“Sağlık olsun” çok yaygın bir teselli ifadesi olarak girmiş dilimize. Hasta olana “geçmiş olsun”, sıhhatli olana “sağlık olsun”, tıraş olana ise “sıhhatler olsun” demek âdet olmuş. Hatta “sıhhatler olsun” ifadesi dilimizde evirilerek “saatler olsun”a bile dönüşüvermiş.
Sağlık dünyada canlılığı ve de varoluşu kazasız belasız sürdürmek anlamına işaret ediyor. “Başın sağ olsun” derken, burada sağ ile sağlık arasında birebir ilişkiyi göz ardı etmemek lazım. Yemeğini yiyip kahvesini çayını içtiğimiz kişiye “eline sağlık” demeyi ihmal etmeyiz.
Maharet, eli kullanma biçimindedir elbet. Fakat “el” maharetin ve marifetin sembolü olmuştur. “Sağ ol” ifadesi de bu anlamda teşekkür yerine sıklıkla kullandığımız bir duadır. İnsan kendi nefsi için ölümü temenni etmemesi gerektiği gibi hastalığı da çağırmamalı, ayak seslerini duyduğu an kovalayıp geri çevirmelidir. Çünkü bu durum dünya sınavının sağlıklı yürümesi için elzemdir.
Dünyanın fani, insanın ve bütün canlıların ölümlü olduğunu bildiğimiz halde hayat tempomuz bozulmasın diye çoğunlukla bilmezlikten geliriz. Ölüme karşı sağlıktan yardım isteriz. Aslında sağlık insanın geçici iyiliğini muhafaza etme iddiasından öteye gitmez. Kabristanlar sağlığını koruyamayan, sağlığın fayda sağlamadığı insanlarla doludur.
Sağlık -yani sağ olma hali- ölünceye kadardır. Ölüm gelmediği sürece her insan hem sağ hem sağlıklıdır. Şayet aynada iskeletine kadar gösterebilme cesaretine sahip olanlar varsa onlar için hastalık saklandığı yerden bir şekilde çıkıp kendini aşikâr eder.
Bir başka zaviyeden baktığımızda -ki bu bizim ıskaladığımız yönümüzdür- her kişi hasta ve engellidir. Zira eğreti yaratılmış olması insanı dünyada istediği birçok şeyi yapamaz, güç yetiremez kılmıştır. Ne kadar organı varsa insanın o kadar sıkıntısı var demektir.
Sanıldığı gibi ölüm hayata saldırmaz, sadece baş edemediğimiz dünyayı önümüzde barikat olmaktan çıkarır. Ne kadar uzun yaşarsak yaşayalım ne denli mal mülke sahip olursak olalım, bu dünyadan hiçbirimiz sağ çıkmayacağız dostlarım. Şu yalan dünyada insanın varlık acılarının ilacı bulunamamıştır, ilaç diye elden ele dolaşanları söylüyorsanız, onların hepsi plasebo!
SABAH GİBİ UYANDIRAN
Mustafa Ruhi Şirin’in farklı dönemlerde yazıp kitaplaşmış olan şiirleri Sabah Gibi Uyandıran adıyla Muhit Kitap şiir dizisinden çıktı. 1977-1996 yılları arasında Rüya Saati, 1977-2011 Dünya Bir Lunapark, 2012-2016 tarihlerinde yazılan şiirleri içeren Elsiz Eldiven kitapları Toplu Şiirler halinde bir araya getirilerek okuyucusuyla buluştu. Çocuk duyarlığı üzere yazılan şiirler her insanın içerisinde terk ettiği ya da kaybettiği çocukluğu da eksen alıyor. Kitapta dört anlamlı ithafa rastlıyoruz: Bilge şair Sezai Karakoç’a, altı buçuk yaşında iken dünyaya veda eden şairin babasının aziz hatırasına, bilge insan Aliya İzzet Begoviç’e ve doğmuş ve doğacak Afrikalı çocuklara. Kitaba isim olan dize çocuğu işaret ediyor: “Çocuktur / Dünyayı sabah gibi uyandıran…”
Acılarıyla, mutluluk ve gülücükleriyle, bakışlarıyla ve sokağı dolduran sesleriyle çocuklar her sabah dünyaya yeni bir başlık atarlar. Çocuğa olan hepimize, her yaşa ve her cinsiyete olmuştur. “Bir çocuk / Sanık sandalyesinde otursa / Sandalye bile ağlar.”
Bir sandalyenin ağlaması maşeri vicdanları bir sabah gibi uyandırır. Mustafa Ruhi Şirin’in toplu şiirleri okuyucuya bütüncül bir okuma fırsatı sunuyor. Sadece şiirleri değil, şiirlerin şairini de daha derli toplu okuma imkânına kavuşturuyor. Bu şiirler çocuk iklimini, coğrafyasını, göğünü ve de kaybolan, elinden alınan dünyasını ortaya koyarak yetişkin insanın kalbini yokluyor. Kimi yerde eski Yunan bilgesi Heraklitos’un, kimi yerde, “Aklın yolu birdir” diyen Aristoteles’in, “Çocuk benim ülkemdir” diyen Sezai Karakoç’un, “Güzel günler göreceğiz / güneşli günler” diyen Nazım Hikmet’in sözleri ve mısralarıyla selamlaşıp ayak üstü sohbet eder. Frederich Holderlin bu şiirde ne arıyor demeyin. İnsanın Güneşi’ne arınmış bir yüz ve çıplak bir gözle bakabilmek için insanlığın söz istasyonları adı verilen çeşmenin başında bir müddet beklemek gerekiyor. Bakalım çeşmeden neler akıyor:
“Armağanıdır Allah’ın
Çocuğun bilmediğini bilme hâli
Gökten bakarken her yer ışır ona
Bakınca aşağıdan yukarı
Küçük gelir kendi kabı bile
Haber bekleyen olur göğün habercisiyken
Şaşılacak bir şey yok. “Ağaç da çocuk da
Kendinden üstünü arar”
Deniz makamında bir sözdür. Çocuğun
Dünyadan büyük olduğu. Geç vakitte
Yere bakar gibi
Baksa da hep içine
Güneşi battıktan sonra geciken
Bakışlar ulaşmaz menzile.”
(Sabah Gibi Uyandıran-Toplu Şiirler- Mustafa Ruhi Şirin-Muhit Kitap)