Kur an; "İstinkâf ve istikbar eden kimseler ise " (Nisâ, 4/173) diye başlıyor

"İstinkâf eden" aslında "istirkâb eden" anlamına yakındır. Bu ne demektir Çöküp bir türlü sallanmama, kalkmama, yerinden ayrılmama demektir. İnatçı develer çöktükten sonra kalkmak istemezler Bugünkü bazı kimse ve kurumlara göre baktığımızda "istinkâf eden" demek; direnen demek, dinlemeyen demek, dinlese de ona göre iş yapmayan veya istenen işi yapmayan demektir Kimdir bunlar Hakkı, hakikati, adaleti ve mesela "Adil Düzen"i söylersiniz, ama onlar bu yeni şeyi dinlemezler... Çalışmalarını ve yönetimlerini ona göre ayarlamalarını istersiniz, ama yapmazlar... Aynen inatçı develer gibi "zulüm düzeni"nde kalmakta direnirler Bir türlü dayanışmaya ve ameli salihe gelmezler...

İstinkâf ettikleri yetmiyormuş gibi bir de "istikbar ederler" Dayanışma ortaklığına katılmak ve ameli salih işlemekten istinkâf eder, istikbar ederler

"İstikbar etmek" kendisini büyük görmek, kendisini halktan ayrıcalık içinde düşünmektir

Ayrıcalıklı mahallerde oturmak, ayrıcalıklı iş yapmak, ayrıcalıklı muamele istemektir...

Sınıf oluşturmak insanların düştüğü hastalıktır. Kimi insanlarda belli kimselerle sohbetlere katılmamak, onlarla bir arada oturmamak hastalığı vardır. Üst sınıf mahaller oluşturulmakta, oraya göç etme ve oraya taşınma büyüklenmenin, kibirlenmenin istikbar etmenin ideali olmaktadır. Mesela, Başbakan ın kendisine ve ailesine villalar satın aldığını duyan yakın çalışma arkadaşım; Tayyip bey halkın arasından ayrılıp o villalara taşındığı gün biter. demiştir.

*

Anadolu da köylüler büyük sıkıntılar içinde çocuklarını büyütürler, yetiştirirler... Tam kendilerine yarayacağı, çobanlık yapacağı, iş yapacağı zaman gönderip okuturlar... Büyük sıkıntı ve ıstırap içinde çocuklarını mühendis yaparlar, doktor yaparlar, meslek sahibi yaparlar... Öyle gün gelir ki, artık o mühendis onu okutan ve büyüten anne babasından utanır hâle gelir; yanına alamaz, ona bakamaz olur!.. İşte bu gibi bir "istikbar" durumları ve anlayışları çağımızdaki insanları hayatta birbirinden koparmaktadır.

"Sanayileşme dönemi"nin, "şehirleşme hayatı"nın en büyük sorunu işte bu "istikbar"dır.

Bu istikbar bugünkü iş hayatına da aksetmiştir. Mesela, bazıları; Ben okudum, büyük adamım, artık herkesin yaptığı işi yapamam! diye düşünmekte ve yapmamaktadır. Bu konuda kimileri o kadar ileri gitmişlerdir ki, mesela muhterem alimleri veya emekli askerleri siyasetten uzak tutmak için onlara; Siz büyük insansınız, bu adi siyasette karalanırsınız! demişlerdir. Böylece bu gibi önemli kimseler ve kesimler ülkeye hizmet etmekten uzak tutulmaktadır.

Kimi mühendisler eline bir eğe alıp demir üzerinde sürtemezler, tornavida veya anahtar ile bir şeyi bir vidayı, bir cıvatayı sık[a]mazlar. Çünkü onlara göre o adi bir iştir, yapacak olan da sadece işçidir. Ondan sonra da mühendis ünvanını alır ama bir türlü gerçek mühendis olamazlar. Türkiye de planlı-projeli sanayileşme bu sebeple olamamaktadır.

Büyük olan yalnız Allah tır. Biri padişah bile olabilir ama o büyük değildir.

*

Hazreti Muhammed aleyhisselâm bir gün şöyle diyor: "Zenci de olsa, cüce de olsa mutlaka başkana itaat edeniz." Arkadaşları; "Facir, fasık da olsa da itaat edecek miyiz " diyorlar. Hazreti Peygamber, kıyamete kadar insanlara yol gösterecek balyoz gibi müessir sözü söyleyerek şöyle buyurdu: "Evet, sizin toplantılarınıza (namazlarınıza) katılıyorsa itaat ediniz."

Buna başka bir uygulamayı daha örnek verelim. Halife Hazreti Ömer e şikayette bulunuyorlar; Filan vali oturduğu makam odasına kapı koydu, izinle giriliyor! Halife Ömer müfettiş gönderiyor ve; "Önce git, kimseye bir şey sormadan kapı varsa sök ve yak, valiyle ondan sonra görüş." diyor.

İşte, sırça köşklere çekilip güya yönetimde bulunmak ayrıcalık demektir, büyüklük taslamak demektir, kibirlenmek demektir. Aslında halktan kopuk yaşayan böylesinin durumu gerçek anlamda başkanlıktan ıskatına sebep olmaktadır.

*

Sonuç: "(Allah) Böyle olanlara acı bir şekilde azap edecektir ve onlar Allah tan başka ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulurlar." (Nisâ, 4/173)

Bir insan kendisini diğer insanlardan her ne şekliyle olursa olsun farklı görmemelidir.

Bu zenginlikte olabilir, iş hayatında olabilir, ilimde olabilir, makamda olabilir, itikatta olabilir; farklı görürse o artık şeytanlaşmıştır. Bu sebepledir ki kimseye aşırı saygı göstermeyeceksiniz. Çünkü o bunun etkisinde kalır, kendisini bir şey zanneder ve şirke girer, isyana girer. Kimsenin arkasından eksikliklerini konuşmayacaksınız. Yüzüne karşı da kendisini methetmeyeceksiniz. Hakkı tavsiye budur. Ben sizin eksikliklerinizi sayacağım, siz de benin eksikliklerimi sayacaksınız. Böylece "istikbar" illetinden kendimizi koruyacağız. Yani, birbirimize hakkı tavsiyede sabırlı olacağız.