Roman söz konusu olunca hemen herkesin bir fikri var. Nasıl dörtte beşi şair olan bir millet olduğumuz rivâyeti varsa, bir o kadar da kesin bir kanaat olarak "hayatı roman" olan bir milletiz. Bir hafta içinde bir senaryo yazdırarak senede beş yüz film yapmayı becerebilen ve günlük olaylardan oluşmuş haber-yazıları hiç bir üslûp endişesi taşımaksızın hikâye diye yazıp yayınlayabilenlerin çok olduğu bir ülkede elbet roman da basite alınır. Fakat siz bir şeyi basite indirgediğinizde o iş basit olmuyor ki... Sadece siz basitleşmiş olmakla kalıyorsunuz...

Romancılar kadar okuyucuların da kendilerini romana hazırlamak zorunda oldukları bir dönemde yaşıyoruz artık. Bunca zengin kültür mirası üzerinde, bir mirasyedi sorumsuzluğuyla ciddi bir okuma faaliyeti yaşamadan kitap yazan veya ahkâm kesen insanların çok olduğu bir ülkede bunu herkesin anlaması zor. Fakat bunu anlamadan da başka türlü bize özgü bir romanın oluşması mümkün olmaz.

Global köye dönüşen dünyada yerel renklerin ve bölgesel özelliklerin giderek önem kazandığı düşünülürse, şiir, hikâye, roman ve tiyatro gibi toplum içinde ferdi ve ona özgü değerleri anlatmaya çalışan edebî türlerin önemi daha da artmaktadır. Bunların önemi de ancak bu türlere ait iyi örneklerle birlikte inceleme ve değerlendirme kitaplarının yazılıp okunmasıyla anlaşılabilir. Çünkü bir kültürün önemi ancak böyle anlaşılabilir.

Türk romanı              üzerine kitaplar

Mustafa Nihat Özön ün Türkçe de Roman adlı kitabından bu yana pek çok kitap yayınlandı romana dair. Peyami Safa ile A.H.Tanpınar ın romana dair teorik yazılarından sonra pek çok roman eleştirisi yayınlandığını biliyoruz. Varlık Yayınları tarafından yayınlanan Roman Sanatı adlı tercüme kitaba Abdülhak Şinasi Hisar ın yazdığı uzunca bir yazı, bu konuda müstakil bir çalışma ihtiyacını ortaya koymuştu. Tahir Alangu nun üç ciltlik, Cevdet Kudret in de iki ciltlik hikâye ve romana dair kitaplarından başka, Nurullah Ataç ile Mehmet Kaplan ın muhtelif yazılarıyla sürdürülen roman eleştirisi, Cemil Meriç, Fethi Naci, Necmettin Turinay ve Selim İleri gibi yazarlarla gelişme gösterdi. 30 yıldan beri benim de roman yazılarıyla katıldığım bu çalışmalar kitaplaşır oldu.

Son yıllarda Berna Moran, Murat Belge, Gürsel Aytaç ve Jale Parla gibi filoloji uzmanlarının Türk romanı üzerine yazdıkları kitaplar, Türk edebiyatı uzmanlarının da konuyla ilgili daha cesur kitaplar yayınlamalarına yol açtı. Alemdar Yalçın ın Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı adlı iki ciltlik kitabı bunlardan biridir. Bundan sonra, bazıları onun öğrencileri olan pek çok edebiyat uzmanı romana dair incelemeler yayınladılar.

Bu arada bizim nesilden pek çok arkadaşın yayınladıkları romana dair yazılarla kitaplar da bu konuda ciddî bir teorik birikim oluşturdu. Daha önce bunlardan üçü üzerinde durmuştum, onları hatırlatmak isterim: N.Ziya Bakırcıoğlu nun Başlangıçtan Günümüze Türk Romanı, Hasan Yazıcı nın Bahtsız Çağa Tutulan Ayna ve benim imzamı taşıyan Roman Düşüncesi ve Türk Romanı. Bu kitapların üçü de birbirinden oldukça farklı bir tarzda yazılmakla birlikte, birinin iyi anlaşılması için diğerinin okunmasında fayda olduğu kanaatindeyim.

