Ramazan denilince ilk akla gelen şey yemeden içmeden

kesilerek oruç tutmaktır. Bunun yanında Ramazan manevi bir mevsimdir. Bir hal,

bir oluş, bir ikimdir. Ramazan ın ruhlara kattığı etki,  tutum ve davranışlara yansır.  Ruhsal dinamikler üzerinde de etkili olan ve

giderek artan bir bilinçtir.  

Orucun ruhsal karşılığı içe yolculuktur. Yaşadıklarına

bir başka gözle bakma ve iç görü sağlamaktır. İç görü çoğu zaman kişiyi arınma

yolu açar. Oruç arınmak isteyen kişiye nefsini terbiye etme imkânı verir. Nefs

üzerinde bir terbiye süreci gerekir. Zira nefs kişiyi istemediği yaşantılara

sokmuştur. Bunun sebeple nefs üzerinde irade sağlamak için aç beklemek, çok

başvurulan bir yoldur.

Bedenin hazları arasında tokluk, kişiye rehavet ve gaflet

verir. Bu nedenle ruh daralır, kabzolur. Oruç ruhu bedenin tokluk hapsinden

azat eder. Ruhun kanatlanması için beden disiplinin altına alınmalıdır. Belli

bir müddeti aç geçiren kişinin içe doğru bakışı açılır. Zikirle açlığı

buluşturan kişi ise manevi derecelere ulaşır.

Mekke ve Medine ikliminin sizin şehrinize geldiğini

düşünün. Bir an Mescidi haramdan mescidi nebevide olduğunuzu düşünün.

Hissettiğiniz hal, Ramazan ın sizin beldenize taşıdığı manevi haldir. Yani

Ramazan umreye gitmeden umreyi sizin mekânınıza getirir. Gerçek bir manevi

haldir yaşanan. Yaşadığınız dekor, ev ve sokak değişmeden değişen bir şey

vardır. Açlık denilen zorluğa rağmen gönülden bir istekle tutarsınız orucu.

Adını koyamadığınız bir iklimde bir aylık serüvene koyulursunuz.

Şehir demek uyum demektir. İnsanlar gönüllü, ortak bir

yaşamın gereğini yerine getirirler. Sokakta, meydanda, otobüste, vapurda

kavgasız bir uyum gözlenir. Takdir edilen bir nezaket zemininde birbirine

hoşgörü gösterir şehir insanı. Dileyen istediği giyim tarzını uygular ve inanca

sahiptir. Düne kadar tesettür hazımsızlığını bir kenara koyarsak, bugün için

özgürlük ortamından söz edebiliriz. Ramazan da da oruçlu kimse, ruhun

terbiyesini etrafına yansıtır. Adeta bir davranış orucu tutar. Orucun mahrem

alanına yapılan hürmetsizliğe karşı ben oruçluyum diyerek, vakarını sergiler.

GELECEĞİN ESKİ

RAMAZAN NOSTALJİSİ

Mesela 30 yıl sonra; 2046 da insanların eski Ramazanlara

özlemi olur mu Bugüne dair bir vurgu olacaksa şöyle demek mümkündür.

Ramazan da ekmek fırınları özel pideler çıkarırlar, belediyeler etkinlik yapar,

el sanatları çarşıları açılır, burada el sanatları teşhir edilir. Konserler

düzenlenir, müziğin her türlüsü icra edilir. Teravih sonrası büyük alanlarda

bir panayır havasına rastlarsınız. Ramazan ın manasıyla bu yapılanların ne ilgisi

olduğu gündeme gelebilir! Belki de bugüne rahmet okutan durumlar o zamanda

yaşanacaktır. 

Acaba yıllar sonra, bugün içine düşünülür. Bizim

yaşadığımızı eski Ramazanlar olarak düşünebilir mi Ya da artık o zaman için bu

tür durumlar kanıksanmış mı olur. Ramazanın eğlence ve etkinlikle gündeme

gelmesi, ona hürmetsizliktir. İbadet ve manevi derinleşme ayında insanlara

eğlence hizmeti vermek, geleceğe yönelik bir hayal kırıklığıdır.

