İnsanın bir akıntının içerisinde durup soluklanıp etrafını görmesi ve tahlil etmesi gerçekten zordur. Bu yüzden, kampanya yürüten herkes, gerçekten, seçimleri kendilerinin kazanacağına inanır. Çünkü etrafları, dolayısı ile vehimleri, tamamı ile kendilerinden olanlarla çevrilmiştir. Bu yüzdendir ki her seçim sonucu bir şok yaratabilir. Ancak vehmini değil, aklını kullanan insanlar; seçim sonuçlarının matematiksel neticelerini değil, bu sonuçların olası toplumsal yansımalarını takip ve tahkik ederler.

Türkiye tarihi seçimlerden birisini daha geride bıraktı.  Bu seçimin toplum ve devlet üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini kısa ve uzun vadede göreceğiz. Bugün birileri tarafından doğru görülen adımların gelecekte nasıl bir yanlışın zeminini oluşturacağını, bugün yanlış gibi sunulan birtakım adımların gelecekte nasıl hayırlara vesile olacağını göreceğiz.

‘’Bir seçimin sonucu bu kadar etkili olur mu?’’ diye aklınızdan geçirebilirsiniz. Ancak bilhassa Saadet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi, farkında olsunlar ya da olmasınlar, bu seçimde iki yeni alanı inşa ettiler. Her ne kadar Saadet Partisi inşa ettiği alanı oya çeviremediyse de şayet ısrarlı bir devamlılık gösterir ise geleceğin umut adresi olacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi ise inşa ettiği alanı oya çevirmeyi başarmıştır. Fakat bu inşa sürecinin bilinçli olduğu kanaatinde değilim. Ne kadar bilinçli oldukları ise süreç içerisinde ortaya çıkacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin inşa ettiği alan “denge” alanıdır. Artık Devlet Bahçeli yeni dönemin dengeleyici, sözüne bakılan ve dinlenen kişisi olacaktır. Bir süredir devam eden bu süreç artık halk tarafından da kabul görmüştür. İktidara millilik ve devletçilik hususlarında güvenmeyen hatırı sayılır bir kitle Milliyetçi Hareket Partisi’ni denge aracı olarak konumlandırmıştır.

Bu yazı serisinde Saadet Partisi’nin seçim sürecinde inşa ettiği alanın mahiyetini ve sınırlarını belirlemeye çalışacağız. Ayrıca bu alanın imkânlarının ve zaaflarının neler olduğuna, bu alanın gelecek siyasetindeki konumuna ve bu konumu sağlayabilmek için yapılması gerekenlere, son olarak da bu alanın daha iyi işlenebilmesi için gelecekte neler yapılması gerektiğine işaret edeceğiz.

Başta Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu olmak üzere Saadet Partisi seçim sattı mahallinde birçok mesele hakkında açıklamalarda bulundu.  Her açıklamanın bir anlamı muhakkak vardır ancak, Sayın Temel Karamollaoğlu’nun Saadet Partisi’nin geleceği açısından en tarihi ve yön belirleyici açıklaması ise “Müslümanlık sadece sakal bırakmak, takke takmak, cübbe giymek, namaz kılmak, oruç tutmak değildir. Müslümanlık aynı zamanda iftira atmama, yalan söylememe, kul hakkı yememe ve işi ehline vermektir” oldu. Bu ifadeler Türk siyasi tarihinin son yıllardaki en belirleyici alanının inşasını mümkün kılan açıklamalardır. Bu konuda bir abartı yapıyorum diye düşünen okuyucularım, beni okumayı hemen bırakabilirler. Zira bu alan, gelecek siyasetinin yeni zeminini teşkil edecektir.

Son 16 yıl içerisinde her yönü ile mütedeyyin kimliğini ön planda tutan bir iktidarla karşı karşıyayız. Namaz kılan, oruç tutan, camiler yaptıran, umre yapan, Kur’an-ı Kerim okuyan bir lider ve bunun etrafında aynı hayat tarzını benimsemiş insanlar ülkemizi yönetmektedir. Bu durum belirli bir grubu ikna için yeterli hatta fazla bile. Bir grup insanımız meselenin ve dinin bu anlayıştan ibaret olduğu vehmine kapıldı. Bir grup cemaat ve özünü kaybetmiş tarikatlar meselenin sadece abdest, sadece güzelce Kur’an okumak olduğu yanlışına düşmüştü. Bu ve benzeri şekilde düşünen kişi, grup, cemaat ve özünü kaybetmiş tarikatlara söyleyecek sözümüz “Allah akıl fikir versin”. Yazıktır, günahtır. Ya yok olup gidecekler ya da dönüşecekler. Aklın karşısında algılar duramaz, bu böyle biline… Yok olmak kaderleridir.