Yıllarca edebiyat öğretmenliği yapan N. Ziya Bakırcıoğlu nun kitabı, benzeri yardımcı ders kitaplarından farklı bir mahiyet taşımakla birlikte, hem öğrenciyi ve hem de edebiyat okuyucusunu muhatap almakla çok önemli bir tanıtım görevi üstlenmektedir. Çünkü bir şey yeterince bilinmeden, onunla ilgili eleştirinin, değerlendirmenin fazla bir anlamı olmaz. Ele aldığı romanı, şahısları, özeti ve değerlendirmesiyle tahlile konu edinerek, Ahmet Mithat Efendi den Mehmed Niyazi ye kadar 24 romancının birer romanını tahlil eden N. Z. Bakırcıoğlu, kitabının sonuna iki önemli liste hazırlamış: Romancılar ve romanları (alfabetik) ve Yıllara göre romanlarımız (kronolojik). Her yaştan roman okuyucusuna yol gösterici nitelikte sayılabilir (Ötüken Neşriyat).

Hasan Yazıcı nın Bahtsız Çağa Tutulan Ayna adıyla yayınlanan kitabı öncekine göre bir hayli farklı nitelikler taşıyor. Bizde örneği çok az görülen bir tür edebiyat sosyolojisi çalışması olarak dikkati çeken bu incelemede, ilk üç bölümde sosyoloji ve özel bir ilgi olarak edebiyat sosyolojisi üzerinde duran H.Yazıcı, dördüncü ve beşinci bölümde "Sosyolojik Açıdan Roman"ı ele alıyor. Bir alan çalışması örneği olarak da "1970-l980 Arası Romanımızda Toplumsal Boyut" üzerinde duran l00 sayfalık bir incelemede, romanımızın 10 yılını belli bir açıdan değerlendiriyor. 30 civarında Türk romanının sosyal olaylara yaklaşımı yönünden irdelendiği bu ilgi çekici kitapta, Kaybolmuş Günler adlı romanım da inceleme konusu yapılıyor. Pek çok meselenin sistematik olarak incelendiği kitapta, her kültür çevresinden romancının sosyal olaylara bakışı karşılaştırmalı olarak ortaya konduğu için, dikkate değer sonuçlara da varılıyor.

Adı kadar ilgi çekici olan bu kitabın arka kapak yazısı da gerçekten kitabı tanıttığı gibi mesajını da ortaya koymaktadır. Şu cümleler gerçekten ilgi çekici:

"Sanatçı, bilginlerin göremediği gerçekleri büyük bir sezişle anlatabiliyor. Bütün olayları, kişileri konuşturuyor. Gerçek hikâyelerimizi düşünülmüş olay ve kişilerle canlandırıyor. İçinde yaşadığı toplumunu bir piyano gibi çalmasını biliyor. Romanlarımız bahtsız çağa tutulan bir ayna gibi, milletimizi derinliğine kavrıyor. Toplum hayatımızla ilgili hemen her meseleyi kucaklıyor. İçinden çıktığı toplumumuzun yoğun bir özeti, seçkin bir modeli halinde, milletimizin özelliklerini taşıyor." (Burak Yayınları).

Roman Düşüncesi ve Türk Romanı adlı kitabım ise, bu iki örnekten farklı olarak, roman özetlerinden veya alan çalışmalarından uzak bir değerlendirmeyi ortaya koymaktadır. Teorik olarak roman kavramını ele aldıktan sonra bazı örnekler üzerinde duruluyordu. Bize özgü bir romanın özellikleriyle önemli romanlar üzerinde duran yazılardan oluşan kitabın bu kültüre katkısı olduğu söylenebilir. Bu kitabı oluşturan yazılar, roman anlayışına dair yazdığım değerlendirmelerle roman semineri notlarından oluşmaktadır; yeni baskılarla genişleyecek elbette.

