Bismillahirrahmanirrahim;
HER şey bazı AKP milletvekillerinin “ekonomi kötü” toplantısı yapmasıyla başladı. Genel Başkan Erdoğan İl Başkanları Toplantısı’nda, “Ayağınıza kurşun sıkıyorsunuz” (30.03.2018) diye onları uyardı. Bahçeli’nin 18.04.2018’de yaptığı “erken seçim çağrısı”na can simidi niyetiyle sarıldılar. Ekonomik kriz büsbütün açığa çıkmadan baskın seçim kararı aldılar.
Seçim kampanyaları “parayla” yürütülürdü. Yeni “bütçe” gerekliydi. Meclis’teki partiler daha Ocak ayında “hazine yardımı” aldılar. AK Parti’ye 139; CHP’ye 71; MHP’ye 33,4; HDP’ye 30 milyon paylaştırıldı. Baskın seçim Meclis’ten geçer geçmez yeni bir kıyak daha. Seçim öncesi de AK Parti’ye 278; CHP’ye 142,2; MHP’ye 66,8; HDP’ye 60,4 milyon lira seçim desteği verildi.
Anayasa hazine yardımının “siyasi partilere hakça paylaştırılması” hükmünü getirir. Peki, neden sadece 4 partiye? Milletin kesesinden çıkan paranın seçime girme yeterliliğine sahip bütün partilere aldıkları oy oranında “hakça” paylaştırılması gerekmez mi?
Bazı partilere harcayamayacakları kadar yardım yapıldı. Milli Gazete, bu 4 parti için “Hazineyi buldular” (21.04.2018) manşetini kullandı. 4 parti dışındakilere ise sıfır yardım: “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa!”
Hakça paylaşma sorumluluğunu bilmeyen insanoğlunun gözü doymuyor. 2 vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü istiyor. Orantısız güç kullanımı hazine yardımıyla sınırlı kalmayacak görünüyor. TRT’yi; diğer medyayı “partilerinin borazanı”, belediyeleri “babalarının çiftliği” olarak kullanacakları endişesi veriyorlar.
ADİL SEÇİM İTTİFAKI
SEÇİME girmeyi hak kazanan partiler seçim öncesi, adil bir seçim konusunda mutabakat sağlayamazlar mı? Bu, hesabiliği ortadan kaldırır; hasbi olmayı sağlar. Vatandaş da kavga, gürültü ortamında değil, bayram şenliği içinde seçime gider. Gönül seferberliği oluşur, herkesin içine sinen bir seçim dönemi yaşarız.
Saadet Partisi güzel bir adım attı. “Adil Seçim; Adil Sistem” başlıklı bir kitapçık hazırlayıp siyasi partileri ziyaret ederek doğrudan ellerine ulaştırdı. Barış ve kardeşlik havasında bir seçim yapılabilmesi için partiler arası “Adil Seçim İttifakı”nı zaruri görüyorum.
Niçin diyeceksiniz? YSK daha seçim takvimini açıklamadan bazı partiler arasında gerginlikler oldu. TBMM Özel Oturumu vesilesiyle Hükümet ve Ana Muhalefet partisi arasında sert polemikler yaşandı. Hem de yabancı misyon şefleri ve büyükelçiliklerinin gözleri önünde. Kılıçdaroğlu AKP’ye “Firavun” benzetmesi yaptı. AKP Sözcüsü Mahir Ünal Kılıçdaroğlu’na Musa peygambere ihanet eden “Samira” benzetmesiyle cevap verdi: “Soytarılık, edepsizlik.”
Benzeri ayrıştırıcı sözler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’tan geldi. Afrin olayını değerlendirirken, “Şimdi kurtuluş savaşındayız. Teşkilatlarımız 2019’daki ‘seçim savaşı’na hazırlanıyor.”
“Seçim” için “savaş” kelimesini kullanmak ne büyük tehlike! Savaş “dış düşman”a karşı yapılır. Siyasi partiler birbirlerinin düşmanı değil; rakipleridir. Rekabeti de “centilmence” yürütmelidirler. 3. Dünya Savaşı’nın kapıda olduğunun konuşulduğu zamanda Türkiye’yi kutuplaştırmak emperyalistlere yarar.
AĞIZ TADIYLA SEÇİM
GÖKKUBBE altında 82 milyon olarak birlikte yaşıyoruz. Ülkemizin meselelerini birlikte müzakere edemezsek, bunu yapmak ABD gibi düşmanlarımıza düşer. Farklılıklarımız “düşmanlık” sebebi değil; “zenginlik”tirler. Birbirimize saygılı olmalı; iç barışı korumalıyız. Emperyalizm, “Kale içinden alınır” prensibiyle ülke insanlarını ayrıştırıyor; içte birbirleriyle çatıştırıyorlar. Bu oyuna düşmemeliyiz.
Meclis’teki partiler gerginlik ve ayrıştırma üzerinden siyaset üretiyorlar. Remzi Çayır, Aydın ziyaretinden dönerken girdiği akaryakıt istasyonunda pompacı Kemal’le tanışıyor. Onun, Türkiye’nin temel sorununu özetleyen düşüncelerini öğreniyor: “Yorulduk be, çok yorulduk! Ülke yorgun, bitkin! TV’lerde aynı sözler, aynı adamlar… Bir de başkası konuşsun, ne var? Artık TV seyretmiyorum. Bıktım… Bıktım… Aynı laflar, usandım be!” (Milli Gazete, 3.04.2018)
Siyasiler, kendilerine oy vermeyen vatandaşları yaftalamaktan, çamur atmaktan kaçınmalı. Hepimizin birbirine ihtiyacı var. Muammer Bilgiç bir sohbetimizde şöyle bir cümle kurdu: “Bir yöneticinin, bu ülkenin fertlerine düşman olması, bir babanın öz evladını öldürmesinden farksızdır.”
Suç işleyenler, ülkeye kötülük edenler var, diyenleriniz olabilir. Kişi, kişiye ceza veremez. O, hukuk ve kanunların işi. Hiçbir suç karşılıksız kalmamalı. Suç işleyenler, topluma zarar verenler konusunda delilleriyle birlikte ilgili kurumları bilgilendirirsiniz. Kurumsal olan hukuk kararını verir; kanunlar cezalandırır. İnsanlar da birbirine düşman olmaktan kurtulur.
Düğüne bayrama gider gibi, güle oynaya, ağız tadıyla seçimlere gitmek için olaylara “bencilce” değil; “kardeşçe” yaklaşalım. Adaletin sağlanması iç barışın teminatı olur.