BİR ay boyu nefislerine, bedenlerine oruç tutturan

mü minler, bunu Allah rızası için yapmanın hazzıyla böyle bir imtihanı başarmış

olmanın ümidiyle yaşadıkları coşku ve sevinç, bayram olarak tezahür etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.), Medine ye hicretinin ikinci yılında gelen oruç ayetinden sonra oruç

tutan Müslümanlara bir hediye daha vermiştir. Yeni bir değişimin habercisidir

bu. Medinelilerin İran dan alınma Nevruz ve Mihricân Bayramlarını

kutladıklarını gören Peygamberimiz (s.a.v.), onlara: Allah sizin için o iki

günü daha hayırlı iki günle, kurban ve ramazan bayramlarıyla değiştirmiştir.

dedi. Hem bir ikaz, hem de bir değişimdir bu haber Müslümanlar için. İşte bu

haberi veren Resûlullah, Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır.

(Buhârî, İdeyn,3) diyerek, Bayramı namaz ile karşılamıştır. Namaz ile

kutlamıştır bayramı. Böylece bayramın neden bayram namazıyla başladığını

öğrenmiş oluyoruz.

Peygamberimiz, namaza gitmeden evvel, gusletmiş,

dişlerini misvaklamış, güzel kokular sürünüp, en güzel elbiselerini giymiştir.

Enes b. Mâlik (r.a.) Resûlullah(s.a.v.) Ramazan Bayramı günü birkaç tane hurma

yemeden bayram namazına çıkmazdı. Bunları da tekli adet olarak yerdi. (Buhârî,

İydeyn, 514) demiştir Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.) in bu hurma yeme adeti

sahabeler tarafından sünnet telakki edilerek bundan bayramlarda tatlı ve şeker

ikram etme geleneği doğmuştur.

Peki, Peygamberimiz (s.a.v.) Bayram namazına nasıl

giderdi biliyor musunuz Gelin bu sorumuzun cevabını da ashabı Cabir b.

Abdullah tan alalım: Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.)

bayram günü musallaya gitmek için farklı yollardan geçerdi. Dönüşünde de

geçtiği yollardan geçmeyip, başka bir yoldan dönerdi. (Buhârî, İydeyn,523)

Farklı ve daha fazla insanla karşılaşmayı umarak onlarla bayramlaşmak için

farklı yollardan geçmesi ne büyük bir incelik!

Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara durup::

Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin

rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol

mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine

getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emredildiniz, orucu tuttunuz ve Rabbinize

itaat ettiniz, mükâfatınızı alınız. diye seslenirler.

Bayram namazını kıldıktan sonra bir münâdi şöyle

seslenir:

  İyi dinleyiniz,

müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak

dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak

ilan edilir diye müjdeleyen Peygamberimiz (s.a.v.) Bayram namazını nerede

kılardı acaba biliyor musunuz Camide deyişinizi duyar gibiyim. Ama

bilemediniz. O, namazını Musalla denilen açık havada bugünkü anlamda

namazgâhda kılardı, bayram namazını. Bayram namazında sadece erkekler olmazdı.

Bayanları da bilhassa Peygamberimiz bayram namazına çağırırdı. Bu konuda Ümmü

Atiyye (r.a) şöyle diyor: Peygamber (s.a.v.) bize her iki bayramda da henüz

evlenmemiş genç kızları, örtülü hanımları musallaya çıkarmamızı emretti.

Hayızlı kadınlara gelince; Onlar namazdan uzakça durur (namaz kılmayıp, kılınan

yerden biraz daha uzakta durarak)), hayırda ve Müslümanların tekbirlerine ve

dualarına icabet ederler. buyurdu. Bu olay, Peygamber zamanında hanımların da

bayram namazına iştirak ettiklerini göstermektedir. Ancak daha sonraları,

hanımların dine aykırı bazı davranış ve kıyafetleri sebebiyle mi Hanefîler,

Mâlikîler ve Şâfiîler tarafından bayram namazına katılmaları yaşlı kadınlar

hariç mekruh kabul edilmiştir Bilmiyorum, Hanbelilerde ise kadınlar, parfüm kullanmadan, kılık kıyafetlerine

dikkat ederek erkeklerin arasına karışmadan, erkeklerin arkalarında bayram

namazına katılmaları müstehap sayılmıştır.

