Tayâlisî nin Mekhûl b. Müslim den rivâyetine göre ise,

Hz. Aişe, Ebû Hüreyre nin rivâyet ettiği hadis kendisine bildirilince şöyle

demiştir: Ebû Hüreyre iyi ezberleyemedi, Resûlullah (s.a.v.), Yahudilerin

uğursuz saydığı şeylerden bahsediyor, bundan ötürü onlara beddua ederek şöyle

diyordu: Allah Yahudileri katletsin. Çünkü onlar, Şüphesiz uğursuzluk üç

şeyde; evde, kadında ve attadır derler. İşte bu sırada Ebû Hüreyre içeriye

girmiş, hadisin sonunu duymuş; ama baş tarafını duymamıştır. Yine Abdullah b.

Ömer in de Hz. Aişe (r.anha) tarafından tenkide uğramasının sebebi, hadisi iyi

anlamaması ve bundan dolayı hadisi yanlış ezberlemesi veya hadisi unutmasıdır.

Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamber (s.a.v.) in Yakınlarının kendisine

ağlamasından dolayı ölüye azap edilir. buyurduğunu rivâyet etmişti. Onun bu

hadisi rivâyet ettiği Hz. Aişe ye iletilince o şöyle dedi: Allah Ebû

Abdurrahman ı (yani Abdullah Ömer i) bağışlasın. Bir şey (hadis) duydu; ama onu

iyi ezberleyemedi. Yalan söylemedi; fakat unuttu yahut hata etti. (Hâlbuki işin

aslı şudur:) Resûlullah kendisine ağlanılan bir Yahudi cenazesine rastlamış,

Onlar ölüye ağlıyorlar; oysa o şimdi kabrinde azap çekiyor. buyurmuştur.

[Müslim, Cenâiz 931, 932; Nesâî, cenâiz 15] Hz. Aişe (r.anha) böyle dedikten

sonra, kendi rivâyetini destekleyip, Abdullah b. Ömer in rivâyetinin de âyete

ters düştüğünü, dolayısıyla yanlış olduğunu göstermek için Hiç kimse bir

başkasının günahının cezasını çekmez. meâlindeki En am Sûresi nin 164. âyetini

okumuştur.

Bazen de beyinlere kaydedilen hadisler için şahit istendi

Bazen de beyinlere kaydedilen hadisler için şahit

istendi Hz. Ebû Bekir (r.a.), hadisleri kabulde ihtiyatlı davranan ilk

kimsedir. Bir gün ölmüş birinin ninesi, Hz. Ebû Bekir e gelerek ölen yakınının

mirasından hissesine düşen altıda bir payın kendisine verilmesini istedi. Hz.

Ebû Bekir ona, Ben bu konuda Kur an da açık bir hüküm bulamadım. Resûlullah ın

da bu konuda bir şey söyleyip söylemediğini bilmiyorum. Sen şimdi evine dön,

ben bu konuyu araştırayım. dedi. Ardından orada bulunan ashâba bunu sordu.

Mugire b. Şu be ayağa kalkarak, Hz. Peygamber in böyle bir uygulamasına bizzat

şahit olduğunu söyledi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, Senin yanında başka kimse

var mıydı diyerek ondan, Hz. Peygamber den naklettiği olay için şahit

getirmesini istedi. Muhammed b. Mesleme (ö.43/663) de o gün Mugire nin yanında

olduğunu, olaya birlikte tanık olduklarını söyleyince Hz. Ebû Bekir, bu

şahitlik üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) in uygulamasıyla amel ederek kadına

istediği 1/6 oranındaki miras payını verdi. [Muvatta, Ferâiz 4; İbn Mâce,

Ferâiz 4; Ebû Davud, Ferâiz 5] Ebû Bekir in böyle titiz davranmasının sebebi

Hâricîler in Kur an bize yeter! şeklinde düşündükleri gibi düşündüğünden

değil elbette. Hadis kapısını kapatmak da değil gayesi. Bu olay bize Ebû Bekir (r.a.) ın

haberlerin rivâyeti konusunda ne kadar titiz ve hassas olduğunu göstermektedir.

