Bir önceki yazımızda, “günah keçisi” yazımızla, hem siyasal hem de düşünsel anlamda karşılığı olan bir durum irdelemesinde ve değerlendirmesinde bulunmuştuk. Konunun önemi şuydu, asıl sorumluların yapıp ettikleri göz ardı edilerek başkalarının hedef hâline gelmesi üzerine bir yaklaşımdı. Asıl sorumlu geri planda kalır ya da hiç dikkate alınmaz.

Bir zamanlar bir siyasa insanı ve değerli bulduğum bir büyüğe, tutum ve yaklaşımlarının tepkilere neden olduğu ve kendisini sevimsizleştirdiğini söylemiştim. O da, liderimizi koruma adına bunları yapıyorum. Şimşekleri onun üzerinden kendime çekiyorum, onun çalışmasını ve kişiliğini koruyorum, rahatlatıyorum anlamında bir değerlendirmede bulunmuştu.

“Günah keçisi” yazım ile ilgili de bir yorum geldi, yazımın hedefi olanların “şamar oğlanı” olduğu üzerine olan bir yaklaşımdı. Bu deyim ve kavramlar birbirinden tamamen farklıdır. Günah keçisi olanlar birileri tarafından seçilen, görevlendirilen ve onlara bir takım yükümlülükle ve iş yaptırılarak istenenlerin yerine getirilmesidir. O iş mutlaka yapılmalıdır, ama görünürde asıl sorumlu kendisi olduğu hâlde sorumluluğun başkasının üzerine aktarılmasıdır. Bunların örneklerini de vermiştik. Suriye bataklığı konusunu ifade etmiştik söz konusu yazımızda. Asıl sorumlu göz ardı edilerek biri hedef hâline getirildi, yıllardır bütün suç ve sorumluluk onun üzerine yüklendi. Şu AB dayatması sonucu çıkarılan yasaların getirdiği sorunların da başkaları üzerine yüklenmesi gibi. Bunun sayısız örnekleri var.

Şamar oğlanı deyimine gelince: Sözlüklerde: “Herkesin öfkesini, hıncını kendisinden aldığı, önüne gelenin kolayca çattığı, aşağıladığı, dışladığı kimse” olarak tanımlanır. Bir insan neden başkalarının öfkesini üzerine çeker, ya da neden birileri bu anlamda hedef hâline gelir.

Bir diğer ve asıl tanımlama da krallıklarda, monarşik yönetimlerde, krallar ve onların çocukları var. Çocuklarından yeteneksiz, algı zayıflığı, haylaz, umursamaz olanları olur. Kendi çocuklarını terbiye ederken azarlamaya, dövmeye kıyamadıklarından alt sınıflardan birinin çocuğu bulunduğu ortama alınır. O zavallı çocuğunu yaptığı her yanlış sonucu mürebbiler çocuğu şamarlar, pataklar, azarlarlar. Bu durumda yeteneksiz çocuk dövülmeden herhangi bir aşağılamaya tabi tutulmadan terbiye edilir. Olanlar da zavallı çocuğa olur.

Bunun şöyle bir yorumunda da bulunabiliriz. Yöneticiler, kendi yanlışlarını, başarısızlıklarının üstünü örtmek için kendilerine muhatap aldıkları kimselere adeta deyim yerindeyse şamar oğlanına çevirirler. Bunlar ister kendi partileri, dernekleri içinde olsun ve gerekse olmasın. Güçleri de var ise ve hele şu zamanda medya ve farklı güçleri de yanlarına alırlar, karşı tarafı şamar oğlanına çevirirler. Kendi suçlarını bile onların üzerine yüklerler. Ya da geçmişten gelen kurumların günah ve yanlışlarını bile sonrakilerin üzerine atarlar. Öyle olur ki onlar adeta sağdan soldan pataklanarak paçavraya dönüştürürler.

Hakkaniyeti olmayan, başkalarına zulmederek, haksız yere olan bu tutumlar giderek acımasızlaşır. Bu sanki bir mesleğe bir tutuma dönüşür.

Kendi medeniyet değerlerimizde ise her türden olan bu yanlışlar asla kabul görmez, benimsenmez ve bunlardan kaçınılır. Kabalıklara izin verilmez. Kültür ve düşünce düzeyi yüksek toplumlarda ilkeler bu anlamda daha çok anlam ve değer kazanır.

Medeniyetimizin temel yaklaşımları var. İnsanların sorumlulukları çok yönlüdür. Özellikle insanlara yapılan yanlışların, zulümlerin, aşağılamaların asla telafisi yoktur ve giderilemez.

Şehzadeleri terbiye için kullanılan çocuklara yapılan zulümler ise asla insanî değildir yazımızda kastımız ise geneldir. Bu genel durum göz önünde bulundurulursa insanların davranış ve tutumları belli bir anlayış üzerine süregider.

Örneğin ırkçılık hastalığı çok yaygın ve etkilidir. Belli ırklara mensup olanlar küçümsedikleri ırklara mensup insanları da şamar oğlanına çevirirler. Kendi ırklarının üstünlüğü diye bir durum asla söz konusu olamaz. Tanrı vergisi olan her ırk kendi içinde bir değerdir, üstündür. Müslüman olmak ise bizler için bağıştır. Çünkü ne ırk, ne insan üstünlüğü söz konusudur.