İbn Abbâs (r.a.): Resûlullah (s.a.v.) üzerine şehâdet

ederim ki, o namazı hutbeden önce kıldı. Sonra hutbe okudu. Cemaat dağılmadan

bilhassa kadınlar çıkmadan erkeklerin çıkmaması, oturması için onlara işaret

edip, daha sonra kadınlara işittiremediğini düşünüp onların yanına geldi. Bilâl

de yanındaydı. Onlara hatırlatmalarda bulundu, öğüt verdi ve Ey Peygamber!

Mü min kadınlar Allah a hiçbir şeyi eş tutmamak, hırsızlık yapmamak, zina

etmemek, elleri ile ayakları arasından bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi

işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye (bağlılık sözü

vermeye) geldikleri zaman biatlerini kabul et ve onlar için Allah tan mağfiret

dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine, 12)

âyetini okuyup bitirdi. Sonra: Sizler bu biat üzere sabit misiniz diye

sordu. Kadınların içlerinden biri bu soruya Evet, ya Resûlallah dedi.

Resûlallah: Mademki öyledir, sadaka verin. Buyurdu..

Bilal de elbisesini açtı. Kadınlar yüzük, halka ve diğer

kıymetleri şeyleri atmaya başladılar. Diyerek Peygamberimiz (s.a.v.) in

namazdan sonra kadınlarla biatlaştığını anlatmıştır.

Şimdi diyeceksiniz ki hep ibadet hep ibadet, bayramda hiç

eğlence yok muydu Vardı tabii. Bunu da Hz. Aişe annemiz (r.a.) den dinleyelim

isterseniz: Bayram günlerinden birinde, Resûlulah (s.a.v.) odama girdi.

Karşımda Buas Savaşıyla ilgili def çalarak ezgiler okuyan iki kız vardı.

Yatağına uzanıp, mübarek yüzünü çevirdi. Derken babam Ebû Bekir (r.a.) içeri

girdi. bu ne hâl Resûlullah (s.a.v.) in yanında şeytan nameleri ha! diye beni

azarladı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ona dönüp, Ya Ebâ Bekir, onları

bırak! Bu günler bayram günleridir  buyurdu. Onlara fark ettirmeden göz işaretiyle kızlara gitmelerini

söyledim .Onlar da çıktılar. Yine bir bayram günü siyahîler kals denilen

mızraklarla bir gösteri yapıyorlardı. Bilmem ya ben Resûlullah (s.a.v.) den

onlara bakmak için izin istedim, ya da O bakmak ister misin diye sordu.

Evet dedim. Bunun üzerine beni arkasında yanağım yanağına değecek vechile

ayak üstü durdurup, Habeşîlere: Haydin devam edin, oynayın, ey Erfide

oğulları! Yahudiler ve Hristiyanlar İslâm ın hoşgörülü tevhid dini olduğunu

görsünler   buyurdu. Evet, gördüğünüz

gibi eğlence vardı Asr-ı Saadette. Ama bu eğlence anlayışı bugünkü anlayıştan

çok farklı ve seviyeliydi. Belli kurallar, belli disiplinler içindeydi. Sevinci

gaflete dönüştürecek taşkınlıklar yoktu. O yüzden bizler de bayramların bize

İlahi bir lütuf olduğunu unutmadan, Peygamberimiz (s.a.v.) in sünneti eşliğinde

eğlenmeli, bir aylık yaptığımız oruç ibadetinin sevabını taşkın sellere

bırakmayalım.

Yazımı Asr-ı Saadetteki ashabın birbirleriyle

bayramlaşırken söyledikleri sözle (duayla) bitireyim: Tekabbellallahu minna ve

minküm. Yani: Allah bizden de sizden de kabul etsin Amin.

Kaynaklar:

Müslim, Sahih Tercümesi, Terc. Mehmet Sofuoğlu, İstanbul:

İrfan Yayınevi, 1968, ss.45-58.

El-Münzirî, Tergib ve Terhib, Terc. A. Muhtar Büyükçınar

ve dğr., c.II, İstanbul: Hikmet Yayınları, 1984, ss. 532-533.

Nebi Bozkurt, Bayram (Bayram Kutlamaları) , DİA, c.V,

ss. 261-263

İbrahim Bayraktar, Bayram (İslami Dönem: Dinî

Hükümler) , DİA, c.V, ss. 259-261