Sırf bu olayla sınırlı değildir Hz. Ebû Bekir in

hassasiyeti

Sırf bu olayla sınırlı değildir Hz. Ebû Bekir in

hassasiyeti. Hz. Ebû Bekir bir gün adamın birine bir hadis söyledi. Adam, ona

hadisin kesinlikle bu şekilde olduğundan emin olup olmadığını sorunca Hz. Ebû

Bekir şu karşılığı verdi: Hadis sana rivâyet ettiğim gibidir. Yoksa bilmediğim

bir hadisi nakledecek olursam, hangi yer beni barındırır! [İbn Mâce, Mukaddime

3 (25); Ahmed b. Hanbel, IV, 370, 372.] Sahâbenin, hadis rivayetinde hata

yapmaktan bu derece çekinip korkmalarının en önemli nedeni, hadis rivâyetinde

hata yapmayı, -istemeyerek de olsa- Hz. Peygamber in ağzından yalan uydurma

kapsamında değerlendirmeleri ve Resûlullah ın, hadis uyduranlara yönelik

tehditlerinin bu insanlar için de geçerli olacağına inanmalarıydı. Resûlullah

(s.a.v.) in söz konusu ikaz ve tehdidine hiçbir şekilde muhatap olmak

istememeleriydi birçok sahâbînin, hadis rivâyetinde son derece titiz ve

temkinli davranması. O yüzden hadisleri Peygamberimiz (s.a.v.) in ağzından

çıktığı lafızlarla rivâyet etmeye özen göstermiş ve çok hadis rivâyetinden

kaçınarak, zorunluluk olmadıkça hadis rivâyet etmemişlerdir. Hz. Ebû Bekir,

yine bu konuda en hassas sahâbidir. Bir kısmını Resûlullah tan bizzat duymayıp,

bazı sahâbîlerden dinleyip yazdığı 500 hadisi vardı. Vefatına yakın bir gün

kızı Hz. Aişe den hadislerin yazılı olduğu sayfaları istedi ve ardından bu sayfaların

hepsini yaktı. Niçin yaktığı sorusuna verdiği cevap, onun hadis rivayetindeki

temkin ve ihtiyatının büyüklüğünü ortaya koymaktadır: Ben bu hadisleri,

güvendiğim insanlardan yazdım. Ama buna rağmen bazı hadisler bana söylendiği

gibi olmayabilir. Bu sayfalar birinin eline geçer de böylelikle bu hadisleri

başkalarına nakletmiş olurum diye korktum. [Zehebî, Tezkiretu l-huffâz, I, 5.]

Evet, Ebû Bekir (r.a.) gibi hassas davranan Zübeyr b.

Avvâm (r.a.), İmrân b. Husayn (r.a.) ve Enes b. Mâlik (r.a.) gibi bazı

sahâbîler hadisleri yazmamış hatta rivayet bile etmemişlerdir.. Bir ara da

sahabe arasında ihtilaf konusu olmuştur hadislerin yazılıp yazılmama konusu.

Kimi sahâbî, Peygamberimiz(s.a.v.) in Benden Kur an dan başka bir şey

yazmayınız. Kim benden Kur an ın dışında bir şey yazmışsa onu silip yok etsin

hadisine dayanarak yazılmasına karşı çıkmışlardır hadislerin. Peygamberimiz

(s.a.v.) in böyle söylemesinin sebebi İslâmiyet in ilk zamanlarında Kur an dan

insanların uzaklaşabileceği veya Kur an ın hükümleriyle, hadislerin

karışabileceği endişesiydi.

Ancak daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.) teşvik etmiştir

hadislerin yazılmasını

Ancak daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.) teşvik etmiştir

hadislerin yazılmasını Abdullah b. Amr Peygamberimiz (s.a.v.) e:

  Ya Resûlullah!

Senden hadisler dinliyor, fakat onları ezberleyemiyoruz; onları yazabilir

miyiz Hz. Peygamber (s.a.v.), Evet, onları yazınız. buyurdu. [Ahmed b.

Hanbel, II. ]

(Muhterem Okurlarımız, Yazımız devam edecek inşallah)