Yer sarsıldı, binalar kül gibi savruldu ve yaşadığımız acı tüm farklılıkları eritip bizi insanlık ailesinin şemsiyesi altında topladı. Farklı inanç, ideoloji ve kültürel yapıya sahip olan bireyler açılan yarayı sarabilmek için bir araya gelip kardeşlik ekseninde birleştiler.
Yaşanan afet karşısında insanların tek vücut haline gelmeleri bana rahmetli Erbakan Hocamın, “Bu milletin külünü üfleseniz altından iman fışkırır” sözünü hatırlattı. Şehirleri ve insanları yıkan o felaket, milletimizin külüne üflenildiğinde altından şecaat, dayanışma, inanç ve birliktelik ruhunun çıkabileceğini gösterdi ve buna hep birlikte tanık olduk. İnanıyorum ki bu birliktelik, bu dayanışma ruhu ile yaralarımızı kısa sürede sarıp yıkılan şehirleri yeniden inşa edeceğiz.
Yaşadığımız felaket aslında bize gücümüzün ne kadar sınırlı olduğunu hatırlattı ve sevginin vazgeçemediğimiz ihtirasları eritecek kadar güçlü olduğunu gösterdi. İşler yolunda giderken yoksunluğumuzu, zaaflarımızı ve dayanıksızlığımızı unutup şiddetten binalar dikmeye başlıyoruz öyle değil mi? İhtiraslarımız tavan yapıyor ve başkaldırıyoruz. Oysa bir saman çöpü kadar zayıftır bedenimiz ve küçük sarsıntılarla savrulur gideriz. Görmüyor musunuz? Birkaç dakikalık sarsıntı bütün neşemizi nasıl alıp götürdü…
Yaşadığımız deprem felaketi ölümün sandığımızdan çok daha yakınımızda olduğunu gösterdi. Yaralarımızı sararken, acziyetimizin farkına varıp ölümü tefekkür ettik. Terbiye edemediğimiz ihtiraslarımızı, taşkınlıklarımızı ve doyumsuzluğumuzu yeniden gözden geçirdik ve sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin emanet olduğunu fark ettik.
Ölümün nefesini hissedince her şey anlamını kaybetti ve kardeşlik duygusunun ekonomik konumlandırmaları, sosyal statüleri ve tüm unvanları alt edip zirveye kadar ulaşan bir değer olduğunu gördük. Farklılıklar ortadan kalktı ve insanlık ailesinin ferdi olduğumuzu hissettik.
Ne kadar aciz varlıklarız değil mi? Kendi ellerimizle yaptığımız binalar başımızın üzerine düştüğünde nefes alıp vermenin dışında hiçbir şey düşünemez hale geliyoruz. Yaşamanın ve toprağa basabilmenin büyük bir imkân olduğunu böyle durumlarda daha yoğun hissediyoruz. Ve ne yazık ki özümüzde mevcut olan merhameti hayatımızı tehdit eden durumlarla karşılaştığımızda fark edebiliyoruz. Oysa biz bütün kötülükleri bu özün içinde eritip iyiliği yaymak için geldik… Bizim varoluş hedefimiz sadece buydu…