İnsan mükerremdir!

Allah Teâlâ, O’na kulluk etsinler diye cinleri ve insanları

yarattı.

Kendisine secde edilmesini emretti. Kulluğun ve secdenin

karşılığında da cenneti vaat etti. Kulluk şartlarına uygun olarak da insanı,

akıl ve irade sahibi olarak yarattı. Dış etkilerden arınabildiği zaman Allah’ın

şeriatını benimseyebilecek kıvamı verdi ona. İnsan mükerrem tutuldu.

Diğer mahlûkattan farklı olarak şerefli kılındı. Çünkü

cennet gibi bir yere girip, orada ebedi kalacak için geçmişi şerefli ve üstün

olmak gerekiyordu. Bu nedenden ötürü de hayvanlar için cennet gibi bir son hiç

takdir edilmedi.

Sadece insan, cennete aday olarak yaratıldı.

Akıbeti cennet olabileceği için Allah onu, mükerrem yarattı.

Allah Teâlâ, insanı sadece mükerrem yaratmakla bırakmadı da.

Mükerrem olmanın gereği ne lazımsa onu belirledi ve dininde

kural haline getirdi. Yegâne dini olan İslam, insanlara Allah’a secde etmeyi

öğrettiği ve secde için şartlar oluşturduğu gibi, secde edecek insan için,

secde edeceği alnını temiz tutacak şartları da belirledi. Allah için secde

edecek alınların pak olmasını istedi. Allah’ı tesbih edecek dillerin kirletilmemesini

emretti. Allah’a kulluğun simgesi olarak secde en büyük ibadet olarak, secde

eden de en üstün tutulmuştur.

Secde edenin sadece kendisi değil, malı, iffeti, aklı her

şeyi güvence altına alınmıştır.

Bunun için gıybet en ağır günahlardan sayılmış, helallik

gerekti-ren bir durum olarak görülmüştür. Zira gıybet, secde edecek insanın

şahsiyetini rencide edecek bir davranıştır. Hâlbuki secde eden mükerremdir;

ardından konuşulması secde edecek alnında iz bırakabilir. Bunun için gıybet, en

ağır benzetmelerle ayıplanmış, ateş tehdidi görmüştür.

Bunun için emeksiz kazanma türlerinden biri olan faiz

yasaklanmıştır, lanet görmüştür. Bunun için, çalmaya organ kesme düzeyinde en

ağır cezalardan biri tatbik edilmiştir. Çünkü çalmada, bir insanın emeğini yok

sayma, onu ezme girişimi vardır. İnsana karşı işlenen suçların onu öldürmek,

sürmekten ibaret bilinmesi ciddi bir bilgi eksikliğidir. Doğru olanı ise şudur:

İnsanı üzen, onun onurunu düşüren her şey insanlık suçudur.

İnsanlık suçu çok ağırdır. Allah’a karşı işlenen suçlar için tevbe kapısı açık

tutulmuşken, insana karşı işlenen maddi ve manevi suçlar için öyle bir kapı

açılmamıştır. İnsanlık suçları için açık tutulan tek kapı helalleşme kapısıdır.

Allah Teâlâ’nın kendisine karşı işlenen en büyük suç şirke

bile geri dönüş kapısı açtığını düşündüğümüzde, basit görülen bir gıybet suçu

için öyle bir kapının aralanmamış olmasında düşünülmesi gereken derin sırlar

vardır.

İnsan mükerremdir. Mükerremliği ise kâğıt üzerinde değildir.

Bilakis, yaratıcısının himayesindedir. Onun için insana karşı kırıcı tavırlar

içinde olanların, kırdıkları insanı değil, onu yaratanı sorgulayıcısı olarak

görmeleri, suça karşı önleyici bir tedbir olarak yararlı olacaktır.

Suç çeşitleri

İşlenen suçları iki ana bölüme ayırabiliriz. Birinci bölüm,

Allah Teâlâ’ya karşı işlenen suçlardır. Bu suçları, O’nun emirlerinden birini

terk etmek veya yasaklarından birine uymamak olarak özetlemek mümkündür. Tevhid

O’nun emridir. Ebeveynin rızasını kollamak O’nun emridir. Sılayı rahim O’nun

emridir. Komşuluk hukukunu kollamak O’nun emridir. İnsanların mallarına karşı

art niyetli olmamak O’nun emridir.

Allah Teâlâ’nın emirleri ve yasakları listesi incelendiğinde

görülür ki: O emir ve yasaklar, camiyle sınırlı şeyler değildir. İnsan nerede

ve ne zaman nefes alıyorsa, Allah’ın emri ve yasağı oradadır.

İkinci bölüm ise, Allah’ın kullarına karşı işlenmiş

suçlardır. Bu bölümdeki suçlara insanın dinine, canına, namusuna, aklına ve

malına karşı işlenen her türlü suç dahildir.

Geri dönüş yolunun belirlenmesi bakımından bu suçlar iki

sınıfa ayrılmıştır; yoksa her iki tür suçun da cezasını verecek olan Allah

Teâlâ’dır.

