Niye Ramazan yaklaşırken diyoruz da kendimizi ikinci plana atıyoruz Sanki yaklaşan Ramazan da biz kaçan mıyız. Haşa! Niye kendimiz yaklaşmıyoruz da hep ondan bekliyoruz. Bir kez de bunu tersinden söyleyelim: Ramazan a yaklaşırken... Heh, nasıl,biraz daha münasip ve de muvafık olmadı mı Şimdi bizzat biz aktif ve de faal olmuş olduk... Hani sofunun birine sormuşlar ya: "Efendi, mübarek Ramazan geçti, gitti. Biz hayli memnun olduk da acaba Ramazan bizden memnun oldu mu, deyince o da şöyle manidar bir cevap vermiş: A, sultanım! Mübarek Ramazan bizden memnun olmamış olsa, her sene on gün önceden gelir miydi, demiş... Nasıl ama harika ve de unutulmaz bir cevap değil mi (Nitekim ben de hiç unutmadım ve de her Ramazan vesilesiyle bu nükteyi zikrederim değerli okur dostlarım)
Görev bizim görevimiz,sorumluluk bize ait, eda edecek hayli vecibemiz var, bu kutlu şehri mübarekte... Bir defa sevgili peygamberin her sene bu ayda tekrar ettiği ve bizlere de intikal eden güzel bir adeti şerifi mevcut ki o da: "Mukabele"... Cebrail her Ramazan gelir ve Resul-i İslam Efendimize o zamana kadar nazil olmuş olan ayetleri bizzat okur ve takip edrlerdi... Günümüze kadar süregelen ve de halen her Ramazan Müslümanlar camilerde evlerde bir araya gelerek karşılıklı Mushaf-ı Şerifi baştan sona tilavet ederek hatmetme adetini büyük bir şevk ve vecd ile idame ettirmekteler. Bu sene de inşallah şimdiden niyetimizi yaparak bir hatim yapmayı planlayalım. Yahya Kemal in Ramazan Medeniyeti diye nitelediği bizim kültür iklimimizde oruç ile birlikte başlayan toplumsal paylaşım, cemiyetimizde ortak mutluluğu yaşatmakta... Modern hayatın getirdiği dünyevileşmiş ve rutin koşuşturmalara birden paydos diyerek hazların yerine ruhani şevkin, tüketim aşkının yerine mahrumiyet duygusuyla mücehhez olarak Yaratan karşısında insan olmamızı hatırlatan acziyetimizi fark etmiş olmanın erdemini yaşamaktır Ramazan... Hatta ve hatta bir ay boyunca gecesiyle gündüzüyle serapa bayramdır yaşanan Ramazan... Hissedilen, fark edilen, saat saat beynimizle, midemizle, gözümüzle, kulağımızla ben oruçluyum diyerek zamane medeniyetlerinden farkını, furkanını ilan eden niyetli kişi orucunda ve iftarında özel ödülünü Rabbinden alacağı bu kutlu yarışta finalin garantisini bekleyen ümit saadetinin yansımasını izlettirir nurlu cemalinde, ölçülü kelimelerinde ve huzurlu davranışlarında... Üç kutlu gazanın Bedir, Uhud, Hendek ve Mekke nin Fethinin gerçekleştiği bu cihat ayında oruçlu kişi bilir ki bu ay nefsiyle, şeytanla, dünyayla ve hevasıyla yapılan Cihadı Ekber in peşin zaferinin kutlandığı sevincin hissedarıdır. Yanlışlıkla icra edilen günümüz Ramazan çadır şenliklerinin getirdiği anlamsız eğlencelerin eski İstanbul azınlıklarının direklerarası eğlenceleriyle anlamdaş olması ne denli üzücüdür. Ramazan neşesinin cami içersinde yaşayan Müslümanlara karşılık o dönemin İstanbul ekalliyeti denilen Rum, Ermeni ve Yahudi gayrimüslim azınlığı da kendilerini direklerarası tabir edilen eğlenceleriyle avutarak o günün hakim İslam kültürüne ayak uydurmaya çalışmışlar.
Umarım bu yıl da geçen yıllarda olduğu gibi belediyelerin öncülük ettiği Ramazan eğlence çadırlarında icra edilen bir tek kantocusu eksik mahut programların Müslüman halka dayatılmasına şahit olmayız... Ünlü Alman şairi Şiller in "hayat ciddi, sanat şen dir" sözünü biz Ramazan ı hem ciddi hem de gönüllerimizi şenlendiren cami içi ve cemiyet içi saadetinin paylaşıldığı uhrevi zamanlar olarak idrak eder,algılarız. Yoksa aynı medeniyet içerisinde aynı suda yaşayan balıklar gibi nimetten istifade edemeyen varlıklardan olmamalıyız. Yahya Kemal in oruçsuz günlerinde yazdığı Atik Valide den İnen Sokak ta adlı hüzünlü şiirinde dediği gibi:
Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı
Bir tek düşünce oldu teselli bu derdime;
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime;
"Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür
Madem ki böyle duygularım kaldı çok şükür.