Dinsel istismar cinsel istismarla at başı gidiyor.
Önüne gelenin din üzerine ahkâm kestiği bir ortamdan bahsediyoruz.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez 33. İl Müftüler İstişare Toplantısı’nda durumu oldukça net biçimde ortaya koydu: “Sahte bal sattı diye kanallar kapatılabiliyor. Peki, ‘sahte din’ satmaya kalkışırsa ne yapmak lazım?”
Bu sorunun cevabını herkesin vermesi lazım.
Şayet merdiven altı din söylemi böyle devam eder ve din konusunda söz söyleyen insanların çarpık davranış ve tutumlarına her gün yenisi eklenirse ülkede özellikle gençler arasında inanç kopuklukları katlanarak sürecektir.
Körpe dimağların ateizme, deizme ve agnostisizme kaymalarında bu din istismarının payı tahmin edilenden çok daha büyük.
Gerçeğin yerini sahtenin alması karşısında garip olan şu ki kimsenin bir sesi çıkmıyor.
İrili ufaklı bu kadar çok sözde dini kanalın olması ekranın dışındakilere çok farklı mesajlar vermektedir.
Her şeyden önce dinde uzlaşı olmadığı, din anlatıcıların doğru düzgün dili kullanamadıklarından, köylü ya da kasabalı bir dil kullandıklarından yola çıkarak dinin şehre inemediği anlayışı yerleştirilmektedir.
Tahribat bununla da sınırlı değil, bu kanallarda İslam’ı anlattığını iddia eden kişilerin konuşurken kelimelerle kurdukları ilişkiye bakarak aslında anlattıkları şeylerden kendilerinin de ikna olmadıkları görülecektir.
Sahte din ile neden mücadele edilmemektedir acaba?
Bunun değişik sebepleri var. En önemlisi halkın sahtesi ile doğrusunu birbirinden ayırt edememesinden dolayı dinle mücadele ediliyor intibaı oluşturmaktan kaçınmaktır.
Diğer bir sebep ise yetkililerin farklı dini cereyanları birbirine bırakarak, kendi hesaplarını kendilerinin görmesini sağlamaya çalışmasıdır. Bir tür ‘kendi ayıklamalarını kendileri yapsınlar’ anlayışı diyebiliriz buna.
Tabi bunun yanı sıra, oy kaygısı, işin içinden çıkamama ve serbest piyasa ölçütlerine teslim olmayı da sayabiliriz.
Bir takım çekincelerden dolayı şayet bu paralel din cereyanlarına dur denilemezse cemaatlere yönelik yeni hayal kırıklıklarına hazır olmamız gerekir.
Okullardan mabetlere kadar bir ağızdan herkes alışılagelmiş sahte bir dini anlatıyor.
Alışkanlık yapan her şey gibi din de insanın üzerine tutunarak varlığını sürdürüyor. Alışkanlıklar insana teslimiyet gibi huşu bahşedebiliyor zamanla.
Sahte bala alışan sahte dine de alışıyor. Bu sefer gerçeğini sahte zannedip, hakikatten kaçıyor.
Sahtekârlar ellerine geçirdikleri her şey gibi mukaddes mefhumları da kendilerine benzetirler.
Böyle bir durumda balın ya da dinin sahte olması önemli değil, kişinin sahtekâr olması yeterlidir. Sahtekâr kişi zaten elini sürdüğü her şeyi kendine benzetir.
Böyle bir manzarada gözden kaçırdığımız bir şeyi bir kez daha vurgulamakta fayda var: Dolaylı tersine tebliğ (olumsuz örnekler) verilen bütün mecburi ya da gönüllü din eğitimlerini berhava ediyor. Olumsuz insanların olumlu şeyler söylemesi olumluya değil olumsuza karşı iştahı kabartıyor.
Ne de olsa yaşanan bir hayat donmuş, camit bir teoriye baskındır her zaman.