“Hasse-i selime” deyiminin karşılığı olan sağduyu Fransızca “bon sens”, İngilizce “common sense”, Almanca “gesunder verstand” olarak ifade edilmektedir. İngilizce “common sense”, “ortak duyu/duygu” olarak çevrilebilirken, Fransızca “bon sens”, “iyi duygu” demektir. Sanırım Almanca tamlamadaki “verstand” ın karşılığı “akıl” olmalıdır. Nitekim Kant’ın eserlerinin çevirisinde bu anlam açıkça görülmektedir. “Saf Aklın Eleştirisi”, “Pratik Aklın Eleştirisi”nde olduğu gibi. Gerçi bir çeviride “saf” kelimesi yerine “arı” kelimesi tercih edilmiştir. Her neyse!

Benzer bir deyim olarak “akl-ı selim” de vardır. Bu deyim, bir anlamda, belki de örtük (zımni) bir şekilde, Yeniçağ felsefesinde Akılcılık Akımı’na yeni bir anlam, yorum ve yön vermiş bulunan Fransız filozofu Descartes’in görüşünün etkisini yansıtıyor olabilir.

Gerek “sağduyu”, gerekse “akl-ı selim”, yani selim veya doğru akıl deyimleri olsun, aslında insanın doğal yetileri, hasselerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Bebeğin durduk yere ağlaması, özellikle de kendiliğinden, uyurken veya uyanıkken, bakan insana mutluluk veren o gülümsemesi, ancak doğal bir tepki şeklinde değerlendirilebilir. Kuşkusuz, yakından incelenmesi halinde birtakım nedenler çıkarsanabilir veya bulunabilir.

Benzer gözlem toplumlar bakımından da düşünülebilir. Toplumların sahip oldukları, toplumsal kültürün oluşturduğu bir sağduyu, bir selim veya doğru akılı da vardır. Farkında olunsun olunmasın, kaldırımda yürürken birden düşen bir kimseye yardım edilmesi, mahallede veya sitede ölen birisinin yakınlarına başsağlığı dilenmesi, bir köşede uyuklayan kediye yanında geçen birisinin tekme savurması vb gibi davranışlar üzerine gösterilen tepkiler temelde sağduyunun bir gereğidir. Bunlara şahit olan birisinin sessiz kalmasına karşı verilen tepki de, yine sağduyu veya selim aklın bir yansımasıdır.

Gerçekten bir süredir siyaset, hukuk bağlamlarında gözlemlenen olaylara ve gelişmelere bakıldığında, ister istemez sağduyu, selim akıl deyimleri kendiliğinden çağrıştırılmaktadır. Bu çağrışımın gereği olarak birtakım tepkilerin açık bir biçimde ortaya konulmaması, bunların toplumun zihninde veya bilincinde olmadığı sonucuna götürmemelidir. Eğe böyle bir sonuç gerçekten söz konusu olursa, daha vahim bir toplumsal sorun karşısında bulunulduğundan söz etmek gerekir. O takdirde, içinde yaşadığımız çevre veya dünya gerçek anlamda bir toplum mudur, sorgulaması kaçınılmaz olur. Gerçi böyle bir sorgulama, kimi olay ve durumlar karşısında, kendisini ister istemez uyarıyor insanı. Bir toplum içinde mi, yoksa sanal bir dünyada mı yaşıyoruz?

Doğrusu siyaset, iktisat, hukuk, kültür vb alanlarda ortaya çıkan olaylara, uygulamalara bakıldığında, bir toplum içinde yaşamanın dayandığı sağduyunun sorgulanacak bir niteliğe doğru evrildiği kanısı ağır basmaktadır sanki. Sözgelimi yoksulluk toplumsal bir olgu olarak değil, sağduyuyu aşan bir dramatik olay boyutuna ulaşmış gibidir. Geçen günlerde, Bağlarbaşı’nda sokakta yürürken, giyim kuşamlarından “muhafazakâr” görünümlü oldukları hemen anlaşılan iki yaşlıca bayandan birisinin yanındakine: ”Yirmi yıldır ağzımıza s…” cümlesi, kan olarak yüreğime oturdu ve insan olarak sağduyu gereği sadece utandım.

Sözü şuraya getirmek gerekiyor. Siyaset, yönetim, iktisat, hukuk vb. alanlarda, en azından, sağduyuya dayanarak tespitler yapılmasına, sorunların doğru bir şekilde belirlenmesine, kendince çözümler ileri sürülmesine bireysel ve toplumsal bağlamlarda ihtiyaç olduğu açıkça görülmektedir. Bütün bunların, yine sağduyuya dayanarak, toplumla paylaşılması gerekmektedir. Elbette siyasi partiler, sağduyunun önemli ölçüde aşındırıldığı, yozlaştırıldığı bir ortamda, kendi programları, ilkeleri, dünya görüşleri ölçeğinde tespitler yapıyor, yapmaya çaba gösteriyorlar, çözüm önerilerinde bulunuyorlar. Birkaç gün önce, ilk defa bir televizyon kanalında izleme imkânı bulduğum Saadet Partisi’nin yeni Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan’ın yaklaşımları, tespitleri, çözüm önerileri, tartışmalara açık olarak, en azından sağduyu ihtiyacını hatırlatması yönüyle güven verici bir nitelikteydi. Saadet Partisi’nin önceki genel başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu’nu da, bu yöndeki tercihi dolayısıyla tebrik ediyorum. Saadet Partisi ve yeni Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan’a çabalarından dolayı kolaylıklar ve başarılar diliyorum.