların artırılması belli ölçüde caydırıcı olabilir ama milyonlar içinde giderek yalnızlaşan insanımızı öncelikli olarak toplum haline getirmek durumundayız.