Yaklaşık iki aydan beri her gün medyaya yansıyan haberler tüm toplumu şaşkına çevirmişken son olarak binlerce kişinin dinlendiği, buna bir de Başbakan ile oğlu arasında geçtiği ileri sürülen montaj ses kayıtlarının gündeme gelmesi toplumun ruh sağlığını bozacak bir boyuta ulaştı. Bu dinlemelerin şantaj amacıyla yapıldığı şeklindeki açıklamalarda gelişmelerin üzerine tüy dikti. Medyaya yansıyan haberler eğer gündem değiştirmeye yönelik bir adım değilse ülkemin ne kadar sahipsiz kaldığını, bir takım çetelerin bu sahipsiz ülkede gecekondular diktiğini göstermesi bakımından insanı rahatsız ediyor. Yapılan dinlemelerle, kişilerin özeline girilmesi, tehdit ve şantaj vesilesi yapılması, pek çok devlet görevlisinin bu paralel yapı tarafından devre dışı bırakılmış olması ülkemin ne kadar sahipsiz ve korumasız bırakıldığını göstermez mi
Tekrar ediyorum, medyaya yansıyan tüm bu haberler doğru ise, sözü edilen paralel yapı ya da devlet içinde oluşturulmuş çeteden hesap sorulması, devletin bu işgalden kurtarılması gerekir. Bu işin paralel yapı ile ilgili boyutu. İşin bir de 12 yıldır bu ülkeyi yönetenler boyutu var. Çünkü görünen o ki, birtakım kanun dışı oluşumlar devlet içinde ellerini kollarını sallayarak kanun ve kural tanımadan hareket etmişler. Son iki ay içinde gündeme gelen olaylar ve ulaşılan bilgilere devletin bugüne kadar erişememiş olması, daha doğrusu haberinin olmayışı ülkemin sahipsiz kaldığını göstermesi bakımdan önemlidir. Evi soyulan Nasrettin Hoca’ya geçmiş olusuna gelen herkesin, “Kapını, pencereni neden tam olarak kapatmadın Niçin hırsızlara karşı tedbir alamadın” yollu serzenişleri üzerine Hocanın, “Tamam! Ben suçluyum. Ama evimi soyan hırsızın hiç mi suçu yok” deyişinde gerçek payı son olaylarda da karşımıza çıkıyor. Yani devlet içinde devlet oluşturan, devleti ele geçirme yönünde yapılan bunca iş, atılan bunca adıma rağmen devleti yönetenlerin ve kurumların olaylardan bugüne kadar haberdar olmayışları/olamayışlarının sorumlusu kimdir/kimlerdir Herhalde paralel yapı değildir…
Ülkenin yönetimini teslim ettiklerimiz belli ki ya gelişmeleri bildikleri ve gördükleri halde kendilerine duydukları güven sebebiyle ciddiye almamışlar ya da onlar ülkeyi yönettiklerini düşünürken ipin ucu çetelerin eline geçmiş de haberleri olmamış… Her iki durumda da ortaya çıkan gerçek, bu ülkenin iyi yönetilemediğidir. Çünkü bir ülkede eğer binlerce kişi uydurma bir takım isnatlarla dinleniyor, savcı, hâkim ve emniyet güçleri işbirliği yapıyorsa ülkenin çivisi çoktan çıkmış da haberleri olmamış demektir. Yani, çeteler suçludur ama bu çetelere meydanı boş bırakanlar da suçludur. Bir yandan kanunsuz dinlemelerin sorumlularından hesap sorulurken öbür yandan ülkeyi yönettiklerini sananların vurdumduymazlıklarının da hesabının sorulması gerekir. Bunu yapacak olan ise elbette millet olmalıdır. Bu arada ülkeyi yönetme konumunda olan sorumlular her fırsatta paralel yapıdan, illegal oluşumlardan, bir başka ifade ile çetelerin çevirdikleri numaralardan söz ederken sorumlulardan hesap sorulmasına sıra gelince nedense örgütlü bir yapıdan değil de birtakım devlet görevlilerinin kişisel sorumluluktan söz ediliyor. Birtakım görevlilerin sorgulanması, hesap sorulması iktidarın olayın ciddiyetinin ya farkına varamadığını ya da meseleyi birkaç devlet görevlisinin cezalandırılması ile kapatılmasının düşünüldüğü anlamına gelir.
İktidar kanadının yaptığı açıklamaların yarısı bile doğru ise ortada örgütlü bir suç var demektir. Hem de bu örgütün devletin hemen her kurumunda yerleştirdiği elemanlar vasıtasıyla çalıştığı anlamına gelir. O zamanda meseleyi birkaç emniyet ve yargı mensubunun yerlerini değiştirmek ya da görevden el çektirmekle olayın kapatılması yoluna gidilmesi örgütlü paralel yapıdan hesap sorulmak istenmediği anlamına gelmez mi Bu bakımdan iktidar kanadı paralel yapı ile ilgili araştırma ve soruşturmalar bazı devlet görevlilerine yönelik kişisel soruşturmalarla sınırlı bırakacaksa yapılan açıklamalara inanmak kolay olmaz. Açıklamalar doğru olsa bile tereddütler oluşacak demektir.