Geçen yazımızda, putperestliğin nasıl yerleştiğinin
hikâyesini anlatmıştık. Kur ân-ı Azimüşşân daki kıssalar, aslında bir kânunun
ucudur. O kıssalarda geçen Nemrut, Firavun, şirkin temsilcileri, Peygamberler
ise Allah ın dini olan İslâm ın ve Tevhidî inancın temsilcileridir. İman- Küfür
mücâdelesi, yani; Cenab-ı Hakk ın, Hz. Âdem i ve neslini yeryüzünün halifesi
olarak yaratmasını, yeryüzünde Allah ın hükümleri hâkim kılma vazifesinin Allah
tarafından insanlara verilmesini kıskanan ve bu kıskançlıkla, Allah ı ve
isimlerini çok iyi bilmesine rağmen şirke saplanan Şeytan la, gerçek
Mü minlerinmücâdelesi devam etmektedir. Bu mücâdele kıyamete kadar da devam
edecektir.
Geçen yazımızda, Mü minlerin Cennet e, kendisinin ve
etbâının Cehenneme gitmesini kıskanan şeytanın nasıl putperestliği icad edip
yerleştirdiği anlatmıştık. Bu yazımızda o kıssanın günümüzdeki şeklini
anlatacağız.
Şeytanın akıl hocaları Yahudiler ve o Yahudilerin de akıl
hocaları Hıristiyan İngilizler, geçen asırda tıpkı şeytanın kıskanması gibi,
Müslümanların ebedî Cennete namzet oluşunu, kendilerinin ve âbâ ecdatlarının
ise ebedî Cehennemlik oluşlarını kıskanarak, Ne yapıp edip bu Müslümanları
gerçek İslâm dan uzaklaştırmalıyız demişler ve bütün mesâilerini bunun için
harcamaya başlamışlardır. Onlar şunu çok iyi bilmekteydi: İnsanları İslâm dan
bir zerre miktarı uzaklaştırsalar, iş tamamdı. Zira o vakit, içine beşer fikri,
bid at bulaşmış din, gerçek İslâm olmaktan çıkmaktaydı. İnsanlar o inançla
öldükleri takdirde de ebedî Cehennemlik olmaktaydılar. Meselâ bir kimse
Allah ın bütün hükümlerini kabul etse de, yalnız bir hükmünü kabul etmese ve
bu zamanda da olur mu dese, o kimse isterse sabahtan akşama kadar namaz
kılsın, isterse her sene hacca gitsin, isterse bol bol zekat ve sadaka versin,
ebedî Cehennemlik olmaktaydı. Şeytanın yoldaşları için işte iş bu kadar
kolaydı!
İş bu kadar kolay olmasına rağmen, onlar ilk başta değişik
metotlar denediler. Müslümanları radikal tedbirlerle inançlarından
uzaklaştırmaya çalıştılar. Ancak bu taktikleri ters tepti, Müslümanlar daha çok
inançlarına sarıldılar. Bu defa taktik değiştirdiler. Dışardan müdahale yerine,
gövdenin içerisine kurtlar salarak tahrip etme yolunu denediler. Adı Müslüman
adı olan, İslâm ülkelerinde yaşayan, şan ve şöhret sahibi kimseleri devreye
koydular. Onlar eliyle Müslümanların inancını tahrip etmeye çalıştılar.
Camiye, minareye, ezana dokunmadılar. Ama onun haricinde
Müslümanların bütün inanç değerleriyle oynadılar. AllahuAzimüşşân ınvaz etmiş
olduğu yüzlerce hükme set çektiler. Allah ın haram kıldıklarını serbest, helal
kıldıklarını yasak hale getirdiler. Tesettür-ü Şer î, haremlik-selamlık,
zekatın kimlere verileceği, faizin haramlığı, cihad ve merhaleleri ve daha pek
çok temel konu üzerinde çalıştılar ve Müslümanların inanç esaslarını zedelemek
istediler.
Aradan yaklaşık üç nesil geçti. Tıpkı geçen yazımızda
anlattığımız gibi, şeytanın önce evliyaların fotoğrafını, sonra heykellerini
yaptırması, sonra o heykelleri rükû ve secde ettirip, sonra onları ilâh olarak
tanıtması gibi, her gelen nesil yeni hale adapte olmaya başladı.
Günümüzde öyle hale geldi ki, İmam-ı Âzam, İmam-ı Şafii,
İmam Rabbânî, İmam Gazâlî, Şâh-ı Nakşıbend, Abdülkadir Geylânî, Hz. Mevlâna
gibi zatlar hayatta olsa ve Ey insanlar yanlış inanç üzerindesiniz. Yanlış
amel üzerindesiniz. İşte Rabbimizin emrettiği sırat-ı Müstakim budur! dese
ve doğru ve gerçek İslâmiyeti anlatsa, insanlar onlardan yüz çevirecek hale
geldi. Hatta ve hatta Peygamber Efendimiz (asm) gelecek olsa, insanlar onunla
da münazara ve münakaşa edecek duruma geldi. Evet kabul edelim, bu hal,
şeytanın zaferidir.
Söylediklerimizi daha fazla açma ihtiyacı duymuyorum. Bu
yazdıklarımızdan bir şey anlamayana ne deseniz boş. Nefsim başta olmak üzere,
bu yazıyı okuyan herkesi Lâ ilâhe illâllah Muhammedü r-resûlullah deyip bunun
gereğini yerine getirmeye dâvet ediyorum