İnsan, varlığı ve oluşu gereği iki yön üzeredir. Biri hakikat, bir diğeri de onun karşıtı. Hakikat, Allah’ın insana sunduğu, olmasını dilediği ve yön verdiğidir. Bir diğeri de insanın şeytanın yoluna ve yollarına kapılmasıdır.
İnsanın tutku ve hırsları kimi zaman sınırları aşmaya neden. Sınırlar, insanın belli bir yere kadar gitmesini orada yol bulmasını belirler. Allah’ın bu takdirine uyanlar kurtuluş üzeredirler.
İnsan için en tehlikeli olanı kendisinde bulunmayan özellikler ile aşırılıklara kapılması. Gurur, kibir, böbürlenme ve benzeri davranışlar.
Bir insan eline güç geçirince kendisini üstün sayar ve öyle düşünür. Bu da onun başkaları üzerinde hem psikolojik, hem de doğrudan baskılara neden olur.
İnsanız, her insanın oluşum sürecinde biriktirdikleri kişiyi farklılaştırabilir. Bilme, bilgi ve deneyimlerle elde edilir. Bilgelikler, daha çok nefs terbiyesi, iç derinleşme, deneyimle belli aşamalar içinde olunmasıyla sağlanır.
Filozoflar, bilim insanları, düşünürler alanlarında zirveye ulaştıklarında kendi olabilirler. Onlar emeklerinin karşılığını alırlar. Onlar bildikçe, bilgi sahibi oldukça bilgisizliklerinin farkına varırlar. Şu kâinatta sonsuz bir alan ve uzam bulunmakta. Her alandaki derinleşmeler sonsuzluk kapılarını aralar ancak bununla belli bir yere kadar varılabilir.
Buluşlar büyük çaba ve emeklerin sonucu gerçekleşir. Hiçbir zaman bu bir son değildir, onun daha ötesi vardır.
Kahramanlar yiğit insanlar, en zor durumlardaki gözü kara insanlardır. Dehaları ve öngörüleriyle başarılar elde ederler.
İnsan nefsine hoş gelen abartılar, alkışlar, pohpohlar insanın olmadığı bir konumda kendilerini görmeye neden olur.
Bir insanın kendisini daha hayatta iken, adının kendisinin çok üzerindeki bir konuma oturtulması kişiyi putlaştırmaya götürür. Kişinin mizacı buna uygunsa ses çıkarmaz, hatta adının her yere kazınmasından mutluluk duyar. Bu, onun böbürlenme ve kendini üstün görme nedenidir.
İnsanların putlaştırılmaları, düşüncelerin ve inançların önüne geçmesine neden olur. Bir insan en üstün insan konumunda görülüyorsa, bir medeniyetin, inancın ve düşünüşün onun yarındaki değeri olmaz. Çünkü o değer üstüdür. Kendisini öyle görür.
Atılan her adıma, söylenen her söz, kutlu düşünüş ve inanışın bile önüne geçer. Söylediklerinin doğru, yanlış, iyi olup olmadığı önemli değildir. O söylemişse artık onun tartışılmasına bile gerek görülmez.
Batı düşüncesinin büyülü dünyasına kapılanlar kendi putlarını oluştururken etrafındakilerin de ona inan getirmesi ve tapınması bir gerekliliktir. O asla tartışılmaz, söyleyip yaptıkları üzerine konuşulmaz. Çünkü o dokunulmazdır, o bir puttur.
I. Adam, II. ve III. adamlar birbirine öykünme ve birbirinden üstün olma rekabetidir. İlkinin heykelleri var ise diğerlerinin de olması gerekir.
Peygamberimiz zamanında kralların görkemli sarayları, heykelleri vardı. Kâbe’nin etrafında sayısız putlar ve heykeller bulunmaktaydı. Hatta Hazreti İsa’nın putlaştırılması, onun ikonlarının oluşturulması söz konusu. Böyle olunca Peygamberimizin bir takım sınırlar çizmesi, tedbirler alması insanın putlaştırılmasına engel bir durumdur. Efendimizin, Mekke’nin fethinde putları kırması ve devirmesi insanlık tarihinin yeni bir başlangıcıdır. İnsanın bir kul olduğu bilincine ısrarlı bir vurguda bulunulur.
İslâm inanç ve düşüncesine bağlı olanların bu tür eğilimleri inançlarından ve düşüncelerinden uzaklaşmalarına neden olur. Bu giderek ivme kazanır, kendilerini herkesten üstün görmeye ve tanrı konumunda olmaya kadar götürür. Bu gibi davranışlardan Allah’a sığınırız.