Türkiye telekulak ve kaset skandalları ile çalkalanırken bir skandal da NBŞ’de patlak verdi. Diğer iki konu gibi bu skandal ülke gündemini meşgul etmese de doğrudan ve dolaylı olarak 10 milyon ülke insanını yakından ilgilendiriyor. Kimsenin gözü mevcut tartışmaların dışında bir şey görmediği için böylesine geniş bir kitleye ucu dokunan skandalı da yazmak yine bize nasip oldu.
Türkiye’de nedense üst tabakayı ilgilendiren skandallar basında geniş yer bulsa da üreticiyi yani halkın geniş kesimini ilgilendiren skandallara ise hep duyarsız kalınmıştır. Aynı NBŞ skandalında olduğu gibi…
Bilindiği üzere Türkiye’de şeker piyasasını düzenleme ve denetleme yetkisi Şeker Kurumu’na ait. Başta kotalar olmak üzere, üretim, tüketim, kayıp kaçak şekerlerin takibi gibi geniş bir yetki alanı var. Hatta kanunla yüzde 10 ile sınırlanan NBŞ kotasının artırımı bile Şeker Kurumu’nun görüşüne bağlı. NBŞ kotalarının artırılmasında son karar Bakanlar Kurulu’nda olsa da Şeker Kurumu da yönlendiren bir kurumdur.
Sistem şu şekilde çalışıyor;
NBŞ’ciler yüzde 10 kotanın kendilerine yetmediğini belirterek bu oranın artırılması için lobi faaliyeti yapıyorlar. (Bu lobinin başını da ABD’li Cargill ile Ülker çekiyor) Bakanlar Kurulu da piyasanın ihtiyacını en iyi bilen Şeker Kurumu olduğu için buradan görüş istiyor. Buna göre de NBŞ kotaları ya artırılıyor ya da artırılmıyor. Ne gariptir ki NBŞ kotaları sürekli artırılırken Şeker Kurumu da bu artışlara hep olumlu görüş beyan ediyor.
Şeker pancarı üretimine büyük bir darbe vurmasına rağmen NBŞ kotaları, gerçekten ülkenin ihtiyacından dolayı mı yoksa lobinin etkisinde kalındığı için mi artırılıyor
Bu sorunun cevabı hep sorgulanmıştır.
İşte bu noktada Sayıştay’ın Şeker Kurumu ile ilgili 2012 raporundan bahsetmek istiyorum. Sayıştay’ın söz konusu raporu, gündemdeki telekulak ve kaset skandallarını aratmayacak bir skandalı gözler önüne seriyor. Raporda, NBŞ kotalarının ülkenin ihtiyacı olmadığı halde her yıl artırıldığına dikkat çekilirken, Şeker Kurumu’nun bu artışlara getirdiği gerekçeleri de bir bir çürütülüyor.
Raporun en ilginç tarafı ise, Şeker Kurumu’na yapılan uyarı. Raporda açıkça Şeker Kurumu’nun Bakanlar Kurulu’nu yanlış yönlendirdiğine vurgu yapılarak şu uyarıda bulunuluyor; “Sektöre ait tüm bilgi ve verilere sahip bulunan Kurumun Bakanlar Kurulu’na, konuyla ilgili sağlıklı karar almasına yardımcı olacak bilgiler sunmaya özen göstermesi gerekir”
Bu cümle bir uyarıdan ziyade büyük bir skandalı ortaya koyuyor!
Çünkü aynı Sayıştay raporunda yer alan bilgiye göre Şeker kurumunun bu tavrı, piyasanın NBŞ’cilerin lehine, pancardan üretim yapanların aleyhine bozulmasına neden oluyor.
Peki, bu skandalın üzerine gidilir mi Bence hayır. Sayıştay’ın arşivinde tozlanıp gidecektir.
Bunları biz yazmış olsak `taraf’ olmuş oluyoruz. Ama bu bizim değil Sayıştay’ın görüşü.
İyi ki Türkiye’de Sayıştay gibi kurumlar var…
Hakikatin ortaya çıkmasında yüreklere biraz olsun su serpiyor…