Birtakım insanlar vardır; hayatları da hayırdır, ölümleri de. Onlar milletlerin ve fertlerin hafızasında kalırlar. Bu seçkinler hayırla anılır, uzun zaman hayırları yâd edilir. Birtakım insanlar vardır ki; hayatları da şerdir, ölümleri de şerdir.

Şeyh Emced ez-Zehâvi, hayatı da hayır, ölümü de hayır olan müstesna bir şahsiyettir. Gerek İslâmî ilimlere vukufiyeti, gerek zengin olmasına rağmen mütevazı hayat tarzı, gerek İslâm dünyası hakkındaki hassasiyetiyle hizmetleri kıyamete kadar unutulmayacak müstesna bir şahsiyettir.

Şeyh Emced ez-Zehâvi, 1882 yılında Osmanlı toprağı Bağdat’ta doğdu. Ailesi muhitin faziletlilerindendi. Babası Şeyh Muhammed Said, dedesi Şeyh Muhammed Feyzî Bağdat müftüsüydü. Bu zat, Arap’ın seçkin kabilelerinden Beni Mahzum’dandır. O da büyük kahraman Seyfullah el Meslûl / Halid bin Velid’in soyundandır. Bu büyük ailenin şeceresi bellidir, uygun zamanlarda gösterilir.

İlk eğitimini babası ve dedesinden aldı. İkisi de âlim ve fazıl kişilerdi. Sonra ulema meclisine geçti. Burada dinleyici idi. Fırsat buldukça müzakerelere katılıyordu. Geleceğin âlimi bu genç, Şeriat alanında fetva konusunda, ahkâmda son derece güçlü bir eğitim alıyordu. Fetvada, ahkâmda, lügatta ve edebiyatta kendini göstermişti. Sonra Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin başkenti İstanbul’a geldi. Gadîy’ el-Ğuzat Mektebi’ni bitirdi ve üstün bir derece kazandı. Geleceğin fakihî Hanefi âlimi olmuştu. Ali Tantavi, onun için şöyle derdi: “Ben onunla yedi ay beraber kaldım. Otururdum, dört saat konuşurdu, konuşmasında bir hadisi ve bir fikri tekrar ettiğine rastlamadım.”

Şöhreti bütün akılları tutmuştu. Gönüller ona meyletmişti. Fetvada ve suallere cevapta başvurulacak kaynak hâline gelmişti. Bütün İslâm dünyasından sualler gelirdi. O yüzden haklı olarak ona Küçük Ebu Hanife denmişti. Mezhebi bütünüyle kavradığı gibi öbür mezheplerle mukayeseyi de yapabiliyordu. Onun hakkında konuşanlar derler ki: “Hanefi mezhebinin bütün kitapları kaybolsa ez-Ezzehâvi başından sonuna kadar tekrar ezberinden yazabilirdi.”

Zengindi ama mütevâzı yaşardı. Çünkü mala değer vermez, zahit olarak yaşar ve kalbi Allah ile meşgul ve aklı ahirete meyyaldi. Allah’ın verdiğiyle övünmez, kaybedince de ümitsizliğe düşmezdi. Gençliğinde insanlardan uzak yaşardı. Talebeleri ve kitaplarıyla meşgul olurdu ama işini bitirince ve yaşı ilerleyince arkadaşları gibi o da halka karıştı ve daha çok gençlere yöneldi. Böylece de canlılığı ve hareketliliği arttı.

İffet ve takvasında ve temizliğinde herkese örnek olmuştur. Kimsenin ayıplamasından ötürü korkmazdı. Bunu bildiren birçok olaylar vardır. Çokça ibadet ederdi. Seccadesi omzunda gezerdi. Maksadı, namazın vaktini geçirmemekti. Onun İstanbul’daki Harbiye Mektebi’nde arkadaşı bulunan daha sonra Osmanlı’nın Irak Valisi Nuri Said Paşa, arada bir ona şaka yaparak “Emced Efendi, seccaden nerde?” derdi.

1906 yılında İstanbul’dan Bağdat’a dönünce müftü olarak tayin edildi. Sonra mahkemede aza oldu. Sonra mahkeme reisi oldu. Sonra istifa edip avukatlık yaptı. Hukuk müsteşarı oldu. Aynı zamanda Hukuk Fakültesi’nde profesörlük yapıyordu. Sonra Şeriat Mahkemesi’nde temyiz reisi oldu. Aynı zamanda Süleymaniye Üniversitesi’nde öğretime devam ediyordu. En çok üzerinde durduğu fazilet ve üstün ahlâktı.

Irak Âlimler Topluluğu’nun ve Filistin Uyanış Cemiyeti’nin, İslami Edebiyat Birliği’nin, İhvan-ül Müslimin’in başkanlığını yaptı. Müslümanların problemleriyle ilgilenmek için toplantılara katıldı. Filistin, Cezayir, Şam, Hicaz, Mısır, Pakistan, Hindistan, Malezya, Endonezya’yı ziyaret etti, konuşmalar yaptı. Hasen el-Benna, onun için, “Eğer Resulullah (a.s.) döneminde yaşamış sahabe misali bir kimseyi görmek isterseniz Şeyh Emced ez-Ezzehâvi’e bakın” derdi. Talebe yetiştirmek için Cemmiyet-i Terbiye-i İslâmîye’yi kurdu. Bunun için bir dergi ve bir de medrese açtı.

Filistin meselesi onun baş derdiydi. Bunun için cemiyetler kurdu, konferanslar tertip etti, yardımlar topladı ve mücahidlere maddi ve manevi yardımda bulundu. Mescid-i Aksa çevresinde 1372 Recep ayının yirmiyedisinde kongre tertip ederek Filistin problemini ortaya koydu. 1967 yılının Şaban ayının 14’ünde bir Cum günü rahmet-i Rahman’a vâsıl oldu. Rahmetullahi aley.