Kamyon kasasında İstanbul’a gelip gönlünce yaşayanlar olduğu gibi, zor günler geçirenler de oluyor. Anne ve babası trafik kazasında ölen altı aylık çocuğa herkes acır ve “bu yetimin işi daha zor” derler ama bir gün gelir, o acıyanların çocukları o yetimin işyerinde çalışırken görülür. Ben gördüm.
Köyün en zenginlerinin tamamı öldü.
Köyün en fakiri 101 yaşında öldü. Hem de aklı ve hafızası yerinde olarak yaşayıp dinine bağlı kızı ve çocuklarının gül gibi bakımları içinde öldü.
Merhume bir hanımefendi anlatmıştı: “Ablam, fakir bir memura kaçtı. Beni de karşı köyün en zengininin oğluna verdiler.
Herkes beni tebrik etti zengin yere gideceğim diye.
Benim de sevincimden ayağım yere basmıyordu.
Anlı şanlı düğünden sonra zengin evinde işe bir başladık, ömür bitti iş bitmedi.
Her gün on ile yirmi arasında işçimiz bağda, tarlada, bahçede, davarda çalıştıkları için onlara her gün yemek yapıyoruz.
Her on günde bir sığır kesilir. O sığırın etini kemiğinden ayırmak, kuşbaşı halinde doğramak, kellesini, ayaklarını, işkembesinin temizlemek, çorba ve yemeklik yapmak işimiz.
Sabahtan gece geç vakte kadar kafamızı kaşıyacak babamı, annemi ve kız kardeşimi ziyaret edecek vaktim yok.
İki sene sonra kız kardeşime gittim. Oturduğu ev, bizim salonumuz kadar bir şey ama kutu gibi, temizliği kolay.
Telefon etti, kasaptan yarım kilo et istedi o gün onu yedik.
İkinci gün balıkçıya telefon etti iki balık, temizlenmiş olarak geldi.
Çay içerken, yemek yerken, sohbet ederken oturarak yorulduk ve dinlenmek için dışarı çıkıp biraz dolaşıp eve geri geldik. İşte o zaman anladım fakirliğin saltanatını” demişti.
Durumu iyi olanlar da bu saltanatı sürebilirler.
İşçilerine maaş takdir ederken Sevgili Peygamberimizin eğitiminden geçen Ebu Zerr’inil-Ğıfari’i gibi davranır, işçisine, yediğinden yiyebilecek, giydiğinden giyebilecek, insanca yaşayabilecek ücret öder ve bulunduğu köy, mahalle ve kasabada aç insan bırakmayarak, yetimleri, ihtiyaç sahibi herkesi kollayarak, saltanat koltuğunu gönüllerde kurabilir.
Buyurun hadis-i şerifi okuyun:
“Ma’rur bin Süveyd anlatıyor: Ebu Zerr’inilĞıfari’yi gördüm (Allah ondan razı olsun), üzerinde çok güzel bir elbise vardı. Aynı elbiseden hizmetindeki adamın üzerinde de vardı.
Neden böyle olduğunu sorduğumda, Ebu Zerr: Ben birine (Bilal-i Habeşi’ye) hakaret etmiştim. O da beni Allah’ın elçisine şikâyet etti. Allah’ın elçisi bana, ‘Sen, onu annesi (inin siyah olmasıyla mı) ayıpladın? Şunu iyi bilin ki, hizmetinizde olanlar sizin kardeşlerinizdirler. Kimin hizmetinde bir kardeşi olursa, ona yediğinizden yediriniz, giydiğinizden giydiriniz, gücünün yetmediği işi ona yüklemeyiniz, eğer yüklerseniz siz de ona yardım ediniz’ dedi” (Buhari, K. Itk, bab, el abidüihvanükümno 15).
Sevgili Peygamberimizin hadisi doğrultusunda, Ebu Zerr gibi olmak için hemen çalışanlarınıza zam yapın.
Çevrenizdeki ihtiyaç sahiplerini kollarken hep size bağımlı kalmasınlar.
Para verecekseniz hesabına yatırınız, kasaba, manava, bakkala tembih ederek ihtiyaçlarını alsınlar en geç bir hafta veya bir ay içinde siz satıcılara ödeyiniz.
Onlarla bir araya geldiğinizde, “Yardım, para, ekmek, et, elbise…” gibi kelimelerden bahsetmeyin. Kardeşlerinizle kaynaştığınız gibi kaynaşınız.
O günün konusu ne ise onu, İslami çıkış yollarıyla tahlil ve tatbik ediniz.
Rabbimiz bizi uyarır:
“263-Güzel bir söz ve bağışlama, ardından eza gelen sadakadan hayırlıdır. Allah ganidir (kimseye muhtaç değil). Halimdir (kullarına yumuşak davranan).
264-Ey iman edenler, başa kakmak ve eziyet vermekle sadakalarınızı boşa çı-karmayın. Allah’a ve âhirete inanmayan, malını insanlara gösteriş olsun için veren kimse gibi (malınızı, heder etmeyin). Böylesinin hali, üzerinde toprak bulunan kayanın haline benzer. Ona bol yağmur yağar da, onu (topraksız) kaskatı bırakıverir. Kazandıklarından hiçbir şeye (sevabını almaya) kudretleri yetmez. Allah kâfirler topluluğunu hidayete eriştirmez” (Bakara süresi ayet 2/263-264).
Yardım ettiğiniz kişi size nankörlük etse bile geçmişi hatırlatacak hiç söz veya tavır içine girmeyiniz.
“İyilik yaptım, kötülük gördüm” gibi sözleri hiçbir zaman tekrarlamayınız. Özür dilerim, ben aslında bu tür kelimeleri kullanmam ama örnek olsun diye verdim.
Rabbimiz, yardımcımız olsun.