Üzerinde en zor konuşulacak olaylardan biri şehitlik/şehadettir. Şehadet bir eşya değil resmi çizilecek, bir manzara değil fotoğrafı çekilecek, bir nesne değil parayla satın alınacak. Bir masal değil abartılarla anlatılacak, bir tarihi eşya değil müzesi yapılacak, hele hamasi duygularla siyasi istikbal için pazarlanacak bir değer hiç değil.
Şehadet bir değerdir. Öyle bir değerdir ki içindeki altın ve gümüş dâhil tüm dünyayı versen dahi satın alınamayacak kadar pahalı ve ulvi bir değerdir. Yeryüzündeki bütün para çeşitleri onun karşısında kâğıda dönüşür. Evet, yalnızca bir kâğıt parçasına!
Şehadet bir unvandır, hatta peygamberlerin gıpta ettiği. Onun ederini yalnızca Allah (C.C.) belirler. O insanların belirlediği ve verdiği bir makam değildir. Çerçevesini resmi makamlar çizemez. Bu yüzden şehitliğin tanımını Allah yapar.
Ve şehit ölü insan değildir. Çünkü onun Rabbi öyle buyuruyor: “Onlara ölüler demeyin. Onlar diridirler fakat siz bilemezsiniz.” Öyle yüce bir makam verilir ki şehide; o makamı tayin ve tespit etmede yeryüzünün ölçütleri onu ölçmede yetersiz kalır. Onun için her şeyi bildiğini zanneden insan! Şehidin canlı, diri dipdiri olduğunu bilemez. Anlamakta güçlük çeker.
Şehadeti elde edemez ve satın alamaz; ne altın, ne gümüş, ne para ve ne de diğer maddi kıymet teşkil eden şeyler… Şehadetin tek geçerli akçesi ve bedeli vardır o da candır; yaşı kaç olursa olsun, cinsiyeti ne olursa olsun; can. Şehvet, şöhret ve sermayenin satın alamadığı yaşam/hayat; şehidin vazgeçtiği ve hiçbir talepte bulunmadığı alandır.
Bu anlamda şehidin muhatabı insanlar değil Allah’tır (C.C.). Çünkü bireylerin/grupların/devletin gücü yetmez onunla pazarlık etmeye. Ve ona paha biçmeye. Evet, şehadet; uğruna en sevgili denilecek şeylerin feda edildiği ulvi bir değer.
Bedir, Uhud ve Hendek. Malazgirt, Kudüs ve Endülüs. İstanbul’un Fethi ve Çanakkale… Ve diğerleri; şehitlerin resmigeçit alanları. 20. yüzyılda şehitlerin içtima alanı; Çanakkale.
Şehit bir öğretmendir. Şehadet alanları bir okul. Çanakkale de bir okul. Şehadet mekânları sıradan bir toprak değildir. Onun için şair “bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı” tanımını yapar. Şehitlerin yurdu boş gözlerle boş sözlerle gezilecek yerler değildir. Oralarda her bir taşın, her bir ağacın ve her bir varlığın söyleyeceği bir şeyi vardır. Ya şehitlerin söyleyeceği çok şey…
Çanakkale, Urimçi, Srebrenica, Halep ve 15 Temmuz; şehitlerin resmigeçididir. Şehitliklerde mezar taşlarında tarihe ve geleceğe kazılı/yazılı şehitlerin kimlikleri ve şehir isimlerinin; müthiş bir mesajı var. Anlam haritasını yorumlamak için yüksek bir ruh gerek.
Hele Çanakkale yalnızca Türklerin savaşı/cihadı değil tüm Müslümanların savaşıdır. Şehit mezar taşları bize bunu söyler; Yemen, Sudan, Şam, Lübnan, Bağdat, Kahire, Kırım, Bosna, Selanik, Diyarbakır, Kars, Adana, Samsun, İzmir, Malatya, Kayseri; işte ümmet… Çanakkale’de şehit olanların memleketleri… Ve 15 Temmuz; ölüm korkusunun diğer milletleri esir aldığı bir zaman diliminde; şahedete çağrı yapan münevver insanlar.
Ve şehitlerin mezar taşları bize şunu da söyler; şahadetin yaşı ve zamanı yok. Çocuğundan yaşlısına kadar; öğrenci, çırak, çiftçi, esnaf, işçi, memur, mühendis, doktor, asker, kadın ve çocuk; her yaş ve meslek gurubundan şehit olmayı bilebilen insan. Şehadetin yaşı ve mesleği yok.
Şehadet; iman ve erdemliliğin sonucu…