Gelelim meseleye;

Temel Bey yaptığı açıklamayla, dinin aslının bunları içermesiyle birlikte esasında dinin gayesinin güzel ahlak olduğunu ve güzel ahlakında davranışlarda ortaya çıkacağına vurgu yapmıştır. Bunu kendi üslubumuza döktüğümüzde ortaya şöyle bir sesleniş çıkmaktadır:

Ey halkım! Bakınız, son 16 yıldır din adına, dindarlık adına yapılan yanlışlar sizleri mütedeyyin kesime karşı küstürmesin, mütedeyyin denince aklınıza; adam kayıran, hain, kaba, hakaret eden, yalan söyleyen ve hırsızlık yapan insanlar gelmesin. Mütedeyyin denince aklınıza beton âşıkları, çevre düşmanları, rantiyeciler, kek sevenler derneği gelmesin. Bakınız bizler Saadet Partililer olarak mütedeyyin yaşam tarzına sahibiz ancak kim ne derse desin, kardeşliği önceleriz. Kimseyi ötekileştirmeyiz, kimseye şeklinden dolayı mana yüklemeyiz, renkleri ve kimlikleri bir rahmet vesilesi olarak kabul ederiz. Liyakat bizim için esastır. Hoşgörü şiarımızdır. Bize göre hep birlikte Türkiye olmalıyız ve öyleyiz.

Yapılan seçim işbirliği ülkenin yeniden birlikteliğinin, toplumun kesimlerinin yeniden barışmasının ve yeniden birlikte olmasının en önemli adımlarından birisi olmuştur. Ancak bu gerçek hem topluma yeni gelmiş hem de Saadet Partisi’nin sosyolojik tabanına da kısmen benimsetilebilmiştir. Aslında seçim çalışmalarında görüldüğü üzere ülkemiz seçmeninin %75’ine siyaset üretebilecek büyük bir siyaset koridoru açılmıştır.

Şuanda, siyaset dünyası ve seçmen yeni bir meseleyi konuşmaya başlamıştır. Bu mesele “İLKELER SİYASETİ”dir. Başta Sayın Temel Karamollaoğlu olmak üzere, Saadet Partisi bir İLKELER SİYASETİ alanını açmıştır. Bu alan kendi içerisinde ilkeleri olan, sınırları belli olan bir alandır. Bu ilkeler, adil yarış için, hükümsüz bir tutuklunun salıverilmesini savunmanın temelini oluşturmaktadır. Bu ilkeler ne pahasına olursa olsun, doğrudan yana olmanın ve doğruyu söylemenin zeminini oluşturmuştur. Bu ilkeler, gelecek kaygısı gütmeden siyaset yapabilmenin zeminini oluşturmuştur. Bu ilkeler, herkesle konuşabilmenin ve toplumun ortadan ikiye bölünmesinin önüne geçme gayretinin zeminini de oluşturmuştur.

Şu bir gerçektir ki ilkeler siyaseti alanı oluşturuldu ancak bu alan şu an için seçmenin dikkatini çekmesine rağmen yeterli düzeyde oya dönüş/türüle/medi.’’Neden?’’ derseniz, bunun sebeplerini şu şekilde sayabiliriz. Başta partinin iç problemleri ve idrakinin bu siyasete tepki vermede tamamlayıcı olamaması. İkinci olarak da yeni bir anlayışın oya dönüşmesi için gereken makul sürenin tamamlanmamış olmasıdır.

Ülkenin her kesiminden ve her renginden ilgi gören büyük bir çoğunluğun kulak kabarttığı İLKELER SİYASETİ artık ülkemizin siyasetinde zorunlu bir istikamettir. Gelecek yıllar konuşulacak olan siyasetin de adıdır. Ancak bu siyaset tarzı başta inşa edicisi Temel Karamollaoğlu Bey olmak üzere herkes tarafından desteklenmeli ve sürdürülmelidir.