Yazının başlığı ifade, yazılı ya da görsel basında kullanılmıştı ve dikkat çekici gelmiş olmalı ki zihnimde kalmıştır. Bilim felsefesi, hemen her bilim üzerinde irdeleme gereği gördüğü gibi, iktisat, yani “ekonomi”nin bilim niteliğini de tartışma ihtiyacı duymuştur. Gerek her bilimin kendi içinden, gerekse diğer bilim dallarının dışarıdan yapacağı tartışmalar, eleştiriler ve yorumlar, o bilim dalının eksikliğini gidermede, yanlış verilerinin düzeltilmesinde, en önemlisi de gelişiminde olumlu katkılarda bulunur, bulunmuştur da. İktisat bilimi bunun dışında değil, aksine, bireysel ve toplumsal hayatın, aynı zamanda “kurumların” belirleyici faaliyetlerinin başında gelen “üretim” ve “tüketim” faaliyetini çok yönlü olarak ele aldığı için, asla göz ardı edilemez. Her bilim dalının kendine özgü terimleri, kavramları, deyimleri, ilkeleri, hatta yöntemleri olmak zorundadır. Sözgelimi bir iktisatçı da, mutlaka deney ve gözlem yapmaktadır, ama onunki bir biyologunkinden belli ölçüde farklılık gösterir.
Sanıyorum, “kumar ekonomisi” deyimi, iktisat biliminin ele aldığı bir konunun, bilimsel ölçüler bakımından, belki de, bir uyumsuzluğu nitelemek için kullanılmış olmalıdır. Yoksa bir insan faaliyeti olan “kumar” oyununun, yerine göre devasa bir iktisadi sonuçlar doğurduğuna dikkat etmemeleri söz konusu olmamalıdır ki bu alanda incelemeler yapıldığı bilinmektedir.
Anlaşıldığına göre, “kumar ekonomisi” deyimi, “finans” olarak tanımlanan “para”nın bikrimi, amacı, kullanımı gibi konuların, iktisat bilimi ölçülerinde ele alınıp incelenmesi şeklinde açıklanabilir. “Finans”ın, yani paranın belli ölçüler ve bir sistem temelinde etkili bir şekilde kullanılması, Yeniçağ’ın başlarında İtalyan kent-devletlerinde ortaya çıktığı tespiti yapılmıştır. Daha sonra Avrupa’nın kuzeyine, Felemenk olarak adlandırılan günümüzdeki Hollanda’da uygulanıp yaygınlaşmıştır. “Kolonyalizm”, “emperyalizm” kavramlarında ifadesini bulan sömürge politikaları, bu gelişmelerin birer yansıması olarak, daha sonra devletler tarafından da benimsenecektir.
Bu politikaların sistemli ve doğurduğu ağır sonuçları, kısaca Hindistan, Çin, özellikle de Osmanlı İmparatorluğu’yla olan ilişkilerde açıkça görmek mümkündür. Daha 19. yüzyılda, İngiltere ihtiyaç duyduğu afyon üretimini, Çin aristokrasisi olan Mandarinlerin desteğini de alarak, zorlamıştı. Çin toplumunun temel gıda maddesi olan pirinç ekimini yasaklamıştı. Sonuçta “Afyon Savaşı” patlak verecekti.
Osmanlı İmparatorluğu’ndaysa, Anadolu halkı “adam yerine” konulmadığı için, üretim faaliyeti korunup güvence altına alınmaması dolayısıyla, ihtiyaç duyulan “finans”, Londra ve Paris finans çevrelerinde sağlanmaya çalışılacaktır. “Zaman İçinde Maraş” (Edebiyat Ortamı Yayınları, Ankara 2020) kitabını yazarken, İngilizlerden sonra Maraş, Antep ve Urfa’yı işgal eden Fransızların bir subayı, şehrin ileri gelenleriyle yaptığı toplantıda, kargaşalık çıkartmamalarını, askerlere saldırıda bulunmamalarını, “Sultan”dan para vererek aldıkları Pazarcık ovasının Fransız mülkü olduğunu, burada yapılacak üretim faaliyetlerinde yerli halkın işgücü olarak kullanılacağını, tehditvari bir üslupla söyler. Toplantıya katılan iyi niyetli bir Maraşlı, Pazarcık ovasındaki arazinin parası neyse size verelim ve işgali de sonlandırın mealinde konuşur safça.
Özetle, “kumar ekonomisi” deyimi iktisatçıların yeni bir nitelendirmesi olsa da, geçmiş olaylara, durumlara ve yaşanılanlara bakıldığında, adeta değişmez bir düşünceyi ve onun şartlar elverişli hale geldiğinde yeni bir biçimde uygulamaya başlandığını göstermektedir. Londra’nın “City” olarak adlandırılan finans merkezindeki finans şirketinin herhangi birinde ücretli çalışan birini getirip devletin ve ülkenin karşı karşıya kaldığı ekonomi politikasını teslim ettiğinizde yapacağı şey bellidir. En fazla biraz düşük ve uygun faiz karşılığında finans temin edebilir, “şark kurnazlığı”nızı bir süre daha parlatabilir. Yetişmiş insan gücünüzü, sahip olduğunuz yerüstü ve yeraltı kaynaklarınızı yerli yerinde kullanıp üretim yapamadığınız için, “kırk kapıya seksen değnek çalarak” para arayıp durursunuz. Bir de, asayişini, huzurunu ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olan halkın çocuklarını halkın üzerine salıverirsiniz. Elbette övünebilirsiniz bu eserlerinizle!