Ruhsal donanım birçok  ayartıcı etkenle kuşatılmıştır. İnsanın iyilik haline kasteden bu dinamiklerle bütün cephelerde savaşım verir.

Her insana altı yönden saldıran ayartıcılar vardır. Modern psikoloji hayatın ritmini bozan bu dinamikleri ego ve türevi olan ‘id’le simgeler. Öteki ayartıcı dinamikler öne çıkmaz.

Hatta haz veren deneyimlerle elde edilen mutluluklar birer sağaltım aracıdır. Halbuki insan öteki canlılardan farklı olarak kalıcı mutluluk ya da doğru bir ifadeyle kalp itminanı sağlamak için zihinsel ve duygusal etkileşimlere ihtiyacı vardır.

Merhamet duygusu, tefekküre dalmak, öteki için fedakârlık gibi mana aynasına yansıyan deneyimler kişinin kalbinde kalıcı izler bırakır.

Ruhsal sorunlara bakışımızı ilk örnekten yola çıkarak anlamamız doğru olacaktır. Yoktan var edilen insan taş gibi bir nesne olarak  yaratılmadı Onun bir manası vardı.

Hayatın manası Peygamberler tarafından ilk insandan itibaren öğretile geldi. Adem bir peygamber/rehber olarak insana anlamını öğretecekti. Adem’in geldiği dünya yurdu ikinci vatandı. Geldiği ilk yurdunda yaşadığı bir hadise sebebiyle yeryüzüne sürgün edilmişti. Sürgün sebebi nefse dayalı duygulardı. İnsan nefs denen bir illetle yaratılmıştı. Onun içyapısında kökleşen inancını yok etmek için donatılmıştı.

Nefsin/ egonun kullanacağı araçlar görünürde sevimli ve albeniliydi. Fakat kendisine yönelen kişiye karşı içyapıyı harap etmekteydi. Adem peygamber cennet yurdunda yaşadığı iç dış farklılığının şokuyla yeryüzüne indi. Albenili meyveyi tatmış ama tahtını kaybetmişti. Şeytana karşı yenilgiyle sonuçlanan bu hadise ile Adem peygamber kaybettiği cennet tahtına oturmak için yeniden sınanacaktı. O Adem’den sonra dünyaya gelen her Adem, sınanarak niteliğini ortaya koyacaktı.

Modern anlayış avucumuzdaki cihazlarla her şeyi önümüze yığıyor. Tüketim ve bireysel takılmalarla başlayan albenili bir tuzağın pençesinde insan. Öyle ki peygamber de olsanız aynı ayartıcılara muhatap olursunuz. Çünkü insan Allah’a boyun eğme anlamı ile test olmaktadır. Yeryüzünde onun hikâyesi tam anlamıyla ayartıcılara direnerek cevherin ortaya çıkmasını sağlamaktır.

İnsanın potansiyeli ya da manasının ortaya çıkabilmesi için Yusuf gibi kuyuya atılabilecek, Yunus gibi denize atılıp balığa yem olabilecek, Eyyüp gibi yıllarca  hastalığa direnecektir.

SINANIRSIN SEN DE

Sınanma denilen travmalar her kişinin kendi hikâyesinde farklı bir şekilde ortaya çıkacaktır. Sınanmalar hastalık, maddi kayıp, ayrılık, bir yakının ölümü ve anlaşmazlıklar olabilecektir.

Bu durumda kişide stres, duygu durum anormalliği, kaygı artışı, bunalım, gerilim, hüzün, keder ve üzüntü olabilecektir. Bu duygular kişiyi iç görüye davet eden birer uyarı sistemidir.

Bir bakıma kendini bilmek yolunda işaret levhalarıdır. Psikoloji duygu dalgalanmalarından yakınan kişiye bunu bastırabileceği bir alan açmaktadır.

Kişiye kazandırılan iç görü, sorunla nasıl baş edeceğine yöneliktir. Sorunun ardındaki sınanma anlamı örtülmektedir. Kişinin sorundan kurtulmaya çalışması psikolojinin ana konusudur. Bu nedenle kişiye nasihat edilmez, uzmanın yanından zülfiyare dokunmadan ayrılması sağlanır. Bu sebeple üzüntünün adı depresyon, endişenin adı anksiyete olmuştur. Kişiye yaşadığı sıkıntının manası doğru bir şekilde anlatılmadığında  sorunlar artarak devam etmektedir.

Endişe ruhsal alarm duygusudur. Taştan taşa kendini vuran, yar kenarından yatağına akan bir nehirdir. Benliğin gelişebilmesi için bu çırpınmaya ihtiyaç vardır. İnsan denilen gizemli varlığın sırrı da işte bu imtihanlardır. Hayat yolunda kendisine gerekli olan azıkları ancak sınanma esnasında elde edecektir. Eğer sınandığı sorunu bastırıp direnmezse onun donanımına güzel duygular verilecektir.

Bunlar sabır, kalp yumuşaklığı, ötekinin derdiyle hemhal olma, karşılıksız sevgi gibi meziyetler. Bu özellikler fıtrat yapısı dışında ancak sınanma ile elde edilebilecek.

TRAVMA YA DA TECELLİ

İnsan sütten kesildiğinde neden ağlar?

Sütten kesilmekle yaşanan travma daha bir buçuk iki yaşında insanın olgunlaşmasına sebep olur.

Sütten kesilmek kadar ona ağır gelen bir şey tatmamıştır. Ancak sonradan karşılaştığı binlerce tat ve lezzet karşısında süt onun için unutulması gereken bir deneyim olur.

Doğum, dünyaya gelmek kadar kaçındığımız bir şeydir. Ancak ikinci hayattan buraya kimsenin gelmek istemediği vakidir.

Birinci hayat, ikinci hayat tanımı Kur’an’ın tanımıdır. Velel ahireti hayrun minel ula. Arapçada (ahiret) ahir demek sonrakidir. Ula ise birinci demektir. Yani ikincisi birinciden hayırlıdır. İşte bütün yaşadıklarımız birinci hayata geliş direnci gibi ikinci hayata geçişe direnmektir.

Doğum ve ölüm arası yaşananlar bizi ikinci hayatta nasıl bir hayatın beklediğini göstermektedir. Bize dokunan bir rahmet eliyle üzerimizde tecelliler meydana gelir. Musa “Rabbim seni göreyim” dedi. Allah, dağa teceli etti ve dağ paramparça oldu. İlahi tecelli insana indiğinde insan bunun asıl anlamını yani birinci hayatın bir cilvesi olduğunu bilemiyor.

Soruna cilve ya da tecelli olarak baktığımızda sorunun şiddeti ve etkisi azalıyor. Çünkü soruna bir başka anlam verdik.