Peygamberimiz (s.a.v)’in âlemlere rahmet olması, insanlığın manen hayat bulmasına sebep olduğunu ve kıyamete kadar olmaya devam edeceğini; toprağın yağmura ihtiyacı olduğu gibi insanlığın da O’na ve getirdiği dine mecbur olduğunu ifade eder.

O sadece insanlara değil cinlere ve bütün bir kâinata rahmettir. Bundan dolayı resul-üs-sakaleyn’dir; rahmeten lil âlemindir. O Muhammed’ül emin’dir, hatemün nebiyyin’dir.

O’nun getirdiği vahiy hayatımızın her alanına müdahale eder. Sadece tebliği değil tebyini (açıklama) de önemlidir. İster metlûv vahiy, isterse gayr-i metlûv vahiy olsun başımızın tacıdır.

O, bize insanlara doğru yolu gösteren ve “Doğrusu Kur’an, insanlara doğruluk rehberi ve rahmettir” (Neml, 77) buyrulan Allah-u Teâlâ’nın emirlerini muhtevi Kur’an-ı Kerim’i tebliğ ve tebyin (açıklayan) edendir; bu yönüyle rehberdir, rahmettir.

O, Kur’an’ı öğrettiği gibi hikmeti de öğretir. Kur’an-ı Kerim’de “Nitekim kendi içinizden bir peygamber gönderdik. O size ayetlerimizi okuyor ve temizliyor. Ayrıca size Kitabı ve Hikmeti öğretiyor” (Bakara, 151).

Allah-u Teâlâ’nın emir ve yasaklarını bize ulaştırdığı, öğrettiği, açıkladığı, yol gösterdiği, vahye sadık kaldığı ve kitapla birlikte hikmeti de öğrettiği için rehberimizdir.

Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed (s.a.v.)’in âlemlere rahmet olduğunu (Enbiya, 107), çok güvenilir olması hasebiyle ne verirse onu almamız gerektiğini (Haşr, 7), kendi nefsinden konuşmadığını (Necm, 3), vahyin dışına asla çıkmadığını (Hakka, 44-46), bundan dolayı itaat edilmesi gerektiğini (Al-i İmran, 132; Nisa, 80), itaat edilmezse amellerin boşa gideceğini (Muhammed, 33), karşı gelip ve itaat etmeyenlerin kâfir olarak (Al-i İmran, 32) cehennemlik (Tevbe, 63) ve pişman olacağını (Ahzab, 66); anlaşmazlığa düştüğümüz konularda hakem tayin edip kararlarına teslim olmamız gerektiğini (Nisa, 59, 65) belirttikten sonra bütün insanların tek kurtuluş çaresinin Allah’a ve Resulü’ne uymak olduğu hakkında şöyle buyurmaktadır: “(Ey Muhammed)! De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulü’ne, o ümmi Peygamber’e iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız” (A’raf, 158).

Allah-u Teâlâ’nın bize tanıttığı Hz. Muhammed (s.a.v.), sadece bunlarla sınırlı değildir elbette. “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir” (Tevbe, 128) ayetinde bize karşı çok düşkün, şefkatli ve merhametli olduğundan bahsedilmektedir.

Güzel ahlâkı ve örnekliği hakkında ise “(Ey Muhammed! Şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 4) ve “Sizin için Allah’ın Resulü’nde alınması gereken güzel bir örnek vardır” (Ahzab, 21) buyurmaktadır.

İnsanlığın zirvesi, güzel ahlakın timsali bir peygamberi sevmek, emirlerine uymak ve O’nun yanında edebimizi muhafaza etmek de yine Allah-u Teâlâ’nın emridir. Kur’an-ı Kerim’deki “Resulüm de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (Al-i İmran, 31); “Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamber’in sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygamber’e birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın” (Hucurat, 2) ayetler bunu ifade eder.