Bu yıl yayınlanan pek çok roman incelmesi arasında, sadece İslâmî romanları inceleme konusu yapan Kenan Çayırcı nın kitabının sosyolojik bir bakış açısını seçtiği söylenebilir; diğerleri edebiyata dair incelemeler.

Akçağ dan yeni roman incelemeleri

Akçağ yayınlarının Divan, Tekke ve Halk edebiyatlarına ait ciddi kaynak kitapları yayınladığı gibi, pek çok dini-millî klasik kitap da yayınladığını biliyoruz. Bunlar yanında, Osmanlı nın son döneminde yayınlanan pek çok romanı Latin harflerine çevirerek ve arkasına da sözlük ilave ederek bu kültüre çok ciddi katkılarda bulunduğu biliniyor. Bu arada pek çok edebiyat incelemeleri gibi çağdaş Türk romanı incelemeleri de yayınladı.

Ben bugün bunlardan üçü üzerinde durmak ve öğrenciler üzerinde el kitabı olacak yanlarından söz etmek istiyorum. Çünkü yılda en az 365 roman yazılıp yayınlanan ama okuyucuları kadar yazarlarının da edebî bir roman birikiminden habersiz olduğu bir ülkede, yalnız bu kültürün gelişmesine odaklanmış çok kitap yayınlanır.

Önce bu kitapların adlarını, alt başlıklarını ve yazarlarını tanıtalım:

Bu yıl elime geçtiği halde 2007 tarihli incelemeyi ele alalım önce: Dr. Mehmet Narlı nın Roman Ne Anlatır adlı kitabı Bu kitabın alt başlığı Cumhuriyet Dönemi 1920-2000. İkinci veya üçüncü başlığı da Türk Romanı Üzerine Tematik Bir Tasnif ve Değerlendirme adını taşıyor ve kitabın muhtevasına ait de bir fikir veriyor. Bu kitapta son yüzyılın pek çok romanla değerlendirmesi yapılırken, önce 1950 öncesi ve sonrası "siyasal, sosyal ve kültürel ortam ve roman" ana başlığıyla ele alınıyor, sonra da Osmanlı daki çözülüşün hikâyesinden postmodern sulara sürüklenen romanımız üzerinde 16 ara başlıkla duruluyor. Kitabın sonunda, 80 yıllık roman bibliyografyası var.

Gıyasettin Aytaş ın Tematik Roman İncelemeleri adlı kitabı da "hayata Ayna Tutan Romanlar" alt başlığıyla 30 kadar Türk romanının sekiz onar sayfalık tahlillerini ortaya koymakta ve bunları dört ana başlıkta ele almaktadır: Batılılaşma maceramızı, sosyal değişim sürecinde aile kavramını, Bektaşilik i, bireysel ve sosyal problemleri ele alan romanlar

Üçüncü kitap, Hakan Sazyek imzasıyla Abdülhak Şinasi Hisar ın Romanlarında Özel Yabancılaşma adını taşıyor ve sadece yazarın üç romanını inceleme konusu yapıyor. Geniş bir girişten sonra Fahim Bey ve Biz, Çamlıca daki Eniştemiz ile Ali Nizami Beyin Şeyhliği ve Alafrangalığı adlarını taşıyan romanların bütün unsurlarının ele alındığı bu kitap, romancımızı bütün yönleriyle ele alan Necmettin Turinay ın Abdülhak Şinasi Hisar adlı monografi kitabından sonra yeni bir bakış açısını ortaya koyuyor. Bu bakımdan önemli

Bu araştırmaların benzerlerine örnek olması dileğiyle romancılara, okuyuculara ve araştırmacılara tavsiye ediyor, hazırlayanlarla yayıncısını tebrik ediyorum.