Muhalefet olduğumuz olaylarda/şahıslarda daha olumluluk arayan bir yapımız/kültürümüz vardır ve bu yapımız bizi zikzaklardan alıkoymaktadır. Tanımlandığı yerde dik durmanın önemini, etraftaki kayıp duran insanların varlığı çok daha iyi anlatmaktır. Bu ülkenin yalpa yapan insanların ülkesi olması veya öyle bilinmesi aklı başındaki hangi insanımızı üzmez.
Gazetelere bakıyorsunuz, bir AKP li demeç vermiş: "Yüzde 47 önemli değildir. Biz yüzde 53 ün isteklerinin ne olduğunu iyi bilmeliyiz."
Yeni moda bu AKP li kimmiş diye hafızanızı yokluyorsunuz. Olumlu insanlar listesinde adı yok. Derken efendim gelsin "Ah Özal, vah Özal" ağlama programları... Beyefendi orada işte. Biz Özal zamanında çok iyi işler yaptık, diyor. Siz üzüldüğünüz o günlere dönüyorsunuz. Beyefendi Özal ın inşaat işleri müdürü imiş. Özal, Demirel, Tayyip... Ordan oraya. Ve şimdi yüzde 47 nin önemsizliğini anlamış... Deniz Baykal niçin iktidar olmayı istesinki
12 Eylül ihtilalinden sonra iyi olan neler olabilir, sorusuna cevaplar ararken şöyle bir cümle de takılmıştı kalemime: Meclis i yurt edinenlerden kurtulacağız! 12 Eylül bir kurtarma ihtilali olduğu için bizi, sürekli milletvekili- sürekli senatör vatandaşlarımızdan kurtaracak, dolayısıyla gençlerimiz birbirini öldürmekten daha önemli işlerin farkına vararak, demokrasi için mücadele edecekler! Padişahlığı kaldırmış bir ülkede, otuzaltı yıldır parlamentoda oturup durması birilerinin, beni rahatsız ettiğini itiraf etmeliyim.
Ama ne oldu
Özal ın bu ülkeye kazandırdıklarından biri çıktı dedi ki: "Biz Semranıma İstanbul İl Başkanlığı nı hile ile kazandırdık!"
Kimseden hiç itiraz olmadı. Demokrasiyi dilinden düşürmeyenlerin birisi karşı çıkmadı. Bu ülkedeki demokrasi mücadelesi lekeleniyor, diyemedi. Ki o hileci çetenin işbirlikçileri her zaman kendilerini seçtirecek bir ortam, bir parti buldular. Yüzde 47 otursun, oyuna yansın!
Adına bakarak kendisinin "Latif" olduğunu sanan bir eski politikacı tv tv dolaşırken itirazcılarına demiş ki: "AKP lilerin kütüphanelerine koydukları AKP parti programını ben hazırladım!"
Doğrudur!
Hazırladığı kitabın nerede duracağını bilen bu zat, neyi bilmiyordu acaba Kendisinin nerede duracağını hâlâ da bilmiyor.
Kimse, "Dön gel ağam, eğlenmeyesin!" türküsü çağıracağımı sanmasın. Onun için üzülmem bile. Çünkü ben ondan, bizim yanımızda olduğunu söylediği zamanlarda vaz geçmiştim. Yalnızlığını, güçsüzlüğünü, cesaretsizliğini, konuşma kabiliyetini kaybetmesini gördüğüm bir tv programından sonra çizmiştim adını sevdiklerim hanesinden.
Tekikçiliğe soyundurulmuş nezaketsiz bir önükibarın bir tv kanalındaki programına katılmıştı. Emin Çölaşan yanlış biliyor diyecek oldu. Vay sen misin Çölaşan ın adını ağzına alan. Kibar sanılan sunucu açtı ağzını, yumdu gözünü. Sen kim oluyorsun da Çölaşan ağbime laf söylemeye kalkıyorsun
Kibar sunucu tarafından kim olduğu bilinmeyen bizimki o günlerde bakan mı idi yoksa
Peki, ne yaptı
Başı önünde bir sessizlik anıtı görüntüsü verdi program boyunca. İşte ben o gün "bittin" demiştim.
Meğer o, yeni kuracakları partinin programını hazırlıyormuş o sessizliğinde, tepkisizliğinde...