Bu ayda zeminin ve zamanın hakkı Ramazan dadır.

Ramazan ın ruhu vardır iklim gibidir. Mübarek olan bu ay, bir mevsim gibi

geçer. Ramazan kalplerin iklimidir. Şehre damgasını vurur.  Sokaklar, şehir ve şu an dünya da Ramazan

iklimi hüküm sürmektedir.

Kışın kısa kollu gömlekle dolaşmak ne kadar tabi olabilir

ya da yazın paltoyla gezmek. Bu tuhaflık kadar Ramazan da ortalıkta bir şeyler

yiyip içmek de aynıdır. Ramazan iklimi elbette ruhlara, gönüllere bir tesir

bırakır. Fakat aynı zamanda gayet tabii olarak her mevsimini bir boyası vardır.

Ramazan da Allah ın boyasıyla boyanır âlem.

RAMAZAN A

HÜRMET!...

İstanbul da, iki camii arasında, açık çay evlerinin

birinde arkadaşlarla oturuyorduk. Birden dikkatimi çekti; etrafımızda insanlar

gayet tabi olarak çaylarını yudumluyor dostlarını ve simitlerini yiyorlardı.

Arkadaşa dedim ki şu an hiç de hoş bir durum içinde değiliz, rahatsız olmamız

gereken bir durum.  Neden Dedi. Dedim

ki, baksana herkesin görebileceği bir yerde, oruçlularla oruçsuzlarla iç içe.

Onlar oruçlarını yerken biz oruçluyuz. Bu bir ihtilattır; iki farklı şeyin

birbirine karışmasıdır. Yani kış mevsimi ile yaz mevsiminin aynı anda yaşamak

mümkün olabilir mi Evet, oruçlu vakar sahibidir tepkisini davetçi olarak

yapar. Hoşgörümüzün karşısında yapılan ramazan hürmetsizliği üzerinde yeniden

düşünmek gerekmez mi Güpegündüz şehrin orta yerinde, ezan sesleri arasında

çoğunluğun oruç tuttuğu yerde, Ramazan dışı davranma özgürlüğünü anlamış

değilim.

Ortama bakıldığında, tatlı bir hava, kuş cıvıltıları,

taze demlenmiş çay ve koyu sohbet, hiç de durumun ters gittiğine dair bir

tabloyu yansıtmıyordu. Tuhaf olan benim rahatsızlığımdı.

Yan masada konuşmamızı dinleyen genç, tabi bir

samimiyetle; abi ben de oruçluyum ama sizin gibi düşünmüyorum. Bence insanlar

dilediği gibi davranmalı, özgür olmalı; oruç tutmama özgürlüğü var sonuçta.

Dedim ki haklısın, hatta dinsiz olma tercihi bile var. İnsan hesabını göze

aldıkça dilediği gibi hareket edebilir. Bu özgürlüğe insan kısıtlama getiremez.

Ancak Müslüman mahallesinde, ramazan gelmemiş gibi gayet tabii davranmaları

normal mi Dışarda yemek içmek bir tercihtir, pek tabi kapalı bir yerde

yiyebilir. Sorun hiçbir sakınma hissetmeksizin yabancı bir ülke havasında

olmaları. Kaldı ki bunu bana karşı değil Ramazan a karşı bir hürmetsizlik

olarak sayıyorum. Çünkü Ramazan ın da bir ruhu var. Ramazan Avrupa da Latin

Amerika da incinmez fakat İstanbul da incinir. Üsküdar da Eyüp de incinir.

Ramazan Allah ın Ruhlara ve kalplere hediye ettiği bir nimettir. Bize karşı

değil ona karşı bir hürmetsizlik var. Müslümanların yaşadığı beldelerde havayı

değiştirir