Eskiden savaşlar erkekçe yapılırdı. Şimdiyse post modern

savaşlar kalleşçe yapılmaktadır.

Eskiden iki ordu karşı karşıya geldiğinde, büyük

çarpışmadan önce her iki ordunun namlı kahramanları çarpışırdı. Buradaki

gâlibiyet, aynı zamanda savaşın neticesinin bir nevi habercisi gibiydi.

Kâfirlerin kumandanı Câlut ile Hz. Davud un (asm) kapışmasını Kur ân-ı Kerim

bizlere haber vermektedir: Câlut isimli kâfir zebella gibi bir şeymiş. Upuzun

boyuna ve savaşçılıktaki ustalığına güvenirmiş. Hz. Davud (as) ise o sıralar

gencecik bir nevcivanmış. Yegâne silahı ise sapanıymış. Câlut kılıcını çekmiş,

hamle etmiş. Hz. Davut bu hamleyi savuşturduktan sonra uygun bir mesafeye

gitmiş, taşı sapanına yerleştirmiş, Bismillah deyip fırlatmış. O taş Câlut un

beynini dağıtmış. Daha sonra da Talut un kumandasındaki 313 yiğit, binlerce

küffâr ordusunun arasına dalmış ve onları ekin biçer gibi biçmiş, neticede

Mü minler, asırlardır dillere destan olan muhteşem zaferi kazanmışlar.

Bedir harbini hatırlayalım. Müşrikler sayıca çokluklarına,

bineklerine, zırhlarına, silahlarına güveniyorlardı. Mağrur ve küstah idiler.

İki ordunun büyük çarpışmasından önce müşriklerden Rabia oğullarından Utbe ile

Şeybe ile Utbe nin oğlu Velid, ortaya çıkmış, kendileriyle çarpışacak er

istemişlerdi. Kendilerine karşı çıkan Ensar dan yiğitleri kabul etmemiş,

Kureyş ten, Muhacirlerden er istemişlerdi. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz

(asm); Kalk yâ Ubeyde! Kalk yâ Hamza! Kalk yâ Ali! buyurmuştu. Emri alan bu

yiğitler ok gibi fırlayıp üç meşhur ve azılı müşriğin karşısına dikilmişlerdi.

Hz. Ubeyde b. Haris (ra) Utbe b. Rabia ile, Hz. Hamza (ra) Şeybe b. Rabia ile,

Hz. Ali (ra) ise Velid b. Utbe ile karşı karşıya gelmişlerdi. Hz. Hamza ile

yeğeni Hz. Ali kısa zamanda rakiplerinin işini bitirmiş, ikisi birden ağır

yaralanmış olan arkadaşları Hz. Ubeyde nin yardımına koşmuş ve Utbe nin de

işini bitirmişlerdi. Bu netice aynı zamanda Bedir harbinin de nasıl

neticeleneceğinin habercisi gibiydi

Hayber in fethi öncesindeki savaşlara gidiyoruz. Bu

savaşların en kritik anında Hz. Ali, meşhur Yahudi savaşçısı Merhab ın kardeşi

Hâris ile namlı savaşçı Âmir i öldürmüş, ardından çifte zırh giymiş Merhab ın

tepesine indirdiği kılıçla başını ikiye ayırmış ve bu teke tek dövüşlerin

ardından Hayber in son kalesi de fethedilmiştir.

Köroğlu, Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu der ve

tüfeğin icadıyla merdâne dövüşlerin sona erdiğini îma eder. Tüfek ne ki ondan

sonra ne nâmerd silahlar yapıldı. Toplar, bombalar, füzeler, kimyasal

silahlar, atom bombaları, daha neler, neler Hatta on bin kilometre öteden

bastığı düğmeyle hedefini imha eden insansız hava araçları dahi yapıldı ve

devreye konuldu.

Bunlar da yetmezmiş gibi pis savaşta rol alacak

yüzlerce birim kuruldu. Kimi yalan haberler yaydı, kimi tahribat yaptı, kimi

tecavüz birliğinde görev aldı. Bu pis savaşın en pis uygulamaları Bosna

savaşı ile Irak savaşında görüldü. Müslümanları can evinden vurmak için

kadınlara, kızlara tecâvüz edildi.

Şimdi savaşlar, resmî birliklerle yapılmıyor, gayr-ı

resmî ve işleri güçleri pislik olan birlikler eliyle yapılıyor. Düzinelerle

örgütler kurduruluyor, işler bu taşeron örgütlere gördürülüyor. Görevimiz

Tehlike filmlerinde olduğu gibi, bu pis savaş figüranlarının, sözde bağlı

oldukları devletle bir bağlantıları yoktur. Sözde kendi başlarına hareket

etmektedirler. Ama siz bunu külahıma anlatın!

Madem şimdi pis savaş devrede. O halde mazlumlar da

mukâbele-i bilmisil i hatırlamalı ve kendilerine verilen kısas hakkını

kullanmalı. Alın size pislik herifler! demeli. Bu pis savaşta, temizliğin

lüzumu yok