İnsanın gelişimi dış etkenlerden ziyade kendi tutum ve davranışlarına bağlıdır. Kendi kabul sınırları, dış dünyaya araladığı perdeleri, farklı fikir ve düşüncelere açtığı kapıları doğrultusunda gelişimi olumlu ya da olumsuz yönde ilerler. Her insan sürekli beraber olduğu beş samimi arkadaşının ortalamasıdır diye bir klişe dolanır piyasada. Ben bu yaklaşımı doğru bulmakla beraber genelleyemiyorum. Çünkü karakter dediğimiz şey her türlü etkiye kafa tutabilecek güçtedir. Yani eğer bir insanın karakteri oturmamışsa, halk arasındaki tabirle ciğersiz ya da sütü bozuksa, mayasında problem varsa etrafına bin tane pırlanta toplansa yine de o adama etki edemez.

Modern zamanları ve modern zamanların psikolojik ve sosyolojik yorumlarını toplu bir şekilde reddetmek maalesef çok doğru değil. Maalesef diyorum çünkü geleneksel akıl dünyasında böyle bir paranoya var. Yeni olan her şey ve yorum reddedilmeli gibi. Yok, durum inanın öyle değil. Daha önce seri halinde yazdığım 21. yüzyıl yetkinlikleri buna verilecek en güzel cevaplardan. Gerçekten içinde yaşadığımız yüzyılda ihtiyaç olan çok önemli yetkinlikler var ve bu yetkinlikler üzerine kafa yormaktan, çalışmaktan başka çare yok. Şunu da unutmamak gerekir, bu yetkinlikler zaten Peygamberimizin (S.A.V.) hayatında bize örneklendirilmiş. Biz sadece doğru okumaları, güncel yorumlamaları denkleştiremiyoruz.

İnsanın gelişimi diyorduk. Evet, insanın özellikle ahlâken gelişimi kendi üzerinde geliştireceği öz disiplin ile yakından alâkalıdır. Kısaca örneklendirmek gerekirse, hayatı boyunca bir takım zorluklar ve sorunlar yaşayan insan isterse tüm bu yaşadıklarını imtihan olarak görür ve daha iyisini bekler, daha iyisi için sabırla çalışmaya devam eder. İsterse de sinirlendikçe intikam duygusu gelişir, hırsı artar, iyi ve güzele dair duygularını kaybeder ve sonunda ahiret hesaplarından ayrı bir hayat felsefesini kuşanır gider. Yaşanılan ne varsa doğru yorumlamak, aceleci davranmamak, olanda hayır vardır diyebilmek, dur bakalım ilahi plan neler gösterecek diyerek kadere gülümseyebilmek kolay olmasa da doğru olandır. Bizim hayır bildiklerimizde şer, şer bildiklerimizde hayır vardır. Biz bilmeyiz, en doğrusunu bizleri yoktan var eden âlemlerin Rabbi olan Allah bilir. Bu cümleleri duymayan, bilmeyen yoktur. Peki ya uygulamada ne durumdayız. Gerçekten hayatın hızı, bildiğimiz birçok şeyin uygulamasında bize ciddi zorluklar yaşatıyor. Onun için bazen ufak molalar vermek şart. En azından derin bir nefes alacak kadar durmakta büyük faydalar var. Yoksa yaşadıklarımızı doğru yorumlamak bir hayli zorlaşabilir.

İnsan dünyaya bağlandıkça ahlâkî olandan uzaklaşır. Bu tıpkı iki artı ikinin dört ettiği gibidir. Çünkü dünyaya dair arzu edilen şeyler, mutlak sahip olma duygusu, her zaman ahlâk sınırları içerisinde değildir. Kanaatkâr olmak, olanla yetinmek, şükretmek gibi meziyetler dünyaya bağlanmak ile genelde çatışma içerisindedir. Özetlemek gerekirse insanın gelişimi aynı zamanda bir ahlâk yolculuğudur. İnsan hayatı ilerledikçe bu yolculuğun bilinci de artması gerekir. Ahlâkî bilinç arttıkça kişisel verimlilik de artar. Bu verimlilik aynı zamanda çok önemli toplumsal gelişmelere de hizmet edecek niteliktedir. Onun için “önce ahlâk ve maneviyat” söylemi üzerine iyi düşünmek gerekir. Bu söylemi bir slogan olarak kullanmaktan ziyade, bu söylemin kişide oluşturması gereken bilinç üzerine çok düşünüp, ona göre çalışmak gerekir.