Kullara karşı işlenen suçların etkisi sadece, o kullar-la

helalleşme zorunluluğu ile sınırlı değildir. Bu suçlar bir noktadan sonra,

kulun Allah için yaptığı ibadetleri, duayı etkiler duruma gelir. Resûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, saçı başı dağınık haliyle yollara düşmüş ve dua

edip, ‘ya Rabb!’ diyen birinin duasına neden icabet edilmediğini şu şekilde

yorumlamaktadır:

“Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haramla

beslenmiş; duası nasıl kabul edilecek ” (Müslim, Zekât, 19)

Kulun, kendisi gibi kullara karşı işlediği suçlar, ahiret

âlemine kadar sirayet eder. İnsanların bir yolla, insanlardan biriyle hak

ihlalin-den dolayı yüzleşmeye mecbur kalması, insanın en çok hüsrana uğrayacağı

sonuçlardan birini karşısına dikecektir. Bu sonuç, dünya ha-yatında

biriktirdiği hasenatının elinden alınıp diğer insana verilmesi, hatta ikinci

insanın günahlarından ona yüklenmesi şeklinde tezahür edebilecektir. Bunun sonu

ise cehenneme girip yanmaktır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda

ümmetini hiçbir yoruma gerek bırakmayacak şekilde uyarmış ve ahiret hayatına

intikal etmeden herkesin helalleşme çarelerini bulmasını tavsiye etmiştir.

Kendisinin de bu doğrultuda uygulamalarına, sahabileri çok defalar şahit

olmuşlardır.

Kural açık ve kesindir

Kul, Allah’a karşı suç işlememeye dikkat ettiği gibi,

Allah’ın kullarına karşı da hak tecavüzünde bulunmamaya dikkat edecektir. Hak

tecavüzü arsa işgali ve para çalmakla sınırlı değildir.

Failinin gözünde basit görülen, ama diğer insanı üzen ne

varsa o kul hakkı dosyasına dahildir. Bir kaş göz hareketinin ikinci insanı

üzmesi ‘kul hakkı’ dosyasına konduğu kadar, bir insanın evinin gasp edilmesi de

‘kul hakkı’ dosyasına konmaktadır.

Kul hakkının içeriği servet denebilecek çapta bir değer de

ola-bilir, bir çift söz de. İkisinin buluştuğu ortak nokta, Allah’ın yarattığı

ve O’nun himayesinde olan bir insanın horlanması, incitilmesi veya ezilmesidir.

Bu bölümün en güzel örneğini oluşturacak hatalardan biri

Hacerülesved’i öperken, onu öpenlerin irtikâp ettiği hatalardır. Hacerülesved’i

öpmek, sünnetlerden bir sünnettir. Engel yokken bile terk edilmesinin hacca ve

umreye bir zararı yoktur. Buna rağmen, çoğu ihramlı olan bir yığın mü’mine

eziyet ederek onun öpülmesi ise tam anlamıyla kul hakkıdır, haramdır.

Hacca gidip, oradan günahlardan arınarak dönmeyi uman bir

mü’minin, hiç tanımadığı, bilmediği insanların haklarıyla evine dönmesi,

kıyamet hesapları bakımından sadece hüsran olarak adlandırılabilir.

Onur zedelemeye dikkat

Bilhassa, yaratılıştan dolayı özrü bulunan insanların

onurunu zedelemek ağır bir kul hakkıdır.

Gıybet en ağır kul haklarındandır.

Söz taşımak, nemime kul haklarındandır.

Yalan söyleyip, aldatmak kul haklarındandır.

Kin gütmek kul haklarındandır.

Haset kul haklarındandır.

Ticari ilişkilerde aldatmak kul haklarındandır.

Herhangi bir yolla, insanlardan bir insanın malını, rızası

olmadan yemek kul hakkıdır. Böyle bir hakkın, bir tek buğday danesi olmasıyla,

bir buğday tarlası olması aynıdır.

Sılayı rahimi koparmak kul hakkıdır.

Söylentilere destek olmak kul hakkıdır.

Ayıplayıp, tahkir etmek kul hakkıdır.

Komşuluk hukukuna riayet etmemek kul hakkıdır.

Kaş, göz hareketiyle de olsa, mü’minlerle eğlenmek kul hakkıdır.

Sır yaymak kul hakkıdır.

Yalan şahitlik en ağır kul haklarındandır.

Kazf kul hakkıdır.

Üstün kalmak için cedelleşip, tartışmak kul hakkıdır.

Kaba sözlü olmak, kulu incittiği için kul hakkıdır.

Zulmün her çeşidi kul hakkıdır.

Suizan kul hakkıdır.

Tecessüs kul hakkıdır.

Sözden caymak, randevuyu geciktirmek kul hakkıdır.

İşçinin ücretini geciktirmek bile kul hakkıdır. İşçiye

anlaşma dışında iş yaptırmak kul hakkıdır.

Rüşvet, o rüşvetten dolayı işi aksayan ne kadar insan varsa

onların sayısı kadar kulun hakkıdır.

Çocukların eğitimini, ahlâkını, kişiliklerini ihmal etmek

kul hakkıdır.

Eşlerin birbirlerini ezmeleri, görevlerini ihmal etmeleri

kul hakkıdır.

Yetimin horlanması, ihmal edilmesi kul hakkıdır.

Evlerin saygınlığını ihlal etmek kul hakkıdır.

Borç geciktirmek kul hakkıdır.

Hırsızlık kul hakkıdır.

Nasihatte cimrilik, doğru sözde ihmalkârlık kul hakkıdır.

Eş adaylarının birbirlerine yanlış bilgi verip aldatmaları

kul hakkıdır.

Oy vermeyi, vatandaşlık görevi bilip de, günlük ve kısır

menfaatleri dikkate alarak oy vermek insanlara karşı işlenmiş bir kul hakkı

suçudur.

Ve netice şudur:

Kul hakkı tevbe ile affolunmaz. Tevbe, Allah Teâlâ’ya karşı

işlenen suçlar içindir. En büyük mağfiret sebebi olan şehitlik bile kul hakkını

silmez. (Müslim, İmare, 32) Tek çare, hak sahibi ile helalleşmektir.