Nereden bakarsanız bakın, neresinden tutarsanız tutun,

tutarsızlık diz boyu.

Hükumet kanadı, İmralı görüşmeleriyle ilgili çelişkili

açıklamalar yaptı bugüne kadar. Dün “İmralı görüşmeleri yapan şerefsizdir”

sözüne inat, sonradan masaya oturulup müzakereler yapıldı.

Ardından Paris’teki infaz gündeme girdi. PKK’nın üç kadın

milletvekilinin öldürülmesi, birçok kesimi gerdi kuşkusuz. Gizli eller, İmralı

görüşmelerin önüne bariyer koydu. Kimin hangi maksatla bu katliamları

gerçekleştirdiğine dair ipucu yok. Düşünce merkezli kuruluşlar bile net bir

ifade kullanamıyor. Dolayısıyla derin bir çukurda minicik iğne aramak gibi bir

durum söz konusu. Hatta bana göre, uzun bir müddet, bu cinayetlerin hiçbiri

aydınlatılmayacak.

Şimdi “cenazelerle ilgili provokasyon” uyarısı yapılıyor.

Aslında en büyük provokasyon PKK’nın bizatihi kendisidir.

PKK’ya şekil veren eller planlamayı en başından yapmış zaten.

Düşünün: Yıllar önce Urfa’dan Ankara’ya Tapu ve Kadastro

öğrenimi için gelen bir genç, Türkiye Cumhuriyeti’nin ana karargahına teşrif

edecek… Ankara’da ilk etkilendiği yer neresi dersiniz; Ulus’taki Atatürk’ün dev

heykeli… Bu genç yıllarca namaz kılanların içinde yer alacak, sonra güya

kendisiyle bir iç hesaplaşma içine girecek.

Sert bakışlı bu genç, önceleri sağ çevrelerin verdiği

milliyetçi ve dindar konferanslarını takip eder... Onu diğer öğrencilerden

ayıran bir özellik ne olabilir dersiniz; bulunduğu yerlerde daha çok inisiyatif

sahibi olmak!

O yıllarda sola karşı politik bilinci geliştirmek için

Komünizmle Mücadele Derneklerinin müdavimi bile olur… Bu genç, büyük bir merak

ve ilgiyle konferansları takip eder.

Sizi fazla merakta bırakmayayım ve bu gencin ismini deşifre

edeyim:

Abdullah Öcalan!

Derken, fikirleri yavaş yavaş gelişmeye başlar.

Yahut, onun kulağına şöyle fısıldanır: “Kürtler bir ulustur.

Sömürge halinde yaşarlar ve haklarını almak için bağımsız bir örgütlenmeye

gitmeleri gerekir.”

Ankara Yüksek Öğrenim Derneği Yönetim Kurulu’na girdiğinde

bu sözleri en yakın arkadaşı Baki Karer’le paylaşır.

Öcalan ve yandaşları, Ankara’nın Dikmen semtinde bir evde

toplanıp, kendi içlerinde tartışmaya ve yeni bir örgüt kurmanın hesaplarını

yapmaya başlar. Hatta, faaliyetlerini Güneydoğu’ya taşımaya karar verirler.

İlk olarak kendilerini Ulusal Kurtuluş Ordusu (UKO) diye

adlandırır. Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde, Kasım 1978’de

yapılan bir toplantıda örgütün son şeklini verir.

Çizgi bellidir. Öğrencilik yıllarının tersine,

Marksist-Leninist temellere dayalı bir Kürdistan devletini, silahlı mücadele

yoluyla kurmayı hedeflemek.

Örgüte; Partiye Karkeren Kürdistan (Kürdistan İşçi Partisi)

ismi verilir. Genel Sekreterlik görevine Abdullah Öcalan getirtilir… Aynı yıl

Öcalan, Kesire Yıldırım’la evlenir.

PKK başlangıçta bölgede varlığını kabul ettirebilmek için

diğer örgütlerle didişmeye başlar. Özellikle Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları

(KUK) adıyla bilinen örgüt üyeleri, PKK’nın hedefi olur. 12 Eylül darbesine

kadar olan süreçte, PKK Güvenlik güçlerine ve bölgedeki diğer örgütlere karşı

silahlı eylem gerçekleştirir.

Öcalan, 1979’da Türkiye’den ayrılarak Suriye’ye geçer,

ardından Lübnan’a giderek, Bekaa Vadisi’ne yerleşir. 12 Eylül’den sonra yurt

dışına çıkan merkez komite üyeleriyle militanlar da Bekaa’ya giderek Türkiye’de

yapacakları kanlı eylemlerin hazırlıklarına başlanır.

Darbe sonrası, örgüt güçlendirilir. 1984’de ilk ses getiren

eylemini yaparlar ve 15 Ağustos gecesi Eruh ve Şemdinli ilçelerini basarlar.

1985’te bu kanlı örgüt, ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi) adı altında

cephe oluşturur. Yeni köy baskınlarına ağırlık verirler, köy korucularına

yönelik sistemli bir saldırı kampanyası başlatırlar. Ardından toplu katliamlar

gelir ve 1986’da Mardin’in Pınarcık köyüne yapılan baskında kadın ve çocukların

da aralarında bulunduğu 30 kişi öldürülür.

Örgütün ihtiyaçlarını karşılamak için alt yapı oluşturan

PKK; dağlık bölgelerde yeraltı sığınakları, askeri kamplar, tüneller ve

hastaneler inşa eder. Bir yandan da kent merkezlerinde başlatılması düşünülen

ayaklanmaların ilk provası 1992 Nevruz kutlamaları Cizre’de gerçekleştirilir.

PKK’nın 1993’ten itibaren “siyasi faaliyetlere ağırlık

vermeye” başlaması, sendikalara sızmak çabalarıyla gündeme gelir. Almanya’da

Kürdistan Ulusal Meclisi’nin temelleri atılır. Bu PKK’ya bağlı bir meclisin ilk

ayağıydı.

DEP’in kapatılmasından sonra yurtdışına çıkan bazı sözde

“milletvekilleri”, Hollanda’nın Lahey kendinde sözde “Sürgündeki Kürdistan

Parlamentosu”nu kurdu. Ancak Almanya başta olmak üzere, bazı Avrupa ülkeleri,

Türk temsilciliklerine yönelik saldırıların ve örgütten ayrılanlara karşı

girişilen şiddet eylemleri nedeniyle tepki göstererek PKK’nın gücünü frenledi.

Örgüte darbe üstüne darbe geldi. Parmaksız Zeki kod adlı

PKK’nın ikinci adamı Şemdin Sakık’ın kopuşu ve bir operasyon sonucu yakalanıp

Türkiye’ye getirilmesi, daha sonra ABD destekli bir operasyonla Öcalan’ın

bizatihi kendisinin paketlenip Türkiye’ye özel uçakla adeta ikram edildi.

Malum, ardından İmralı’ya misafir edilmesi sürecini hep birlikte takip ettik.

Şimdi Öcalan, 14 kanala sahip televizyonlu bir odada,

üstelik Başvekil Adnan Menderes’in idam edildiği adada misafir tutuluyor.

1966’da başlayan öğrencilik yıllarından bugüne kadar olan süreçte, görevini

hakkıyla yapabilmenin gururunu taşıyor olmalı. Bu yüzden özenle bakılıyor.

Demir parmakların ardından kendince bir dünya yönetiyor.

Şimdi ona biçilen “sulh” maskesiyle, yeni provokasyonlara

yelken açmaya hazırlanıyor.

Bindik bir alamete…